31 Aralık 2020 Perşembe

Gıda enflasyonu

Gelecek yılın asgari ücreti yüzde 21.5 artırıldı. Genel enflasyonun üzerinde ama gıda enflasyonu ile tam olarak başa baş. Kasım itibariyle son bir yılda gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarındaki artış yüzde 21.06. Geliri düşük grupların harcama sepeti içinde gıdanın payı yüzde 30’la en yüksek düzeyde.


Yüzde 21.06’lık gıda fiyat artışı, yüzde 14.03’lük tüketici genel enflasyonun yüzde 50 üzerine çıktı. Aradaki fark büyüdü.


ÜRETİCİ-TÜKETİCİ MARJI BÜYÜYOR


-Elbette tüketici fiyatları için dönüp üretici fiyatlarının durumuna bakmak lazım. TÜİK verileri ile tarım üretici fiyat artışı son bir yılda yüzde 20.76 vardı. Bir Üretici ile tüketici gıda fiyatları arasında bir yılda 0.3 puan gibi küçük bir rakamın önemi mi olur denilebilir.


-Ama vadeyi son 5 yıla çıkardığımızda fark giderek büyüyor. Tarım üretici fiyatları yüzde 91.29 artarken TÜFE içindeki gıda grubu yüzde 98.63 yükseldi. 5 yılda oluşan 7.34 puanlık fark ciddi büyük. Üretim dışındaki zincirin maliyetleri ve kar marjı geçmişte de vardı. 5 yılda bu kadar fark daha üzerine eklendi demek.


-Gıdada bu yıl yaşananlar çok ilginç hem geçmiş yıllarda yaşananlara hem de gelecekte karşılaşacaklarımızın göstergesi gibi.

ÜRETİM FİYATI ETKİLEMEZ Mİ?


-TÜİK dün yılın ikinci ve son tarım üretimi tahminlerini açıkladı. Tabi bu tahminler Tarım Bakanlığı’nın verilerine dayanıyor. Tahıl, sebze ve meyve olarak toplam üretim bu yıl 124.1 milyon tona ulaşıyor. 2019’da rakam 117.2 milyon tondu.


-Artış 6.9 milyon ton veya yüzde 5.9. Gayet iyi bir artış. Nüfus artışının üç katı kadar. Turist dersen bu yıl yok. Tüketimde turistlerden kaynaklı azalma var.


-Buna karşılık gıda enflasyonu genel enflasyonun yüzde 50 üzerinde. Hatta genel enflasyonun sürükleyicisi gıda olmuş. 14.03’e çıkan TÜFE’nin 4.80 puanı veya yüzde 34’ü gıdadan geldi.


GİRDİLERİN YARISI İTHAL


-Üretim dışı gıda zincirinde sorun var ancak gıda fiyat artışındaki etkisi bu yıl sınırlı. Asıl artış üretici fiyatlarından geliyor. Üreticinin maliyeti yükseldi. Maliyet artışı da büyük ölçüde kur artışı kaynaklı. Dolar kuru kasım ayı başına kadar yüzde 44’e varan artış kaydetti ya, onun maliyeti.


-Çünkü tarımda üretimde ithal girdi sanayiden daha yüksek. Mazot ithal, gübre ithal; ekipman, ilaç, tohum kısmen ithal. Girdilerin yaklaşık yarısı ithalatla karşılanıyor ve dolar ne kadar artıyorsa maliyetler o kadar yükseliyor.


Üreticiden başlayan fiyat artışı her zinciri besleyerek gidiyor.


-Bir da hava koşullarından dolayı üretimi düşen ürünler var. Üretim azalmasının affı hiç yok. Ceza, yüklü fiyat artışı olarak geliyor. Mesela bu yıl üretimin bol yılı ama hava koşullarının üretim düşüşüne yol açtığı her üründe fiyatlar katlanarak artmış. İşte TÜİK verileriyle bunun bazı örnekleri.

PORTAKALI SOYDUM…


-Bir kış meyvesi olan portakalın fiyatı mevsiminde yüzde 60 arttı. Üretim kaybı ise yüzde 21.5 kadar ve mayıs ayındaki hava bozulmasından kaynaklandı. Ancak üretim kaybı ile orantısız ve ölçüsüz bir fiyat artışı olduğunu da gerçek. Bu da piyasa oyuncularının kâr hırsından, spekülasyondan kaynaklanıyor. Aynen portakalı soyup enflasyon sepetine koyuyoruz.


-Kış sebzesi karnabahar da bu yıl yüzde 77 zamlandı. Gerekçesi ise yüzde 7.7’lik üretim kaybı. Üretim kaybının 10 katı fiyat artışı, aynen borsada küçük hisse senetlerine örgütlenerek giren bireysel yatırımcıların kazancını hatırlatıyor.


-Sivri biberin fiyatı yüzde 52 arttı. Nedeni de üretimin bu yıl yüzde 7 azalması. Ebette böyle bir fırsat kaçmaz. Eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in 20 yıl önce dediği gibi, sivri biberi acaba enflasyon sepetinden çıkarmak mı lazım? Tam bir spekülasyon aracı oldu çıktı.


FASULYE ÜRETİMİ % 24, FİYATI % 42 ARTTI


-Kuru fasulyede bir yıllık fiyat artışı yüzde 42. Üretimi ise uzun yıllardan sonra 55 bin ton artışla 280 bin tona çıktı ve yüzde 24 arttı. Pandemi nedeniyle köyüne dönen fasulye ekti demek.


-Peki üretim sıçramasının fiyat artışını sınırlayıcı etkisini niye göremedik? Belirtelim ki, bakliyat tüketimi dünyada da karantinadan dolayı arttı. Stok yapmaya elverişli bir ürün. Dünya fiyatları biraz yukarı gitti.


-Türkiye ise fasulye ithal etmeye devam ediyor. Kendi kendine yeterlilik oranı yüzde 70 ile düşük düzeydeydi. Hala daha açık kapanmadı ve yurtiçi talep artışı ile bastılar zammı.

ÇORBAYA DOLAR KARIŞTI


-Mercimek bir yılda yüzde 68 zamlandı. Neden acaba? Üretim yüzde 6 arttı ama talebi karşılamaya yetmez. Çünkü yeterlilik oranı yüzde 75’lerde. Kanada’da ürettirip ithal ediyoruz. Bu nedenle işin içine kur artışı giriyor.


-Dolarda bir ara yüzde 45’i bulan artış şimdi yüzde 25’e kadar indi. Kur artışının etkisi olsa olsa fiyat artışının yarısını açıklar. Talep artışı ile birlikte spekülasyonu eklediğimizde ancak yüzde 68’lik artışı buluruz.


