26 Ocak 2021 Salı

Jeotermalle ısıtılan seralarda üretilen 'Simav Eynal domatesi' sofraları süslüyor

 Kütahya'nın Simav ilçesindeki seralarda yılda 10 bin ton dolayında üretilen domatesler İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir ve Balıkesir başta olmak üzere çevre büyük şehirlere gönderiliyor.

Türkiye'nin önde gelen jeotermal merkezlerinden Kütahya'nın Simav ilçesinde seralarda üretilen domatesler özellikle büyük şehirlerde ilgi görüyor.

İlçede konutların ve kamu binaların ısıtma sistemlerinde yararlanılan jeotermal suyla, yaklaşık 300 dönüm alanda kurulu 130 civarında sera da ısıtılıyor.

Simav Belediye Başkanı Adil Biçer, AA muhabirine, kuyu sıcaklığı 140 dereceyi bulan termal suyla 1992 yılından beri ilçeye temiz, konforlu ve ucuz ısınma imkanının sağlandığını söyledi.

Biçer, "Simav Eynal" domatesinin, jeotermal enerjiyle ısıtılan seralarda üretildiğini belirtti.

İlçenin, doğal güzellikleri kadar jeotermal kaynaklarıyla da bilindiğini anlatan Biçer, "Bölgemizde yaklaşık 20 yıldan beri jeotermal seracılık yapılıyor. Simav'ın konumu, rakımı, güneşten yararlanma süresi hususları dikkate alındığında Simav Eynal domatesine ayrı bir lezzet vermektedir." dedi.

"Yılda 10 bin ton civarında domates hasat ediyoruz"
Simav 4 Eylül Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Hakan Öztürk de jeotermal ısıtmalı seralarda yılda 10 bin ton civarında domates hasat ettiklerini aktardı.

Ürünleri İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir ve Balıkesir başta olmak üzere çevre büyükşehirlere bayiler aracılığıyla pazarladıklarını bildiren Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"En büyük müşterilerimiz market, otel ve restoranlar. Simav'ın florası ürünlerimize lezzet katıyor. Jeotermal ısıtma sayesinde yılın 12 ayında üretim yapabiliyoruz. Simav bölgesi 800 metre rakımda bulunmasından dolayı kış sıcaklıkları sıfırın altında 20 dereceye kadar düşebiliyor. Soğuk günlerde bile üretimimizi ara vermeden sürdürebiliyoruz. Ürünlerimiz, pazarlarda ilk sıralarda aranan, Türkiye'deki en iyi domatesleri arasında yer alıyor. Lezzeti öncelikle Simav'ın kendine özgü iklim şartlarından geliyor. Ayrıca jeotermal enerjiyle ısıtma nedeniyle renk kalitesi bulunuyor. Pazara ya da markete gittiğinizde renk ve parlaklık bakımından Simav domatesini çok rahat anlayabilirsiniz. Yenildiğinde de aradaki farkı hissedebilirsiniz."

Öztürk, ürettikleri domateslerin henüz dalındayken satıldığını ifade etti.

"Marka tescili ve patentini aldık, coğrafi işaret başvurusunda bulunduk"
Simav Eynal domatesinin marka tescili ve patentini aldıklarını anlatan Öztürk, coğrafi işaret başvurusunda da bulunduklarını dile getirdi.

Seralarda topraksız tarımla üretim yapıldığını kaydeden Öztürk, "Üretimimiz iyi tarım uygulamalarına tabidir. Tozlaşma ise bombus arısıyla sağlanmaktadır. Simav'da yaz aylarında üretilen domates ile kışın üretilenler arasında hiçbir fark bulunmuyor. Yazın dalından kopardığınız domatesin dayanımı ve lezzetiyle kışın kopardığınız domatesinki arasında hiçbir fark yoktur." diye konuştu.

Hakan Öztürk, seraların ve ürünlerin Tarım ve Orman Bakanlığınca periyodik olarak denetlendiğini, üretimde kullandıkları zirai ilaçların ise organik olduğunu sözlerine ekledi.






2020'yi rekorlarla tamamlayan Gübretaş yine üreticinin yanında

 Gübretaş, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde hem üretim hem de satışlarını artırarak 2020 yılını şirket tarihinin yeni rekorlarıyla tamamladı.

Gübretaş'tan yapılan açıklamaya göre, salgın döneminde gıda arz güvenliğinin sağlanması için Türkiye'de tarımsal üretimin aksamadan yürütülmesi amacıyla operasyonel faaliyetlerini artan bir tempoyla sürdüren Gübretaş, Kovid-19 salgınının Türkiye'nin gündemine girdiği mart ayında çiftçilere gübre tedariki konusunda güven veren bir Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklaması yapmıştı.

Gübretaş, 20 Mart 2020'de yaptığı açıklamada, salgın sürecinde tarımda verimlilik artışı için en önemli girdilerinden olan kimyevi gübre tedarikiyle ilgili bir sıkıntı yaşanmaması amacıyla sektör lideri olarak tüm gerekli aksiyonları alarak çiftçilerin ihtiyaç duyduğu her türlü kimyevi gübreyi sağlamaya devam edeceklerini belirtmişti.

Çiftçilere verdiği sözü başarıyla yerine getiren Gübretaş, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde hem üretim hem de satışlarını artırarak 2020 yılını şirket tarihinin yeni rekorlarıyla tamamladı. Geçen yıl boyunca Türkiye faaliyetlerinde toplam 687 bin ton katı, sıvı ve toz gübre üretimi gerçekleştiren Gübretaş, tüm ürün gruplarında 2 milyon ton üzerindeki satışıyla pazar payını artırırken, ülkedeki gübre tüketiminin üçte birini tek başına karşılama başarısına imza attı.

"İhracatta şirket tarihi rekorunu kırarak mili ekonomiye daha fazla döviz katkısı sağlamayı başardık"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Gübretaş Genel Müdürü İbrahim Yumaklı, 2020'nin, özellikle Kovid-19 nedeniyle tüm dünya açısından farklı ve zorlu bir yıl olduğunu belirtti.



Yumaklı, şunları kaydetti:

"Birçok alanda yeni normallerin oluştuğu bu dönemde insan sağlığının korunması kadar, gıda güvenliğinin sağlanması ve beslenme ihtiyacının kesintisiz şekilde karşılanmaya devam edilmesi daha da önem kazandı. Bu süreç, tarımsal üretimdeki sürdürülebilirliğin ülkemiz ve insanlık için ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. Biz de GÜBRETAŞ olarak ana hissedarımız Tarım Kredi Kooperatifleri'yle oluşturduğumuz güçlü iş birliği sayesinde bu zorlu dönemde üstlendiğimiz sorumluluğu başarıyla yerine getirdik ve yeni yılda da bunu sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

Pazar liderliğinin yanı sıra şirket olarak üreticilere sundukları bilinçli tarımı yaygınlaştırma ve tarımsal danışmanlık hizmetlerini salgın döneminde de aralıksız sürdürdüklerini aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:

"Tarım sektöründeki üreticilerin hem bitki besleme ürünü hem de bilgi desteği ihtiyaçlarını artan tempoyla karşılamaya devam ettik. Bu sayede 2020 yılında kimyevi gübre satış miktarımızı bir önceki yıla oranla yüzde 21 artırarak ilk kez 2 milyon ton eşiğini aştık. Yurt içi satışların yanı sıra geçen yıla oranla yüzde 40'ın üzerinde bir artışla ihracatta da şirket tarihi rekorunu kırarak mili ekonomiye daha fazla döviz katkısı sağlamayı başardık. Diğer yandan tarımsal danışmanlık kanallarımıza üreticilerden gelen bilgi talepleri ise 3 kat artış gösterdi. Model alan çalışmalarımızı da bu dönem başarıyla sürdürdük."

"Operasyonel faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasıyla kesintisiz sürdürülmekte"
İbrahim Yumaklı, Türkiye'de yıllık ortalama 6 milyon ton kimyevi gübre tüketildiğini aktararak, "Küresel salgın döneminde tarım sektörü, üretimini aralıksız ve artan tempoyla sürdürerek 2020 yılını verimli şekilde geçirdi. Sektör olarak yeni yıla da umutla başladık. Fakat tarım sektörü için en önemli faktörlerden olan iklim konusunda zorlu bir süreçten geçiyoruz. Son yılların en kurak dönemlerinden birini yaşama ihtimali, tarımsal üretim için önemli bir risk. Bu nedenle son birkaç haftadaki yağışların devam etmesini ve yeni yılın çiftçilerimiz için bereketli bir yıl olmasını temenni ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Tarımsal üretimdeki 2021 ilkbahar sezonu için ihtiyaç duyulacak gübre tedarik hazırlıklarını aylar öncesinden yaptıklarını bildiren Yumaklı, "Geçtiğimiz yılların dönemsel gübre tüketim verileri ve Tarım Kredi Kooperatifleri'nin ilk 6 aylık siparişlerine göre oluşturulan satış bütçemiz için gerekli ürünlerin yüzde 80'ini tedarik ettik. Geriye kalan bölüm ise pazardaki gelişmeler, tüketimdeki gerçekleşmeler ve müşterilerimizin talepleri doğrultusunda pazar payımız çerçevesinde uygun zamanda tedarik edilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu dönemde çiftçinin ihtiyaç duyduğu gübrelerin temini için kooperatif ve bayilerden gelen siparişlerin takvimine uygun şekilde sevkiyatların yoğun şekilde sürdüğünü aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:

"Müşterilerimizin ocak ayı taleplerinin yüzde 90'dan fazlası 24 ocak itibarıyla teslim edilmiştir. Ayrıca, coğrafi şartlardan ve kamyon hareketlerinden dolayı teslimatta öncelik tanıdığımız müşterilerimizin şubat ayı siparişlerinin de yüzde 20'ye yakını sevk edilmiştir. Operasyonel faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasıyla kesintisiz sürdürülmektedir. Çiftçiler, Türkiye genelindeki Tarım Kredi Kooperatifleri ve diğer bayilerimizden ürünlerimizi temin edip kullanmaya devam etmektedir." 

"Tarımsal üretimdeki devamlılığa büyük önem veriyoruz"
Gübretaş Genel Müdürü Yumaklı, Türkiye'de gerekli yeraltı kaynağı bulunmadığı için kimyevi gübre sektörünün ham madde yönüyle ithalata dayalı olduğunu belirterek, kimyevi gübre sektörünün global bir sektör olduğunu ve Türkiye'nin bu pazarda sadece yüzde 1,5 civarında paya sahip bulunduğunu bildirdi.

Yurt dışından ithal edilen gübre ham maddelerini dövizle satın alıp çiftçiye TL olarak ulaştırmanın sektörün finansal zorluklarından biri olduğunu vurgulayan Yumaklı, kimyevi gübre fiyatlarına, uluslararası piyasalardaki emtia ve ham madde fiyatlarının yanı sıra döviz kurlarındaki hareketlerin de doğrudan etki ettiğini kaydetti.

Gübretaş olarak bu iki unsurun maliyetler üzerindeki etkisini minimize edecek operasyonel tedbirleri alarak üreticilere en kaliteli gübreyi en uygun fiyata tedarik etme politikasını sürdürdüklerini aktaran Yumaklı,  şu değerlendirmelerde bulundu:

"Buna bağlı olarak bazen dövizde artış yaşansa bile global ham madde fiyatlarında düşüşler olduğunda ülkemizdeki fiyatlar stabil kalabiliyor. Geçmiş yıllarda da bunun örnekleri yaşandı. Fakat son aylarda döviz kurundaki durağan seyre rağmen uluslararası gübre ham madde fiyatlarında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 40'ları aşan artışlardan sektörümüz de etkilenmektedir. Kısacası, gübre fiyatlarını sadece döviz kurlarıyla açıklamak yeterli olmaz. Bir yıllık dönemde döviz kurundaki değişimle birlikte salgın faktörünü, global ham madde fiyatları ile ülkemizde kredi faizlerindeki artışı da dikkate almak gerekir

Tüm finansal ve operasyonel zorluklara rağmen şirket olarak toprağa verdikleri emekleri her zaman minnetle andığımız çiftçilerimizin işini kolaylaştırmaya çalışıyor ve tarımsal üretimdeki devamlılığa büyük önem veriyoruz. Bu amaçla çiftçilerin ihtiyaç duyduğu gübreleri en kaliteli ve en uygun fiyatla sunmaktayız. Sektördeki son bir yıllık fiyatlar karşılaştırıldığında Tarım Kredi Kooperatifleri ile Gübretaş'ın çiftçinin yanında duruşu görülecektir. Son yaptırdığımız saha araştırmasında da Gübretaş markasının yüzde 90'ın üstünde bir kalite algısına sahip olması, çiftçilerin ürünlerimize teveccühünü artırıyor. Bu nedenle 2020'de çok yoğun bir taleple karşılaştık ve salgının getirdiği zorluklara rağmen 69 yıllık şirket tarihinin satış sevkiyat rekorunu kırarak 2 milyon tondan fazla gübreyi tek başımıza karşıladık. Bu çizgiyi koruyarak tarımsal üretime katma değer sağlamaya devam edeceğiz."