YAĞDA DUBLE ARTIŞ


-Bitkisel yağlar da bu yıl sıkıntılı. Çünkü üretimi azaldı, dünya fiyatları da yukarı gidiyor. Türkiye ise bitkisel yağ ihtiyacının üçte birlik kısmını ithalatla karşılıyor. Dünyada ana fiyatı artıyor, Türkiye’de kur artmış, ediyor duble artış.


-Bu artış yanına zeytinyağını da çekebilir. Nitekim son bir yılda zeytin fiyatı yüzde 9 artarken zeytinyağı fiyatı yüzde 15 yükseldi. Üstelik zeytinin yok yılı ve üretim yüzde 14 azaldı, bunun sonuçları da 2021’de görülebilir.


DÜNYA BİRİNCİSİ ÜRÜNDE % 32’LİK FİYAT ARTIŞI


-Enflasyona yol açması bakımından ilginç son bir örnekle noktalayalım. Ayva üretimi Türkiye’de boldur. Hatta bazı yıllar toplanmadan dalında bırakılır. Dünya ayva üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını Türkiye yapar ve ilk sırada gelir.


-Yine TÜİK’in verilerine göre 2020’de ayva üretimi yüzde 4.8 artışla 189 bin tona çıktı. Üretim arttı, ihracat yok, turist de yok. Maliyetler yönüyle ithalat bağımlılığı en az olan ürünlerden biri. Ama ayva fiyatı son bir yılda yüzde 31.7 yükseldi.

-Üretiminde dünya birincisi olduğumuz, tüketimine müşteri bulamadığımız ayvanın fiyatı bir yılda gıda fiyatları ortalamasını yüzde 50 geçti. Tam olarak fiyatlama davranışlarının nasıl bozulduğuna, enflasyonda ayvayı yediğimize iyi bir örnek.


SORUN ÜRETİMİN ÖTESİNDE


-Fiyat artışlarına neden çok. Bir o neden, bir bu neden, bir yoktan neden derken hane halkının en büyük harcama kalemi gıda fiyat artışına öncülük ediyor. Üstelik üretimin bol olduğu bir yılda.


-Çünkü sorun üretimde değil, dövize dayalı maliyetlerde, sorun üretim dışı zincirin diğer halkalarında. Gıda enflasyonu düşürmek için üretim ötesi önlemlere yönelmek gerekiyor.


Abdurrahman Yıldırım

HaberTürk

https://www.haberturk.com/yazarlar/abdurrahman-yildirim-1018/2919214-enflasyonda-ayvayi-yedik


Tarımda zincirleme etkisi olan ürünlerin fiyat artışları önemlidir. Ayva pahalı ise yemezsiniz. Fakat mısır pahalı ise yumurta da yağ da pahalıdır. Buğday saman pahalı ise süt ürünleri de pahalanır. Önemli olan tarım ürününün hangi zincirin başında olduğudur




30 Aralık 2020 Çarşamba

Van'da yetişen Fransız cinsi kazlara yoğun talep

 Van'ın Tuşba ilçesinde kaz çiftliği kuran Ömer ve Bilal Kasap kardeşlerin, yumurtalarını Fransa'dan alıp, ürettiği kazlara yurtiçi ve yurt dışından yoğun talep var.

Çiftlikte 700 kaz ve 2 bin civciv yetiştirdiklerini söyleyen Ömer Kasap'ın oğlu Muhammed Kasap, "Civciv, kaz ve kaz etleri için Türkiye'nin birçok kentinin yanı sıra İran ve Irak'tan da yoğun talep alıyoruz. Gelen talepleri yetiştirmeye çalışıyoruz" dedi. 


Tuşba'ya bağlı Tabanlı Mahallesi'nde yaşayan Ömer ve Bilal Kasap kardeşler, 2,5 yıl önce Fransa'dan G35 ve G36 cinsi kaz yumurtası aldı. 2 kardeş, getirdikleri yumurtalardan kuluçka sistemiyle elde ettikleri civcivleri de kurdukları çiftlikte yetiştirmeye başladı. 6'ncı ayın sonunda ise yumurtalardan çıkan civcivlere, Türkiye'nin birçok ili başta olmak üzere İran ve Irak'tan da yoğun talep geliyor. Yüksek verimli kazları bahar ve yaz mevsimlerinde dağlarda yetişen nane ve kekikle besleyen kardeşler, havaların soğumasıyla da bin bir emekle yetiştirdikleri kazların etlerini satışa sunuyor. Hijyen kurallarına uyarak kestikleri kazların etini 45 derecelik su kazanlarına alan girişimci kardeşler, daha sonra makinelerle tüylerini temizliyor. Temizledikleri etleri asarak dinlendiren kardeşler, daha sonra ise paketleyerek satışa sunuyor. 


'TALEPLERİ YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ'


Çiftlikte 700 damızlık kaz ile 2 bin civciv yetiştirdiklerini anlatan Muhammed Kasap, gelen talepleri yetiştirmeye çalıştıklarını söyledi. Kasap, kaz etinin son zamanlarda geçtiğimiz yıllara oranla daha çok tercih edildiğini belirterek, "Kışın gelmesiyle birlikte de kesimlerimize başladık. Her mevsimden ziyade kışın daha çok tercih ediliyor. Kaz soğuk havayı gördüğünde yağlanmaya başlar. Bu durumda illa kar yiyecek diye bir şey yok. Ancak kaz eti havalar soğuduğu zamanlarda rahatlıkla yenilebilir. Yetiştirdiğimiz kazların etlerini yurtiçinin yanı sıra, yurt dışına satıyoruz. Sofraların vazgeçilmezi olan kaz etine yoğun talep var. Gelen talepleri de yetiştirmeye çalışıyoruz" dedi.






HEKTAŞ’tan yeni satın almalar

 OYAK Tarım Hayvancılık şirketlerinden HEKTAŞ, kuraklığa karşı toleranslı tohumlar geliştiren Avustralya kökenli Agriventis Technologies ve veteriner tıbbi ürün üretimi yapan Arma İlaç’ı satın alma kararı verdi.

HEKTAŞ’tan yapılan açıklamaya göre, dünyayı etkileyen küresel iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve Kovid-19’la ön plana çıkan "hayvan sağlığı" olmak üzere iki konuda stratejik iki yatırıma birden imza atmayı planlıyor. HEKTAŞ, bu kapsamda, daha az suya ihtiyaç duyan ve her türlü iklim koşuluna uyumlu tohum geliştiren Avustralya kökenli girişim sermayesi şirketi Agriventis Technologies Pty Ltd’yi ve hayvan sağlığı alanında veteriner tıbbi ürün üretimi yapan Arma İlaç’ı satın alma kararı verdi. Agriventis hisselerinin yüzde 51’ini, Arma İlaç’ın ise tamamını bünyesine katma kararını Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na bildiren HEKTAŞ, iki stratejik yatırımla küresel lige çıkmaya hazırlanıyor. İki şirketin de pay devir fiyatları bağımsız değerleme kuruluşlarınca belirlendikten sonra satın alma işlemi tamamlanacak. 


Amaç kuraklığa dayanıklı bitki ıslahı


HEKTAŞ, 2007 yılında Avusturalya’da girişim sermayesi olarak kurulan Agriventis şirketinin yüzde 51 hissesini alarak tohum alanında yurt dışı Ar-Ge iş birliklerinin güçlendirilmesini ayrıca kurak ve yarı kurak alanlarda yetişebilecek verimli ve çok çeşitli tohum geliştirme gibi Türkiye’de pek yaygın olmayan Ar-Ge çalışmalarına imza atmayı hedefliyor. HEKTAŞ, Agriventis ile öncelikli olarak sözleşmeli çiftçilik yöntemi ile Maş Fasulyesi (Mung Bean) üretimine başlayacak. 2021 yılından itibaren Maş Fasulyesi’ne ek olarak Siyah Susam (Black Sesame) üretimi de yapılacak.


Geliştirdiği ürünler içerisinde hardal, nohut, fasulye, mercimek, soya fasulyesi, pirinç, siyah susam bulunan şirketin ıslah faaliyetleri desteklenerek, ellerindeki mevcut hatların tescile esas denemeleri başlatılacak. HEKTAŞ’ın uzun vadeli hedefi ise iklim değişikliği ile mücadele adına sektöre yön veren Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirilen tohumlarla tarım sektöründe global bir oyuncu olmak.


Hayvan sağlığı için ilaç portföyü zenginleşecek


Hayvancılık tarafında da ciddi atılımlar içinde olan HEKTAŞ’ın satın almayı planladığı Arma İlaç, 11 milyon kutu yıllık üretim kapasitesine sahip. Arma İlaç ile iş birlikleri ve Ar-Ge faaliyetleriyle sahip olduğu veteriner tıbbi ürün portföyünü zenginleştirmeyi hedefleyen HEKTAŞ, hayvan sağlığı alanındaki gücünü ve hem yurt içi hem de yurt dışı pazarlardaki payını artırmaya odaklanacak.


Arma İlaç ile ayrıca günümüzde önem kazanan bir kavram olan "Tek Sağlık Konsepti"ne odaklanılacak. Tek Sağlık, insan hayatı ve sağlığının yüksek düzeyde korunması için aynı zamanda hayvan sağlığı ve refahı, bitki sağlığı ve çevrenin de korunmasının gereğine işaret ediyor. Bu bağlamda Arma İlaç mottosunu "Tek Sağlık Tek Arma" olarak belirleyen HEKTAŞ, 2021 yılında hayvan sağlığı alanındaki çalışmalarına hız verecek.


28 Aralık 2020 Pazartesi

'2020, Cumhuriyet rekorları yılı oldu'

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 2020 yılında tarımda birçok üründe cumhuriyet tarihi rekor üretimlerine ulaşıldığını açıkladı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "2020 yılında birçok üründe cumhuriyet tarihinin rekor üretimlerine ulaştık. Ülkemiz bitkisel üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,9 artış göstererek toplam 124 milyon tonu aşmıştır. Bu başarı, pandemiye rağmen tarladan, bahçeden ayrılmayan, üretime kesintisiz devam eden çiftçimizin ve tarım sektörümüzün başarısıdır" dedi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı bitkisel üretim verilerini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Bir karış tarım toprağı boş kalmayacak' hedefi doğrultusunda üretimin arttığını belirten Pakdemirli, "2020 yılında birçok üründe cumhuriyet tarihinin rekor üretimlerine ulaştık. Ülkemiz bitkisel üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,9 artış göstererek toplam 124 milyon tonu aşmıştır. Bu başarı, pandemiye rağmen tarladan, bahçeden ayrılmayan, üretime kesintisiz devam eden çiftçimizin ve tarım sektörümüzün başarısıdır" dedi.

Atıl/ boş veya nadasa bırakılan alanlarda başlatılan projelerin yanında, birim alandan elde edilen verimi yükseltmeye yönelik yürütülen çalışmaların sonucunda tarımsal hasılanın artmaya devam ettiğini kaydeden Pakdemirli, bitkisel üretim miktarlarının 2020 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 69,3 milyon ton, sebzelerde 31,2 milyon ton, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 23,6 milyon ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.

'TAHIL ÜRETİMİ YÜZDE 8,1 ARTTI'

Tahıl ürünleri üretim miktarlarının 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 8,1 oranında artarak yaklaşık 37,2 milyon tona ulaştığını vurgulayan Pakdemirli, "Bir önceki yıla göre; buğday üretimi yüzde 7,9 oranında artarak 20,5 milyon ton, arpa üretimi yüzde 9,2 oranında artarak 8,3 milyon ton, dane mısır üretimi yüzde 8,3 oranında artarak 6,5 milyon ton, yulaf üretimi yüzde 18,7 oranında artarak yaklaşık 314,5 bin ton oldu" dedi. 

Bakan Pakdemirli, ayrıca kırmızı mercimeğin yüzde 5,9 oranında artarak yaklaşık 328,4 bin ton, yumru bitkilerden patatesin ise yüzde 4,4 oranında artarak 5,2 milyon ton olarak gerçekleştiğini dile getirdi.

'MUZDA ARTIŞ YÜZDE 32,8 OLDU'

Pakdemirli, tütün üretiminin yüzde 12,2 oranında artarak 76,5 bin ton, şeker pancarı üretiminin ise yüzde 16,3 oranında artarak 21 milyon tona yükseldiğini söyledi. Meyve, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarının da 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,8 oranında artarak yaklaşık 23,6 milyon tona ulaştığına dikkat çeken Pakdemirli, "Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elma yüzde 18,8, şeftali yüzde 7,4, kiraz yüzde 9,1, çilek yüzde 12,3, nar ise yüzde 7,3 oranında arttı. Turunçgillerden mandalina yüzde 13,3, sert kabuklu meyvelerden Antep fıstığı ise yüzde 248,7 oranında arttı. İncirde yüzde 3,2, muzda ise yüzde 32,8 oranında artış oldu" ifadelerini kullandı.