Gıda ihracatı ilk kez 20 milyar doları aşacak

 Küresel gıda ihracatında birçok ülke 2020'yi kayıpla kapatırken, Türkiye'nin geçen yıl yıldızı parlayan sektörlerinin yer aldığı gıdada ihracat, 11 ayda 18,55 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye'nin gıda ihracatının 2020'de ilk kez yıllık bazda 20 milyar doları aşması bekleniyor.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını bazı sektörleri olumsuz etkilerken, bazılarının da öne çıkmasına neden oldu. Özellikle kısıtlamaların ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde gıda tüketimi artarken, tüketicilerin evsel gıda ürünlerine ilgisi de ciddi şekilde yükseldi.

Salgın sürecinde dünyanın birçok noktasında gıda alanında üretim ve tedarik zincirinde sıkıntı yaşandı. Türkiye ise bu alanda ciddi performans göstererek süreci kayıpsız atlattı.

Küresel gıda ihracatında birçok ülke yılı kayıpla kapatırken, Türkiye'nin 2020 ihracatında yıldızı parlayan sektörleri gıda alanından geldi. Üretim ve tedarikte alınan önlemler ve Türk şirketlerinin başarısı sayesinde hem iç pazarda hem de ihracatta başarılı bir yıl geride kaldı.

Özellikle hububat, baklagil, yaş meyve-sebze ve meyve-sebze mamulleri sektörleri, 2020'yi ihracat rekoruyla kapattı. Yılı artıda kapatan sektörlerin büyük bölümü tarım alanında yer aldı.

Artan taleple birlikte gıda ürünleri ihracatında olumlu gelişmeler yaşandı. Makarnadan meyve suyuna, baklagillerden sebze-meyveye, işlenmiş etten yumurtaya kadar gıda ürünleri ihracatı, Ocak-Kasım 2020'de bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 18,55 milyar dolara yükseldi.

Söz konusu dönemde 4,26 milyar dolar cari fazla veren sektörün ton başına ihracat değeri de ilk kez 1.000 doları aşarak 1.018 dolara yükseldi. 

"Gıda sektörü her türlü krize karşı senaryosunu hazır tutar"
Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gıda ve içeceğin, salgın ve benzeri krizlere karşı en hazırlıklı sektör olduğunu söyledi.

Sektörün, her şeyden önce gıda güvenliği gereği birincil üretimden ve son tüketiciden oluşabilecek her türlü krize karşı senaryosunun hazır olduğunu ifade eden Menlik, "Krizler, gıda sektörünün hep ajandasındadır. Sektörün bilmediği sosyal mesafe vardı. Bunu da çalışanları vardiyalara bölerek aştılar. Maske ve hijyene zaten yabancı değildik. Bu nedenle sektörün koronavirüs salgınına karşı uyumu zor olmadı." diye konuştu.

Menlik, gıda fabrikalarının dayanıklı tüketim maddeleri gibi üretime ara vermesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, "Gıda işletmeleri, direkt şalteri indirebilecek bir sektör değil. Mesela bazı fabrikalarda üretimi durdurmanız en az 3 gün sürer." dedi.

Sektörde üretimin sürdürülmesinin sosyal sorumluluk açısından da ele alınabileceğini ifade eden Menlik, bu konuda ciddi sorumlulukları bulunduğunu kaydetti.

"Evsel tüketim ürünlerinin satışı arttı"
İlknur Menlik, salgının gıda üretiminde aksayabilecek noktaları ortaya çıkardığını, zamanla bu aksayan yönlere odaklanılıp daha verimli üretim yapılabileceğini söyledi.

2020'de ülke genelinde gıda üretim alanında özellikle süt ve süt ürünlerinde bazı fabrikalar açıldığını anlatan Menlik, bu yatırımlara önceki yıllarda başlandığını, sektörün istihdam kaybı da yaşamadığını aktardı.

Menlik, salgın sürecinde evsel tüketim ürünleri satışının arttığını, Nisan-Mayıs 2020 döneminde görülen yüksek talebin normale döndüğünü, bu alanda bir yüzde verilmesinin çok zor olduğunu söyledi.

"Ucuza temin ettiğimiz ürünleri işleyip daha değerli satıyoruz"
TGDF Genel Sekreteri Menlik, Türkiye'nin ambalajlı gıda ihracatının Ocak-Kasım 2020 döneminde 18,55 milyar dolar olarak gerçekleştiğini ifade ederek, 2019'un tamamında yapılan ihracatın 19,76 milyar dolar olduğunu bildirdi.

Türkiye'nin ithalat hızında az da olsa bir düşüş olduğunu ancak ihracatta artış yaşandığını kaydeden Menlik, 2020 genelinde en az 20 milyar dolarlık ihracat beklediklerini, bunun bir rekor olacağını söyledi.

Türkiye'nin ton başına ihracat değerinin son 5 yılda ilk kez 1.000 doları aştığını, ithalat değerinde ise gerileme yaşandığını ifade eden Menlik, "Ucuza temin ettiğimiz ürünleri işleyip daha değerli satıyoruz." dedi.

Menlik, geçen yıl en yüksek ihracatın şeker ve şekerli mamullerden geldiğini, en yüksek cari fazlanın bu alanda verildiğini söyledi.

- 4,26 milyar dolar cari fazla veren sektörün ton başına ihracat değeri son 5 yılda ilk kez 1.000 doları aşarak 1.018 dolara yükseldi
- TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik:
- "Gıda ve içecek, salgın ve benzeri krizlere karşı en hazırlıklı sektördür. Krizler, gıda sektörünün hep ajandasındadır"
- "2020 genelinde en az 20 milyar dolarlık ihracat bekliyoruz. Bu bir rekor olacak"
- "İhracatımız ve ihracat değerimiz artarken, ithalatımız ve ithalat değerimiz azalıyor"


Hijyen endişesi tüketiciyi 'yıkanıp paketlenmiş' meyve-sebzeye yönlendirdi

 Soyulmuş soğan ve sarımsaktan tüketime hazır salataya, günlük sıkılmış taze meyve suyundan pişmeye hazır pırasaya dek çok sayıda üründe en fazla talebi yıkanmış ıspanak görüyor.

Salgınla birlikte artan hijyen kaygısı tüketicinin mutfak alışverişine de yansırken, aldığı ürünün temizliğinden emin olmak isteyen ya da yıkama, soyma, doğrama işlemleriyle uğraşmak istemeyen tüketiciler yıkanmış, paketlenmiş meyve-sebzeye yöneldi.

Dünya ve Türkiye'de etkisi devam eden Kovid-19 salgını, çok sayıda sektörü değiştirmeye ve dönüştürmeye devam ederken, bunlardan biri de gıda sektörü oldu.

Özellikle temas-temizlik ve hijyen konusunda hassas günlerin geçirilmesine neden olan salgın süreci, tüketicilerin meyve-sebze alışverişindeki eğilimini de değiştirdi.

Tüketeceği ürünün temizliği konusunda emin olmak isteyen tüketicilerin çoğu, taze meyve-sebzeyi market ya da pazardan almak yerine paketlenmiş ürün araştırmaya başladı. Evden çalışmaya devam edip yemek yaparken yıkama doğrama işlemleri ile vakit harcamak istemeyen tüketiciler de daha pratik olduğu için yıkanmış temizlenmiş ürünlerin satışını katladı.

Katlanan talebe yanıt vermeye çalışan şirketler, yıkanmış ıspanaktan soyulmuş sarımsağa, günlük sıkılmış taze meyve suyundan pişmeye hazır pırasaya, doğranmış patatesten yemeye hazır salataya, soyulmuş meyveden soyulmuş soğana dek tüketime hazır bir çok ürünü tüketicinin beğenisine sundu.

Aynı gün teslim edilen siparişlerde en fazla talebi ise yıkanmış ıspanak gördü.

"Hijyen ve el değmemiş ürün hassasiyeti ile birlikte öne çıktık"
Değişen tüketici alışkanlıklarına ilişkin AA muhabirine bilgi veren Fresh World Kurucu Ortağı Selman Ertürk, şirket olarak tüketime hazır, paketlenmiş taze ürün hazırladıklarını belirterek, yıllardır zincir restoranların, otellerin bu yöndeki taleplerini karşıladıklarını söyledi.



Ertürk, işlenmiş ve ham ürünler olmak üzere iki çeşit hazırladıklarını dile getirerek, şu bilgileri verdi:

"Son 1 yıldır, pandemi süreci ile birlikte son tüketiciye ulaşma fikrini hayata geçirdik. Son tüketiciye şimdi yıkanmış, hazırlanmış, paketlenmiş taze ürünleri kendi araçlarımızla ve kendi personelimizle gönderiyoruz. Şu an tüketicide tüketime hazır ürünlere çok fazla talep var.

Pandeminin de getirdiği hijyen ve el değmemiş ürün hassasiyeti ile birlikte öne çıktık. Açıkta satılan ürünlerle ilgili insanların tereddütleri oluyor, ürünlerimiz paketli olduğu için talep arttı. Tüketime hazır ürünlerde ve yıkanmış ürünlerde satış rakamlarımızı fazlasıyla artırdık."

"Tamamen hijyen odaklı çalışıyoruz, hepsi el değmeden paketleniyor"
Özellikle içinde bulunulan süreçte tüketicinin bu ürünleri tercih etmesi için çok sayıda sebep olduğunu dile getiren Ertürk, tamamen hijyen odaklı çalıştıklarını, ürünlerinin hepsinin el değmeden paketlendiğini anlattı.



Ertürk, ürünlerin taze olduğunun ve günlük geldiğinin altını çizerek, şu bilgileri verdi:

"Taze sıkılmış meyve sularımız var, talep geldikten sonra sıkıp aynı gün müşteriye ulaştırıyoruz. Ürünlerimizin hepsi taze, anlaşmalı tarlalardan seçilmiş ürünler. Marketlerde bulunan paketli ürünlerden farkımız, bizim ürünlerimiz dondurulmuş değil, hepsi taze ürünler. Yıkanmış ürünlerimizin hepsi saf su ile yıkanıyor, yüksek standartlarda temizleniyor.

Tüketime hazır gıdalar içinde en fazla tercih edilen ürün yıkanmış ıspanak. Kadınların evde temizlemekte en fazla zorlandığı ürün ıspanak, bu yüzden şu an en fazla yıkanmış ıspanak satıyoruz. Ardından doğranmış patates, haşlamaya hazır brokoli ve karnabahar, doğranmış havucu ile birlikte pişirmeye hazır pırasa geliyor. Ürünlerimizi yıkamaya gerek kalmıyor, hatta ben 'Evde bizim ürünlerimizi yıkamayın, kirletirsiniz.' diyorum."

"Gelen siparişler, aynı sabah hazırlanarak tüketiciye ulaşıyor"
Dünyada bu tarz ürünlere yönelik önemli bir talebin bulunduğunu aktaran Ertürk, Türkiye'de bu talebin yeni yeni oluştuğunu, bu algının oluşmasında salgının da etkili olduğunu söyledi.

Ertürk, hızlı şekilde bu talebin arttığını dile getirerek, şu an için İstanbul'da verdikleri hizmet çerçevesinde ürünleri kendi personelleri ile ulaştırdıklarını söyledi.

Online tarafta artan talebe yetişmek için yakın zamanda mobil uygulamayı kullanıma sunacaklarının bilgisini paylaşan Ertürk, gelen siparişlerin aynı sabah hazırlanarak tüketiciye ulaştırıldığını anlattı.

Ertürk, "Şu an kapıya teslim ettiğimiz 150 çeşit toplam ürünümüz, 100'e yakın da tüketime hazır ürünümüz bulunuyor. Biz müşteriye hijyen ve pratiklik sağlıyoruz, müşterinin zaman kaybını önlüyoruz. Sattığımız ürünler, paketi açıp tabağa dökülebilen ürünler. Alınan ürün hem çöpe atılmamış, ihtiyaç kadar alınmış ürün oluyor hem de hemen hazırlanıp sofraya koyulabiliyor. Birinci sınıf ürünleri, temizlenmiş paketlenmiş olarak kapıya kadar getiriliyor." diye konuştu.