Sebze ürünleri üretim miktarının ise 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,3 artarak yaklaşık 31,2 milyon tona yükseldiğini anlatan Pakdemirli, "Sebze ürünleri alt gruplarında üretim miktarları incelendiğinde, yumru ve kök sebzeler yüzde 0,7, başka yerde sınıflandırılmamış diğer sebzeler ise yüzde 3,4 oranında arttı. Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste yüzde 2,8, kuru soğanda yüzde 3,6, salçalık kapya biberde yüzde 4,6 oranında artış oldu" dedi. 

'2021'DE ÇİFTÇİMİZE 24 MİLYAR LİRA ÖDEME YAPACAĞIZ'

Bakan Pakdemirli, 2021 yılında tarımsal üretimin daha da artması ve ortaya koydukları hedeflere ulaşılması için üreticileri destekleyeceklerini ve ilave 2 milyar lirayla birlikte toplamda 24 milyar tarımsal destek ödemesi yapacaklarını da ifade etti.

27 Aralık 2020 Pazar

Yumurtada fahiş fiyatın sorumlusu aracılar

 Son günlerde gündeme gelen yumurta fiyatlarındaki artış üreticileri de rahatsız ediyor. Her şeyde olduğu gibi yine aracıların büyük paralar kazandığı belirtiliyor

Afyon Yumurta A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Genç, yumurtanın tanesini 60 kuruştan sattıklarını belirterek, "63-72 gram large yumurtanın kolisi 18 lira. Ulusal marketlerde 30-36 liraya satılmasının üreticiyle ilgisi yok. Her şeyde olduğu gibi yine aracılar kazanıyor" dedi.

Yumurta fiyatının piyasasının belirlendiği Afyonkarahisar'da çiftlikten çıkan yumurtanın tane fiyatı 60 kuruş, koli fiyatı ise 18 lira. Afyon Yumurta A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Yurt Dışı Pazarlama Sorumlusu İsmail Genç, ulusal marketlerde 30, 34 ve 36 liradan satılan yumurtanın koli fiyatının fahiş olduğunu belirterek, üreticinin günah keçisi gösterildiğini aktardı.

İsmail Genç, "Biz üretim bölgesindeyiz. Türkiye'deki yumurta fiyatlarını Afyon belirler. Afyon'da bizim 63-72 gram diye sınıflandırdığımız large yumurtanın çiftlik koli satış fiyatı, hiçbir zaman 20 lirayı geçmedi. Ulusal marketlerde 30 lira, 34 lira, 36 lira gibi fahiş fiyatlarda satılmasının bizimle hiçbir ilgisi yok. Şu an 63-72 gram large yumurtanın bu hafta için koli fiyatı 18 lira. Yani o yüzden üreticiyi günah keçisi ilan etmenin de anlamı yok. Yumurtanın ulusal marketlerde tanesinin 1.1, 1.2 lira civarında satıldığını biz de görüyoruz. Bunu görünce haliyle biz de üzülüyoruz. Çünkü burada günah keçisi ilan edilen üretici maalesef. Ama bu işte bizim en ufak kusurumuz, kastımız yok" diye konuştu.


'ŞU ANKİ SATIŞ FİYATLARI MALİYET SINIRINDA'


Şu anki satış fiyatının maliyet sınırında olduğunu belirten Genç, “Maliyetler çerçevesine çıkmış fiyatlar civarında satış yaparken, yumurtanın fahiş fiyatlarda tüketiciye ulaşması bizi haliyle üzüyor. Hububat fiyatları, emtia fiyatları dünyada her geçen gün artıyor. Bizim de yem maliyetlerimizde ciddi artış var. Bundan 4 ay önce yemimizin metrik tonunu 1700 lira civarında mal ederken şu anda 2 bin 700, 2 bin 800'lere çıktı. Bundan dolayı şu anki satış fiyatlarımız maliyet sınırında. Cebimize giren bir kar marjı yok. Maalesef her şeyde olduğu gibi yine aracılar kazanıyor" dedi.

Yumurta fiyatlarındaki artıştan vatandaş da şikayetçi. En son geçen pazartesi günü yumurta aldığını ifade eden emekli Ali Osman Kızıl, "Kolisi 22 liradan yumurta aldım. Başını almış gidiyor. 35-40 liraya çıktı diyor haberlerde, nasıl olur bu gidiş, nereye varır bilmiyorum" dedi.

En son geçen hafta yumurta aldığını aktaran esnaf Erhan Ateş, "Kolisi 25 liradan aldım. Artık bir hafta sonra, bir ay sonra ne olur bilemiyoruz. Ama 25 liraya geçen hafta yumurtanın kolisini almıştım. Allah herkesin yardımcısı olsun" ifadelerini kullandı.

Emekli Ali Yılmaz ise, "En son yumurtayı geçen hafta içinde aldım. 15'lik koli aldım. 14.95'e çıkmış fiyatı. Yani yaklaşık 1 liraya karşılık geliyor. Hatta evle de paylaştım bu durumu. Korkunç bir fiyat artışı, yüzde 100'ü bulmuş. 35 kuruşla 50 kuruşa alıyorduk, 1 liraya çıkmış, anormal bir fiyat artışı. Vatandaşın beslenmesi, en ucuz yollu yumurta olduğu için geçimle alakalı çok önemli bir şey. Bir yumurta 1 lira olursa vatandaşın vay haline" diye konuştu.

Antalya'nın Kepez ilçesindeki büyük bir marketin sahibi olan Veysi Yılmaz ise yumurta fiyatlarındaki artışı, alım-satımdan komisyon alan aracı firmalara bağladı. İki veya üç el değiştiren yumurtada fiyatın tane başına 1 liraya kadar çıktığını belirten Yılmaz, "Afyon'dan yumurtanın kümes çıkış fiyatı 60 kuruş. Zincir mağazalarda çok sayıda aracı girdiği ve 3 kişi kazanç sağlamaya çalıştığı için fiyat artıyor" dedi.


25 Aralık 2020 Cuma

Yumurta fiyatları neden yükseldi?

 Yumurtanın 30'lu koli fiyatı, tavuğun etiketini geçmiş durumda. Pandeminin ilk dönemlerinde 12-13 lira olan yumurta kolisi marketlerde 25-35 lira arasında satılırken, 1 kilo bütün piliçin fiyatı ise 11 liradan başlıyor.

Yumurtanın 30'lu koli fiyatı, tavuğun etiketini katladı. Pandeminin ilk dönemlerinde 12-13 lira olan yumurta kolisi marketlerde 25-35 lira arasında satılırken, 1 kilo bütün piliçin fiyatı ise 11 liradan başlıyor. Konu hakkında görüşleri Konya Yumurta Birliği Başkanı İsmail Saraçoğlu söz konusu fiyat artışının nedenlerini anlattı:

“Üretici 18 aydır zarar ediyordu. Birkaç ay yazdır 100 işletmeden yaklaşık 70 tanesi üretimi durdurdu. Marketlerdeki fiyat artışını şaşkınlıkla izliyoruz. ”



FİYATLAR NE ZAMAN YÜKSELMEYE BAŞLADI?