Propolis Mucizesi | Oğlu İçin Üretti Dünyaya Satıyor

Propolisle önce oğluna sonra dünyaya şifa oldu!

Aslı Elif Tanuğur, yenilikçi, çalışkan, fark yakalayan bir kadın girişimci. 2013 yılında yola çıktığında etrafında kimseler yoktu. İTÜ’nün Teknokent’inde küçük bir ekibi vardı. Türkiye’nin ilk propolisini üretmişti. Aradan 7 yıl geçti. Aslı Elif Tanuğur’un BEE’O markası büyüdü. Ürünler, Türkiye’de eczanelerden, market raflarına çıktı; ham bal, arı sütü ve propolis ürünleriyle BEE’O’nun yelpazesi genişledi. Anadolu’nun farklı coğrafyalarında Aslı Elif Tanuğur’un anlaşmalı arıcıları oldu, Anadolu’nun geleneksel arıcıları propolisin değerini anladı. Ve Tanuğur, Kanada’dan Güney Kore’ye kadar13 ülkeye ihracat yapan, Amerika’nın ünlü CVS eczanelerinde ürünleri satılan, yalnızca Türkiye’de değil, Türkiye dışında da ödüllerle onurlandırılan bir iş insanı oldu.



https://www.youtube.com/watch?v=kQ0EyIDXjOo



25 Ocak 2021 Pazartesi

Aydın'da geliştirildi... Kuraklığa dayanıklı Pamuk

 Aydın'da bir firmanın TÜBİTAK desteği ve üniversite iş birliğiyle geliştirdiği kuraklığa dayanıklı pamuk tohumları, toprakla buluşmayı bekliyor.

Koçarlı ilçesinde tohum ıslahı üzerine Ar-Ge çalışmaları yapan Özaltın Tarım, 2010 yılında kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidi üzerine araştırmalara başladı. Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi (ADÜ) Prof. Dr. Hüseyin Başal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sami Doğanlar ve Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsünden Dr. Volkan Sezener'den destek alan firma, hazırlanan projeyi TÜBİTAK'a sundu.


Projenin kabul edilmesi ile 10 yıl süren çalışma sonucunda suya daha az ihtiyaç duyan pamuk tohumu türleri "Sahra" ve "Solmaz" geliştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığından üretim ve satış izni alan firma, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğüne de tescil başvurusu yaptı. Mart ayında başlayacak ekim sezonunda ülke genelinde pilot bölgelerde toprakla buluşacak tohumların Türkiye'nin yanı sıra pamuk üreticisi ülkelerde de pazarlaması yürütülecek.


AA muhabirine açıklama yapan Özaltın Tarım Ar-Ge ve Üretim Müdürü Cenk Peynircioğlu, yeni pamuk çeşitlerini çiftçilerin kullanımına hazır hale getirdiklerini söyledi. Çalışmanın başından sonuna yerli bilgi ve teknoloji birikiminin kullanılması dolayısıyla sevinçli olduklarını belirten Peynircioğlu, "1000 tane kombinasyon içerisinden 50 bin bitki çıktı. Bu 50 bin bitki, teker teker seçilerek genlerindeki kuraklığa dayanıklılık özellikleri incelendi. Kuraklığa dayanaklı pamuk çeşidini geliştirmiş bulunmaktayız." dedi.

Pamuk türlerinin "kuraklığa dayanıklı" olduklarını vurgulamak amacıyla "Sahra" ve "Solmaz" isimlerini verdiklerini aktaran Peynircioğlu, "Yaptığımız çalışmalarda tam sulama ve yüzde 50 kısıntılı sulama şartını karşılaştırdık. Pamuğun ihtiyacı olan suyun yüzde 50’sini verdiğimizde her canlıda olduğu gibi bir miktar kayıp oluyor. Yüzde 50’lik bir sulamada maksimum yüzde 5-10 verim kaybı gördük. Yani tarlasına yüzde 50 su veren bir çiftçi istediği ürünü alabilecek. Türkiye’de ilk olan bu genotiplerin dünyada da örneklerinin çok az olduğunu gördük. Bununla da gurur duyuyoruz." ifadelerini kullandı.


Yılda 300 ila 1000 ton tohum ihracatı yaptıklarını belirten Peynircioğlu, "Geliştirdiğimiz bu iki yeni çeşitle birlikte ihracatımız daha da

artacaktır çünkü sadece ülkemizde değil dünyada da kuraklık sıkıntısı var. Her ülke ve her çiftçi bir arayış içerisinde, dolayısıyla tüm dünya için bu tohumlar ilaç olacaktır. Hem iç piyasada hem de yurt dışında çokça talep göreceğine inanıyoruz." diye konuştu.

"GEN KAYNAĞI OLARAK KULLANILACAK"


ADÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Başal da bu tür çeşitleri ortaya çıkarmak için böylesi uzun süreçlerin gerekli olduğunu söyledi.


İki çeşidin verim ve lif kalitesi olarak farklı olduğuna dikkati çeken Başal, şöyle devam etti:


"Klasik ve modern ıslahı birlikte kullanarak bu çeşitleri geliştirdik. Verimi belirleyen en önemli kriter sudur. Kuraklık yıllarında sulama suyunda kısıtlama yapmak zorundaysanız bu çeşitteki verim kaybı diğer çeşitlere göre daha düşük olacaktır. Bundan sonra yeni bir çeşit geliştirileceği zaman bu çeşitler güvenli olarak gen kaynağı olarak kullanılacak. Yani melezlemede ana ve baba çeşit olarak da kullanılacak. İki çeşidin özellikleri farkı. Alternatif sunmak istedik. Verimleri ve lif kaliteleri arasında farklar var. Üreticiyi sadece tek çeşide maruz bırakmak yerine istediğini tercih etsin istedik."


Aydın Tarım İl Müdürü Ahmet Ökdem ise pamuk tohumunun üretilmesinden dolayı mutlu olduklarını, tohumun tarlada yeşereceği ve hasat edileceği günleri umutla beklediklerini dile getirdi.