Yumurta fiyatlarının Ağustos ayından itibaren yükselmeye başladığını ifade eden Saraçoğlu bunu nedenlerini şöyle anlattı: “Yumurta sektörü yüzde 70 değişken bir sektöre dönüş. Çin ve Hindistan 2 yıldır ham madde stoku yapıyor. Dünya piyasalarında stoktanından 160 dolar olan mısır olan 220 dolara, 380 dolara satılan soya 620 dolara yükseldi. Hem ham madde hem de ülkemizde yükselen dolar kurunu düşündüğünüzde üretici ciddi bir maliyet yükünün altına girdi. ”

ÜRETİCİ ŞU AN ÇOK SIKIŞIK

Üreticinin 18 ay boyunca yumurtayı zararına sattığını ifade eden Saraçoğlu, sıkıntıyım şu sözlerle ifade ediyor: “Şu an üretici çok sıkışık. Üretici günlük yumurtasını satıp, tavuklarını besleyebilmek için, yem almak için uğraşıyor. Üretici yumurtasını 18 ay boyunca zararına sattı. Mesela Haziran'da 380 kuruşa ürettiğimiz yumurtayı 180 kuruşa sattık. Şu an üretici yüzde 10 kar etse dayanamaz.10 ay önce 100 olan üretici sayısı 27'ye kadar düştü. Buna paralel olarak Konya'da tavuk 17 milyonken şu 10 milyona düştü, 7 milyon tavuk kesildi. Durum böyle devam ederse üretim yapacak tavuğumuz da kalmayacak. Şu an birçokinin kümesleri bomboş. Ben ayakta durabilmek için 6 daire 2 tane de tarla sattım. Sattığımız daire ve tarlalar da bana yumurtacılıktan değil,

FİYATLAR NEDEN ARTIYOR?

Yumurta fiyatlarındaki artışın en büyük nedeninin marketlerinden bir hasta Saraçoğlu, “Şu an bir yumurtayı 56 kuruşa üretip, 58 ila 60 kuruş arasında satıyor. Üretici yumurtanın kolisini 18-20 lira arasında satarken, birkaç gündür marketlerde yumurta kolisinin 30-34 liraya satıldığına yönelik rakamlar dolaşıyor. Şu an marketleri kontrol edemiyorlar. Herkes zammı yıkmaya çalışıyor. Fiyat artışlarıyla ilgili hem Ekonomi Bakanlığı arayıp, yükselişin nedenini soruyor. Biz bununla ilgili art bizimle ilgili bizde faturalarımızı gönderiyoruz ”ifadelerini kullandı.

BİZİM DE MASRAFLARIMIZ VAR

Sözcü'ye konuşan Konya'da pazar sahibi olan Ümit Porsuk ise fiyat artışından pazar sorumlu olmadığını söyledi. Porsuk sözlerine devam etti: “Geçtiğimiz hafta ortalama olarak 26 liraya sattığımız yumurtanın kolisi bu hafta 25 liraya düştü. Geçtiğimiz haftaiden yumurtanın kolisini 23 liradan satın alırken bu hafta 21 liradan satın alırken bu hafta. Önümüzdeki haftadan sonra yumurta fiyatlarının daha da aşağı çekileceğini düşünüyoruz. Bizim aldığımız fiyat ortada. Burada kimse marketleri suçlamasın. Bizim de elbette dükkân kirası, eleman, elektrik vb. masraflarımız var. Yumurtanın kolisinden en fazla 2 lira kar etmek. Bu da bizim hakkımız. '

DÜNYADA DURUM NASIL?

Saraçoğlu, teminatında ciddi zorluklar yaşadığını ve bunun da yumurta fiyatlarının düşmesine engel olduğunu dile getiriyor. “Üreticinin şu an en büyük sıkıntısı yem tedariki” diyen Saraçoğlu, “Soya ve ayçiçek küspesini ülkemize 4 yabancı firma ithal ediyor. Bunlar da dünya gıda sektörünü kontrol eden firmalar. Ham madde fiyatları bu şekilde yüksek yumurta fiyatlarının düşmesini kimse beklemesin. Şu an ülkemizden dünyanın birçok ülkesinde durum farklı değil. Dünyanın her yerinde yumurta fiyatları yükseldi. Dünyanın hiçbirinde 10 liraya ürettiğiniz bir şeyi 5 liraya satamazsınız ”ifadelerini kullandı.

22 Aralık 2020 Salı

Hobi olarak başladı, ayda 25 bin lira kazanıyor

 Ordu'nun Perşembe ilçesinde yaşayan Engin Seven, hobi olarak başladığı yetiştiriciliğine merakı artınca kapasitesini 3 bin tavuğa kadar çıkarttı. Seven, kurduğu çiftlikle birlikte aylık 25 bin lira kazanıyor.

Yaklaşık 10 yıl önce İstanbul’dan Ordu’nun Perşembe ilçesi Beyli Mahallesi’ne göç eden 34 yaşındaki Ergin Seven, merak üzerine kuluçka makinesi ile yola koyuldu. Bir süre sonra Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’ndeki hibrit civcivleri ve özel sektörden aldığın civcivler ile yumurta üretimine başladı. Tavuk sayısını giderek arttıran ve şuanda 3 bin tavuğu bulunan Ergin, doğal olarak üretmeye çalıştığı yumurtaları pazarlayarak aylık yaklaşık 25 bin lira kazandığını belirtiyor.




3 BİN TAVUĞUM VAR


2011 yılında kuluçka makinesi ile bu mesleğe hevesinin başladığını ifade söyleyen Ergin Seven, “3 sene sonrasında, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’ndeki hibrit civcivleri ve özel sektörden aldığımız civcivleri buraya getirdim ve yumurta arzına cevap vermeye başladım. Şuanda yaklaşık 3 bin tane hayvanımız var. Bunların içerisinde tam olarak yumurtaya başlamamış tavuklarımız da mevcut, yumurtaları da Ordu içinde ve çevre illerde satıyoruz. Şuan pandemi nedeniyle gönderim sıkıntılı olduğundan daha çok bu bölgedeki insanlara ulaştırıyoruz” dedi.