24 Ocak 2021 Pazar

Sarımsak üreticinin yüzünü güldürüyor

 Pandemi döneminde özellikle bağışıklığı güçlendirdiği için yoğun rağbet gören sarımsak sofralık kıvama geldi. Ekim alanı yüzde 100 artan sarımsak üreticisinin yüzünü güldürüyor.


Gaziantep'in Araban ovasında yetişen ve tescilli ürünü olan Meşhur Araban sarımsağı pandemi dolayısıyla yoğun talep görmüştü. Fiyatının da yükselmesiyle beraber çiftçiler, bu sene daha çok alanda sarımsak ekimi gerçekleştirdi. Geçen sene yaklaşık 15 bin dönüm alanda ekimi yapılan sarımsak, bu sene 30 bin dönüm alanda ekimi gerçekleşti. Kalitesi ve aromasıyla nam salan Araban sarımsağı, Türkiye'de ihtiyacın yüzde 25'lik kısmını karşılıyor. 5. ayda hasadına başlanacak olan sarımsak şimdiden sofralık kıvama geldi.

"SARIMSAK SOFRALIK KIVAMA GELDİ"

Araban Ziraat Odası Başkanı Hasan Altun, "Sarımsaklar şuanda çok iyi gelişmiştir. İnşallah 2 ay sonra yeşil firiklik dediğimiz sarımsağı tüm Türkiye'ye göndereceğiz. Bu sarımsak 2 ay sonra diş bağlar. Şuanda sofrada yenilebilir kıvama geldi. Sarımsak doğal antibiyotiktir. Bu mevsim Türkiye'nin hiçbir yerinde böyle yetişkin bir sarımsak yoktur" dedi.

"9 AY TOPRAKLA BESLENİYOR"

Araban sarımsağının özellikleri hakkında konuşan Altun, "Araban sarımsağının özelliği 9 ay toprakla beslenmesidir. 8. Ayda dikimi yapılmış ta 5. aya kadar toprakta kendisini geliştiriyor. Tescillendi patentini çıkardık" şeklinde konuştu.

"TÜRKİYE'NİN YÜZDE 25 SARIMSAK İHTİYACINI KARŞILIYORUZ"

Türkiye'nin yüzde 25 sarımsak ihtiyacını karşıladıklarını ifade eden Altun, "Şu anda Türkiye'nin yüzde 25 sarımsak ihtiyacını biz Araban'da üretiyoruz" ifadelerini kullandı.

"EKİMİ YÜZDE 100 ARTTI"

Geçen seneye göre sarımsak ekiminin yüzde 100 arttığını belirten Altun, "Geçen seneye oranla bu sene sarımsak ekimi yüzde 100 artmış durumdadır. 30 bin dönüm arazide sarımsak ekimi gerçekleştirdik. Fıriklik dediğimiz sarımsak hasadına biz 4. Ayda başlar 5. Ayda sofralık sarımsağı toplarız" diye konuştu.


Kaynak:

https://www.haberler.com/pandeminin-ilacindan-sevindiren-haber-13885203-haberi/


19 Ocak 2021 Salı

Ordu Büyükşehir, hayvan bakım otellerini artıracak

 Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler’in girişimleriyle Mesudiye ilçesinde açılan “Hayvan Bakım Oteli ve İnek Kiralama Merkezi” besicilerin yüzünü güldürüyor. 200 büyükbaş kapasiteli otel, kış ayı geldiğinde şehre inen ya da il dışında yaşayıp da hayvanlarını bırakacak yeri olmayan vatandaşlara kolaylık sağlıyor. Güler, bu tesislerin il genelinde yaygınlaştırılacağının altını çizdi. Hayvancılığı kolay ve pratik hale getirmek için kurulan tesiste süt ürünlerinin elde edilip vatandaşlarla buluşturulduğuna dikkat çeken Güler sözlerine şöyle devam etti: “Mesudiye ilçemizde hayvan sahipleri kış ayının gelmesinden dolayı ya da il dışında yaşadıkları için hayvanlarına bakamayabiliyorlardı. Bu sorunu ortadan kaldırmak için Mesudiye’de bir merkez kurduk. Burada hayvanlarımıza bakıyoruz, besliyoruz, bahar aylarında ise sahiplerine teslim ediyoruz. Aynı zamanda büyükbaş isteyen vatandaşlarımıza da hayvan kiralayabiliyoruz. Hayvancılığı kolay ve pratik hale getirmek için açtığımız bu tesislerin il genelinde sayısını artıracağız”


“Hayvanların satılmasını önlüyoruz”


Kış ayı geldiğinde hayvanların satılmasının önüne geçmek için bakım otelinin açıldığını belirten Mesudiye Belediye Başkanı İsa Gül, “Başkanımız Güler’in Düşünen, Üreten, Yarışan Ordu modelini biz de Mesudiye’de başlattık. Böyle bir projeyi hep birlikte hayata geçirmenin mücadelesini verdik. Vatandaşlarımız hayvanlarını bakacak yer bulamadıkları için hayvanlarını çok ucuz olarak veriyorlardı. Biz de bunların önüne geçmek için hayvan bakım otelimizi açtık” şeklinde konuştu. Hayvanların aynı zamanda sütünün katma değerli ürünlere çevrildiğini ifade eden Tesis Sorumlusu Murat Güneysu, “Şu an 170 hayvana bakıyoruz. Hayvanların sütünü de değerlendiriyoruz, peynire, çökeleğe, tereyağına dönüştürüyoruz” diye konuştu.