25 BİN LİRA KAZANIYORUM


Tavukçuluk işine ilk başladığında destekler ile birlikte 500 hayvanla bu yola çıktıklarını ifade eden Seven, “Kimi zaman 3 binin üzerine de çıkarttık ancak pandemi nedeniyle şuanda sayıyı sınırlı tutuyoruz. Bu işe ilk başta hobi olarak başlamıştım ve şu anki süreci değerlendirecek olursak aylık olarak 15 bin 25 bin lira arasında bir rakam değişikliği olabiliyor kazancımızda. Bu rakamı arttırmakta bizim elimizde ancak şuanda devletimizin uygulamış olduğu pandemi koşulları çerçevesinde işimizi sürdürmeye gayret gösteriyoruz” şeklinde konuştu.


TANESİ 1 TL


Fiyatların uygun olduğunu kaydeden Seven, “Güneş gören ortamdalar ve doğal besleniyorlar. Çiftlik gibi görünse de aralarında fark var. Bizdeki fiyatlar da gayet uygun, tanesi 1 TL. Şuanda kapalı ortamlarda elde edilen market yumurtalarından daha da ucuza geliyor. Bir koli yumurtayı 30 liradan satıyoruz ”ifadelerine yer verdi.





Üreticiler, fahiş zamlara karşı uyardı

 Yumurta fiyatlarında son dönemlerde yaşanan fiyat yükselişinin ardından Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUN-BİR) Başkanı İbrahim Afyon, vatandaşı pahalı yumurta almaması konusunda uyardı.

Son dönemlerde yumurta fiyatlarından sonra yükseliş sonrasında, Yumurta üreticileri Merkez Birliği Başkanı İbrahim Afyon'a fiyat artışlarının nedenlerini ve sıralılar soruldu. Yumurtayı 17 aydır zararına sattıklarını dile getiren Başkan Afyon, “Yumurtaya yüzde 100 zam yaptılar, demek doğru değil. Ben geçen sene yüzde 50 zarar ediyordum, maliyetimin altında fiyatla toptancıya, markete veriyordum. Hatta geçen yıl 30'lu paketler 5 liraya bile satıldı. Buralardan bakınca yumurta fiyatlarına yüzde 200-300 zam geldi de denilebilir ama gerçek olan şu ki zor durumda olan sektörün son refleksidir. Maliyetlerimiz yakın zamanda yüzde 30 yükselirken, bizden satış fiyatı 10 arttı. Bunu yapmasak sektöre batacaktı ”dedi.

5 YIL TOPARLANAMAYIZ

Hürriyet gazetesinden Aysel Alp'in haberinde görüşlerine yer verilen Afyon, yumurtanın ucuz olmasını kendilerinin de istediğini vurguladı. Bunun için çünkü başka yatırımcılar için elde edilir. Pazar büyümediği Yatırımcı artarsa ​​maliyetin altına iner, 5 yıl toparlanamayız ”sözleriyle açıkladı.

MARKETTE FAHİŞ KAR

Pazarların yumurtayı 15-25 kuruşa alırken yüzde 25-30 kuruş koyarak sattığına dikkat çeken Afyon, "Bu oran haklı görülebilir ama 60 kuruşluk yumurtaya yüzde 30 kar koy bu fahiştir" dedi. Son sayfalar bazı satış noktalarında yüzde 40-50 kâr marjı koyularak yumurtanın satıldığını ifade eden Afyon, 'L' boy yumurtanın fiyatının 90 kuruşun üzerindeyse vatandaşın almaması yönünde uyarılarda bulundu. Afyon, “Ama müşterinin siparişi özel yumurtaların farklı olabilir. Bunun için 72 gramın üzerindekiler XL yumurat yani farklıdır. Ya da yetiştirme metodu farklıdır, gezen tavuk, köy tavuğu yumurtası gibi ”dedi.

GÜVENMEDİĞİNİZ YERLERDEN YUMURTA ALMAYIN

Tüketicinin fırsatçılara karşı dikkatli olmasını isteyen İbrahim Afyon, “Kafes tavuğu yumurtasını, gübreye samana bulayıp, sepet içine koyup ‘gezen tavuk, organik yumurta’ adı altında yüksek fiyatla satıyorlar ki bilmediğiniz, güvenmediğiniz yerlerden yumurta almayın, uyanık olun” dedi.

ÜRETİCİNİN MALİYETLERİ YÜKSELDİ

14 Eylül'de maliyeti 40-42 kuruş olan yumurtanın üreticiden 37-39 kuruşa yani zararına çıkarken; pazarlarda 45, marketlerde 66 kuruşa satıldığını söyleyen İbrahim Afyon, bu süreçte yemin tonunun ise 2 bin 100 lira olduğunu vurguladı. 1 Ekim’de üretici maliyetinin 41-43 kuruşa yükselirken, üreticiden çıkışın da 40-42 kuruş; pazarlarda 50 kuruş; büyük marketlerde 66 kuruş ve yemin tonunun 2 bin 170 lira olduğunu anlatan Afyon sözlerini şöyle sürdürdü: “1 Kasım’da maliyetimiz 54 kuruşa; üreticiden çıkış 56-58 kuruşa; pazarlarda 70, büyük marketlerde 83 kuruşa satılmaya başladı. Yem fiyatı da 2 bin 678 lira oldu. 1 Aralık’ta maliyetimiz 56 kuruş, bizden çıkış 60 kuruş olurken; toptancı bazında 62-64 kuruş; pazarlar 70 kuruş; marketler 85 kuruş ve yem fiyatı 2 bin 756 liraya yükseldi. Dün itibariyle ise maliyeti 56 kuruş, üreticiden çıkış 60 kuruş; toptancı 64 kuruş; pazarlar 75 kuruş; büyük marketlerde 99 kuruş oldu. Yem maliyeti de 2 bin 780 liraya çıktı."

10 Aralık 2020 Perşembe

Korkutan harita yayınlandı!

 Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün eylül ve kasım ayları arasındaki üç aylık ve kasım ayı kuraklık haritalarına göre, Türkiye'nin önemli bölümünün yağış almadığı, olağanüstü, çok şiddetli ve şiddetli kuraklık yaşandığı görüldü.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Standart Yağış İndeksi (SPI - Standardized Precipitation Index) metoduna göre 2020 Eylül-Ekim-Kasım ayları meteorolojik kuraklık analizi ve Normalin Yüzdesi (PNI - Percent of Normal Index) metoduna göre, son üç aylık ve 2020 Kasım ayı meteorolojik kuraklık durumuna ilişkin haritalar yayımlandı.

OLAĞANÜSTÜ VE ÇOK ŞİDDETLİ KURAKLIK

Haritalarda, Türkiye'nin büyük bölümünün olağanüstü, çok şiddetli ve şiddetli kuraklık yaşadığı görülüyor. Küresel ısınma, tarımda yüzde 75-80'in üzerinde vahşi tarımsal sulama kullanımı, baraj-göletler, zirai ilaç kalıntıları, evsel ve sanayi atıklar nedeniyle kirletilmesi gibi nedenlerle tatlı su kaynakları ve göllerin hızla yok olduğu, son yıllardaki yağışların giderek azalmasıyla da büyük bir kuraklık tehdidi yaşandığı kaydedildi.

ÇÖLLEŞMEYLE İLGİLİ ADIMLAR SAĞLIKLI DEĞİL

Son üç aydaki verilere ilişkin değerlendirmede bulunan Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, iklim değişikliğinin etkilerinin yıllardır söylenegeldiğini belirterek, “Bizde de 70'li yıllardan itibaren erozyonla mücadelede olumlu adımlar atılmaya başlandı. Ama çölleşmeyle ilgili adımların sağlıklı atılabildiğini söylemek mümkün değil. Ne toplum olarak biz buna hazırlık yapabildik, ne de kamu öngörerek bu işle ilgili gerekli planları yapabildi" dedi.

TÜKETİM ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİ

Özellikle gıda ürünlerine ulaşımda riskin arttığı bu dönemde Türkiye'de beklenenin çok altında yağış alındığının görüldüğüne dikkat çeken Çandır, “Bu anlamda gerek kamu, gerek yurttaşlar olarak daha duyarlı olmalı, suyumuzu daha dikkatli tüketmeliyiz. Belki de böyle bir durumda tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek, daha az suyla üretilen ürünleri üretmenin yollarını bulmalıyız" diye konuştu.

1 KİLO DOMATES İÇİN 184 LİTRE SU

Bazı ürünlerin üretimi için kullanılan su miktarlarıyla ilgili çarpıcı örnekler veren Ali Çandır, “1 kilo domates için 184 litre, 1 kilo havuç için 133 litre, 1 portakal (100 gr) için 50 litre, 1 elma (100 gr) için 70 litre, 1 kilo kırmızı et için 15 bin 455 litre (813 damacana), 1 hamburger (150 gr biftek) için 2 bin 325 litre, 1 kilo kahve için 21 bin litre, 1 fincan kahve (7 gr) için 140 litre suya gereksinim var. Bugün yediğimiz 1 kilo domates, sadece 1 kilo domatesten ibaret değil. 1 kilo domates yemek için 184 litre su tükettiğimizi unutmamalıyız ve israf etmememiz gerekiyor" dedi.

TASARRUFUN BİRİNCİ BASAMAĞI TARIMSAL SULAMA

Türkiye'deki suyun yüzde 75'inin tarımsal sulamada kullanıldığını, büyük bölümünün de vahşi sulama sistemleri olduğunu anlatan Çandır, "Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığı 2021 yılı için sulama yatırımlarını önceledi. Bu olumlu bir gelişme. Bu anlamda bütün tarımsal alanlarda bireysel sulama yerine toplu sulama sistemlerinin organize edilmesi, tarımsal sulamada tasarrufun birinci basamağını oluşturacaktır" dedi.

REKOLTE KAYBINI YÜZDE 50-60'A YÜKSELTTİ

İklim değişikliğinin sadece su olarak görülmemesi gerektiğini de vurgulayan Çandır, “İklim nedeniyle verimlilik düşüşleri yaşanması riski de var. Özellikle kar yağışı ve soğuk olmadığı takdirde zararlılarla mücadelede de hayli zorlanabiliriz. Son üç ay düşük giden yağışın, rekolte tahminlerini de olumsuz etkileyeceği öngörülmektedir. Örneğin zeytinde rekolte tahminiz mayıs ayındaki çöl sıcakları nedeniyle yüzde 30 düşük olacakken, son üç ayda yağış olmaması rekoltedeki kaybı yüzde 50-60'a kadar yükseltti" dedi.

YÜZDE 80'İNDE METEOROLOJİK KURAKLIK

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici ise Meteoroloji'nin, birçok ülkeden çok daha başarılı sonuçlar veren bir kurum olduğunu söyledi. Dr. Erol Kesici, son üç aylık kuraklık haritalarına bakıldığında, Türkiye'de kuraklığın üç temel etkeninden biri olan iklimsel kuraklığın söz konusu olduğunu açıkladı. Türkiye'nin birçok yerinin, neredeyse yüzde 80'inin meteorolojik kuraklıkla karşı karşıya olduğunu kaydeden Dr. Kesici, ülkede son 60 yılda, 70'e yakın doğal gölün kuruduğunu söyledi.

HİDROLOJİK VE TARIMSAL KURAKLIK

Meteorolojik kuraklığa ek olarak Türkiye'de aşırı oranda hidrolojik ve tarımsal kuraklık yaşandığını belirten Dr. Kesici, “Bu üç kuraklık birbirine bağlı. Örneğin meteorolojik kuraklık olunca dünyanın en önemli doğal su kaynakları bulunan ülkemizde doğal göller, göletler ve nehirlerde suya artan taleple birlikte sularımız aşırı kullanımla azalmaktadır. Bunun yanında tarımda suyumuza göre bilimsel kurallar doğrultusunda üretim metotlarını uygulamamız gerekmektedir. Hidrolojik kuraklık göller, göletler ve derelerde suların azalmasına, ülkemizde yaşanmakta olan tarımsal kuraklığa neden olmaktadır" ifadelerini kullandı.

SUYUN DÖNGÜSÜ İLKESİ

Göl, gölet, dere, çay gibi kaynakların su seviyelerinin korunması ve bu kaynakların yüzde 80 oranında kullanımına neden olan tarımsal üretim metodundan vazgeçilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Kesici, “Bilinçli tarım yapılarak bu kaynakların kurumasına engel olunursa, bu bölgelerde nemin artması, yağışın da artmasına neden olacaktır. Bu ilke çok basit bir suyun döngüsü veya suyun çevrimi ilkesidir. Birçok ülkede yer altı, yer üstü doğal su kaynaklarının kirletilmemesi, bilinçli kullanımı sonucu meteorolojik kuraklık önlenebilmektedir. Elbette ülkemizde de bütün dünyada olduğu gibi meteorolojik kuraklığa neden olan koşullardan bir tanesi de sera gazı oluşumu, küresel ısınma" diye konuştu.