10 Ocak 2021 Pazar

Bağışıklık sistemini güçlendiren lahanaya talep arttı

 Korona virüs döneminde bağışıklık sistemini güçlendirdiği için lahanaya olan talep önemli oranda artış gösterdi

Korona virüs salgını döneminde bağışıklık sistemini güçlendiren besinler arasında yer alan lahanaya tüketicinin ilgisi arttı. Geçen yıl pazarlarda kilosu 2 TL'den başlayan lahananın fiyatı, bu yıl ürünün az olması nedeniyle 5 TL'ye kadar çıktı. Diyetisyen Derya Zünbülcan, lahananın altın besinlerden olduğunu belirtip, "Hava kirliliğine karşı koruyucu, hücre yenileyici özellikleri var. Bağışıklık sistemi için doğal bir ilaç. Yüksek oranda lif içerdiği için toksinlerin vücuttan atılması için çok önemli" dedi.
Koronavirüs salgınından sonra tüm dünya, virüse karşı güçlü kalabilmek için doğal beslenmeye yöneldi. Bağışıklık sistemini güçlendiren besinler revaçta olurken, bunlardan biri olan lahanaya da talep arttı. Geçen yıl pazarda kilosu kalitesine göre 2 TL'ye satılan lahananın fiyatı bu yıl 5 TL'ye çıktı. İçerdiği lif, antioksidan, vitamin ve mineraller sayesinde hücre yenileyici özelliğe sahip olan lahana, bu sene pazarlarda rağbet gören ürünlerinde başında gelmeye başladı. Torbalı'daki tarlasında lahana yetiştiren Ahmet Soğan, "Geçen sene lahana çoktu ve satılmadı. Bu sene ise iyi satıldı ama maliyetler yükseldi. Geçen sene 500 TL'ye sattığımız ürünüm şimdi 1000 TL'ye çıktı. Fiyat güzel olduğu zaman para kazanıyoruz. Şu anda lahananın kilosu tarlada, 1.5 TL, halde 2.5 TL, pazarlarda ise 5 TL'ye satılıyor. Bu sene üretim biraz daha az, bu nedenle para ediyor. Bizim tarlamızdan çıkan lahanalar Türkiye'nin her yerine dağılıyor. Koronavirüs salgınından sonra sebzeye daha çok talep oldu. Brokoli, karnabahar, pırasa ve lahanaya ilgide artış var" dedi.

Lahananın bağışıklık sistemini güçlendiren altın besinlerden olduğunu söyleyen Diyetisyen Derya Zünbülcan ise, "Bağışıklık sistemini içerdiği antioksidan, vitamin ve minerallerle güçlendiriyor. Çok yüksek miktarda A, C, K vitaminleri, potasyum ve magnezyum içeriyor. Hava kirliliğine karşı koruyucu, hücre yenileyici özellikleri var. Lahana adeta bağışıklık sistemi için doğal bir ilaç. Yüksek oranda lif içerdiği için toksinlerin vücuttan atılması için çok önemli. Kabızlığın önlenmesinde, sindirim sıkıntısı yaşayan kişilerin sıkıntılarının aşılmasında etkili. Özellikle fonksiyonel tıpta lahanayı çok kullanıyoruz. Lakto fermente şeklinde turşuları hazırlanarak çok sıklıkla kullanılıyor. Vücudu baştan ayağa yenilediği için adeta vücudun tozunu alıyor. Fakat, tiroit rahatsızlığı olanların lahanayı haftada bir ya da iki seferden fazla tüketmemeleri önemli. Eğer bağırsaklarla ilgili sıkıntıyı gidermek için lahana kullanılıyorsa, fermente ya da lakto fermente haldeki lahana turşusunun tüketilmesi daha etkili olacaktır" diye konuştu.

Aynı zamanda lahananın zayıflamaya da katkısı olduğunu da belirten Diyetisyen Zünbülcan, "Hem bağışıklık güçleniyor hem de metabolizma hızlanıyor. İçerdiği lifler sayesinde kilo vermeye yardımcı oluyor. Ama sadece lahana yiyerek zayıflamayı beklemek çok akıllıca değil. Sağlıklı bir diyetin içerisine lahanayı ekleyerek zayıflamaya katkı sağlanabilir" diye konuştu.






Karadeniz'in ilk tohum bankası

 Korona virüs sonrası tarıma ve ata tohumlara yönelen vatandaşlar yeni yeni gelişen tohum bankalarına başvuruyor

Samsun'un Atakum ilçesindeki, Karadeniz Bölgesi’nin ilk tohum bankası olan AtaTohum Merkezi’nde 378 farklı çeşit atalık tohum bulunuyor. Pandemiyle birlikte tarıma yönelenler, merkezde çoğaltılacak atalık tohumları bekliyor.
Atakum ilçesinde belediye, yerel tohumla üretime destek olmak için AtaTohum Merkezi’ni kurdu. Karadeniz Bölgesi’nin ilk tohum bankası olan AtaTohum Merkezi’ne bu zamana kadar 378 farklı türde tohum kaydedildi. Samsun şehir merkezinde yaklaşık 1000 metrekarelik alana yayılan merkezde, tohum bankası, tohum laboratuvarı ve yetiştirme parselleri yer alıyor. Parsellerde üretilip, elde edilen tohumlar; bağışçının ismi, tohumun bölgesi ve türü ile kaydedilerek özel saklama alanında muhafaza ediliyor. Özellikle koronavirüs salgınıyla birlikte toprağa yönelen vatandaşlar, doğal ve sağlıklı tarım yapmak için AtaTohum Merkezi’nde çoğaltılacak atalık tohumları bekliyor. 

Tohum çeşitliliğini artırmak istediklerini ifade eden Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, ilçenin tüm tarlalarında bu tohumların ekilmesi için çalıştıklarını söyledi. Tohumun bir özgürlük ve bağımsızlık olduğunu ifade eden Deveci, "Pandemiyle birlikte tarıma yeniden bir dönüş oldu. Bu dönüşü ata tohumla yapmamız gerektiğini kamuoyuna anlatıyoruz. Bu merkezde atalık tohumlar var. Tohum takasları yapıyoruz ve tohum çeşitlerini artırmaya çalışıyoruz. Ziraat mühendislerimiz ve veteriner hekimlerimiz, kırsal mahallelerde tarımı teşvik ediyorlar. Bilimsel tarım ve hayvancılık yapmaya gayret gösteriyoruz. Ata tohumla ilgili hiç beklenmedik talepler alıyoruz. Bir bankacı, evinin bir bölümünde ata tohumlarını biriktirmiş, yıllarca saklamış. Bizim bu projemizi duyunca hemen bizlere ulaştı. Takas günlerde tarımla ilgisi olmayan ailelerin, tohum sakladığını görüyoruz. Bu tohum çeşitliliği çoğalacak ve tarlalarda atalık tohumlar olacak. Tüm köylerimizde bu tohumlar ekiliyor olacak" diye konuştu.