TARIM ALANI VE MERALARDA YAPILAŞMA

Birçok tarım alanı ve doğal meranın yapıya açılmasının da suyun toprak tarafından tutulmasını engellediğini anlatan Dr. Kesici, “Suyu tutacak en önemli doğal yapılarımız çalılar, otlar, ağaçlardır. Sellerin önlenmesi de doğal olarak suyu depo eden dere, çay ve doğal göllerin kurutulmaması ve korunmasıdır. Küresel ısınma elbette dünyada olduğu gibi buna etki etmekteyse de bizim ülkemizde en önemli sorun dünyanın en zengin su kaynaklarına sahip olmamıza rağmen bu kaynaklarımızın ilkel tarımla yok edilmesidir" dedi.

ESAS SORUN, TARIMSAL SULAMA

Bazı insanların su tasarrufunu çeşmeyi açık bırakmamak, duş alırken veya diş fırçalarken daha az su kullanmak gibi örneklere bağladığını kaydeden Dr. Kesici, “Elbette bunlar önemlidir ve yapılmalıdır. Ancak esas sorun tarımsal sulama ve ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi ana şebekelerdeki su kaçakları kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken temel noktalardır. Çeşmeden kullandığımız su gelişen teknolojiye göre aç-kapa sistemiyle gayet güzel ayarlanabilirken, ne yazık ki ülkemizin birçok yerinde yüzde 80'e varan ve bu durumun giderek artacağını da belirtirsek, aşırı ve bilim dışı tarımsal sulamadan kaynaklanmaktadır. Bu derin su ve toprak kaybına neden olmaktadır" diye konuştu.






5 Aralık 2020 Cumartesi

Arıcılık, kaz ve hindi yetiştiriciliği, ipek böcekçiliği projelerine destek geliyor

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, arıcılık projelerine yüzde 50, kaz ve hindi yetiştiriciliği projelerine yüzde 75, ipek böcekçiliği projelerine yüzde 100 hibe desteği sağlanacağını bildirdi. 


Pakdemirli, yaptığı yazılı açıklamada, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan "Arıcılık, İpekböcekçiliği, Kaz ve Hindi Yetiştiriciliği Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Uygulama Esasları Tebliği"ne ilişkin değerlendirmede bulundu. 


Tebliğ kapsamında arıcılık projelerine  yüzde 50, kaz ve hindi yetiştiriciliği projelerine yüzde 75, ipek böcekçiliği projelerine yüzde 100 hibe desteği verileceğini belirten Pakdemirli, arıcılık desteklemeleri çerçevesinde arı sütü, polen, propolis gibi arı ürünü üretmek isteyen üreticileri destekleyeceklerini kaydetti.


Pakdemirli, 50 ve üzeri arılı kovanı olan ve en az 3 yıl Arı Kayıt Sistemi'ne kayıtlı, Arı Yetiştiricileri veya Bal Üreticileri Birliğine üye üreticilerin bu desteklere başvurabileceğine işaret ederek, arı ürünleri üretiminde kullanılacak makine, alet, ekipman ve seyyar arıcı barakasına yüzde 50 hibe desteği verileceğini bildirdi.


İpek böcekçiliği yapan gerçek ve tüzel kişilere, dut bahçesi tesisi, ipek böceği besleme evi inşası, makine, alet ve ekipman alımlarında yüzde 100 hibe desteği verileceğine dikkati çeken Pakdemirli, "Damızlık ve Ticari Kaz ile Ticari Hindi Yetiştiriciliği Desteklemeleri çerçevesinde ise 1000 adet kapasiteli damızlık kaz, 500 adet kapasiteli ticari kaz veya 1000 adet kapasiteli ticari hindi işletmesi yatırımlarına yüzde 75 hibe desteği verilecek. Hibe desteği damızlık kaz işletmelerinde yeni kümes ve kuluçkahane inşaatı, makine, alet ve ekipman alımı için, ticari kaz ve hindi işletmelerinde ise yeni kümes yapımı, makine, alet ve ekipman alımı için uygulanacak." ifadelerini kullandı.


Başvuruların Tarım ve Orman Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri aracılığıyla yapılacağı bilgisini veren Pakdemirli, yatırıma ilişkin kriterler ve teknik detayların Bakanlığın internet sayfasında yayımlanacak uygulama rehberinde belirtileceğini kaydetti. 


3 Aralık 2020 Perşembe

Tereyağı ve inek peyniri üretiminde rekor kırıldı

 Türkiye'de tereyağı ve inek peyniri üretimi kademeli olarak artarken, bu yılın üçüncü çeyreği itibarıyla iki üründe son 10 yılın rekoru kırıldı. Ocak-eylül döneminde yaklaşık 60 bin ton tereyağı, 555 bin ton inek peyniri üretildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgiye göre, yılın ocak-eylül döneminde tereyağı üretimi dalgalı bir seyir izledi.

Ocakta 6 bin 770 ton tereyağı üretilirken, şubatta bu rakam 6 bin 251 ton olarak kayıtlara geçti. Yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgınına rağmen tereyağı üretimi martta 7 bin 246, nisanda da 8 bin 87 tonu buldu. Mayısta 7 bin 974 ton olarak gerçekleşen üretim, haziranda 6 bin 376, temmuzda 6 bin 114, ağustosta 5 bin 779, eylülde 5 bin 177 ton olarak gerçekleşti.

Böylece, Türkiye'de yılın ocak-eylül döneminde tereyağı üretimi 2011'in aynı dönemine kıyasla yüzde 110 artarak 59 bin 774 tona ulaştı. Söz konusu rakam son 10 yılın üç çeyreklik verileri karşılaştırıldığında, en yüksek üretim rakamı olarak kayıtlara geçti. Ocak-Eylül 2011 döneminde 28 bin 456 ton tereyağı üretilmişti.

İnek peyniri üretiminde de rekor

Söz konusu 10 yıllık dönemde üretilen inek peyniri miktarında da artış görüldü. Bu yılın ocak ayında 58 bin 329 ton, şubatta 58 bin 87 ton inek peyniri üretildi. Salgın döneminde gıda maddelerine yönelik yoğun taleple birlikte inek peyniri üretiminde de artış olurken, mart, nisan ve mayısta aylık 63 bin tonun üzerinde inek peyniri üretildi. Takip eden aylarda dalgalı bir seyir izleyen inek peyniri üretimi, haziranda 62 bin 245 ton, temmuzda 60 bin 544 ton, eylülde ise 64 bin 451 ton oldu.

Böylece, bu yılın ocak-eylül döneminde üretilen inek peyniri miktarı 2011'in aynı dönemine göre yüzde 50,3 artışla 554 bin 612 tona çıktı. Bu rakam Ocak-Eylül 2011 döneminde 368 bin 867 ton seviyesindeydi. Bu verilerle inek peyniri üretiminde de son 10 yılın en iyi üç çeyreklik verisi elde edildi.