Atalık tohumların, katıksız ve organik olduğunu belirten Deveci, "Bu merkezde çoğaltılan atalık tohumlar, çiftçilere veriliyor. Onlar da ekiyorlar, çoğaltıyorlar ve her sene biraz daha tohum artırarak, üretme katkı sağlıyorlar. Zirai tarım ve hayvancılığı, yan yana götürmeye çalışıyoruz. Doğal hayvan gübresini, tarımda kullanıyoruz. Ayrıca çok bereketli bir tohumdur. 1'e, 10 verim alıyoruz. Önümüzdeki yıl çok daha fazla tohum olacak ve ata tohum, Atakum’un tüm köylerinde ve tarlalarında ekiliyor olacak. Hedefimiz, yerel kalkınmayı tarımla sağlamak" dedi.






Üretimi 87 yıl sonra denenecek

 Antalya'da kahve üretimi çalışmaları hız kazandı. İlk kez 1934 araştırılması yapılan fakat üretimi gerçekleşmeyen 'kahve' üretimi için son hazırlıklar yapılıyor.

Antalya'da değişik tropikal ürünlerin üretimi devam ederken, bu kez de 87 yıl sonra 'kahve' üretimi için düğmeye basıldı. Batı Akdeniz Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü (BATEM), Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü iş birliğinde, 2013 yılında 'Değişik Tropik Meyve Türlerinin Antalya Koşullarına Adaptasyonu Üzerinde Araştırmalar' başlıklı proje hazırlandı.

BATEM, ilk kez 1934 yılında araştırmasının yapıldığı, fakat teknik donanım yetersizliği nedeniyle üretimi sağlanamayan 'kahve' üretimi için harekete geçti.

ÜZERİNE ÇALIŞMAYA BAŞLADIK

BATEM Müdürü Abdullah Ünlü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "1934 yılında yapılan araştırmalar o dönemin alt yapısı ve teknolojileri uygun olmadığı için sonuca ulaştırılamamış. Daha sonra çalışmaların Alanya ve Gazipaşa bölgesine kaydırılması düşünülmüş. Şimdilerde Alanya'da küçük çaplı kahve üreticisi çiftçiler var. Kahve üretimi üzerine çalışmaya başladık. Pandemiden dolayı çalışma yapacağımız kahve çeşitlerini Antalya'ya getiremediğimiz için projeyi bir süre erteledik. En kısa sürede çalışmamızı tamamlayıp, Antalya'ya ve çiftçilerimize kahveyi kazandırmayı hedefliyoruz" dedi.

YENİ ÜRÜNLERE BAŞLANACAK

Tropik meyve üretimine başlanılacağını ifade eden Ünlü, "Son yıllarda iklim değişiklikleri tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi ve Antalya'yı çok etkiliyor. 7 türde, 11 çeşit olarak çalışma yaptığımız tropik meyvelerden passiflora- çarkıfelek, pitaya- ejder meyvesini tescilleterek üretimine başladık. Geçen yıl da bir mango, bir longan ve iki litchi türüne tescil aldık. Bu yıl yeni tescil alan tropik meyvelerin üretimlerine başlanacak" diye konuştu.



3 Ocak 2021 Pazar

İHA'lar için yeni kullanım alanı

 Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı yönetmelik taslağına göre, bu kullanım için ilaç uygulama sistemleri veya ünitelerinin ruhsatlandırılması amacıyla ilgili kurumlardan izin şartı aranacak.

İnsansız hava araçları (İHA) ve "drone"lar, ruhsatlandırılması ve gereken izinlerin alınması şartıyla zirai mücadele çalışmaları kapsamında ilaçlamalarda kullanılabilecek.

Tarım ve Orman Bakanlığı, zirai mücadelede kullanılan alet ve makinelere ilişkin yeni bir yönetmelik taslağı hazırladı.

Taslak yönetmelikle, bitki koruma ürünü uygulamalarında kullanılan zirai mücadele alet ve makinelerinin, ruhsatlandırılması, imalatı, ithalatı, piyasaya arzı ve denetimlerine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amaçlanıyor. Taslakla, İHA'lar veya "drone"ların, zirai mücadele alet ve makinesi olarak ruhsatlandırılıp kullanılmasının da düzenlenmesi öngörülüyor.

Bu kapsamda, İHA'lar veya "drone"lar, Bakanlık tarafından uygun bulunarak, ilaç uygulama sistemleri veya ünitelerinin ruhsatlandırılması durumunda, zirai mücadele kapsamında bitki koruma ürünü uygulamalarında kullanılabilecek.

İHA veya "drone"ların, zirai mücadele kapsamında bitki koruma ürünü uygulamalarında kullanılabilmesi için sivil havacılık mevzuatına ilişkin hükümler saklı kalmak koşuluyla ilgili bakanlık, kurum veya kuruluşlar ile yerel yönetim birimlerinden gerekli izinlerin alınması gerekecek.

Bu araçların kullanılabileceği tarımsal üretim alanları, bitkisel ürünler ve zararlı organizma çeşitleri ile hangi bitki koruma ürünü uygulamalarında kullanılabileceği ve ilaçlama parametreleri Bakanlık tarafından belirlenecek.

Söz konusu cihazların, Bakanlık tarafından hazırlanacak yönerge kapsamında, belirlenen koşulların sağlanması durumunda ve sadece Bakanlık tarafından uygun görülerek izin verilen alanlarda, zirai mücadele amacıyla bitki koruma ürünü uygulamalarında kullanılması gerekecek.

İHA'lar ve "drone"ları izin verilen alanlar ve belirlenen kriterler dışında kullandığı tespit edilenlere veya bunu sağlayan uygulayıcı firmalara Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereğince idari para cezası verilecek.

İlaç uygulama sistemleri veya üniteleri bulunan İHA veya "drone"lar için ruhsat alınabilmesi amacıyla gereken bilgi ve belgelerle birlikte dilekçeyle Bakanlığa başvurulacak. Başvuru, fiziki olarak ya da elektronik ortamda yapılabilecek.

Ruhsatsız satış yasak
Ruhsatı bulunmayan zirai mücadele alet ve makinelerinin ülke sınırları içinde imalatı, ithalatı, satışı ve kullanımı yasak olacak. Bakanlık tarafından ruhsatlandırılan zirai mücadele alet ve makineleri, ruhsatında belirtilen ticari ismiyle piyasaya arz edilecek.

Ruhsatlı alet ve makineler, ruhsat sahibi firmaları veya bayiler dışında, başka satıcı ve satış kanalları tarafından internet siteleri veya uzaktan iletişim araçları kanalıyla mesafeli sözleşmeli olarak elektronik ortamda satılamayacak.