27 Nisan 2021 Salı

Yağ fiyatlarında ‘B’ planı

 Dünya genelinde yemeklik yağ fiyatları 10 aydır yükseliyor ve henüz düşüş sinyali vermiyor. 2021’in geri kalanında fiyatların artışını sürdüreceği tahmin ediliyor. Uzmanlara göre sektörün şekillenmesinde ‘B’ önemli çünkü ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ı temsil ediyor.

Tarımsal emtiada son bir yılda en yüksek enfl asyon küresel yemeklik yağ endüstrisinde yaşanırken, fiyatlar yakın zamanda düşüş sinyali vermiyor. Azalan üretim ve düşük stok palm, soya, kanola ve ayçiçek yağı fiyatlarında 10 aydır artışa neden oluyor. Geleneksel olarak üretimin arttığı mart ayında palm ve soya fiyatlarında beklenen gerileme henüz gerçekleşmedi. Sektör uzmanlarına göre yılın geri kalanında fiyatların şekillenmesinde iki ‘B’ yani ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ önemli rol oynayacak. Yemeklik yağ fiyatları güçlü seviyelerini koruyor. Rusya ve Ukrayna’nın ihracat kotası ayçiçek yağı fiyatlarını artırıyor. PK-Inform'un verilerine göre, dünyanın en büyük Ayçiçek yağı ihracatçısı Ukrayna'nın ihracat fiyatı geçtiğimiz hafta 15 dolar/ ton arttı. Mayıs-Haziran teslimi fiyat 1550-1565 dolar/ton FOB seviyesine geldi. Ukrayna, ayçiçek yağı ihracat miktarını 2020- 21 sezonu için 5 milyon 382 bin ton ile sınırlamıştı. Güney Amerika'daki hava durumu endişeleri, kısıtlı ABD tedariki ve güçlü Çin talebi de soya yağını destekliyor. En büyük bitkisel yağ ithalatçıları olan Hindistan ve Çin, salgın öncesi seviyelerde palm yağı alımı yapıyor fakat üretici ülkelerde stokların son yılların en düşük düzeyinde olması palm yağı fiyatlarının 900 doların üzerinde kalmasına neden oluyor.

2021’de fiyat artışı sürecek
Dünya Bankası, altı aylık emtia piyasaları görünüm raporunda, arz sıkıntısı ve beklenenden daha güçlü tüketim nedeniyle 2022'de istikrar kazanmadan önce, küresel bitkisel yağ ve yemek fiyatlarının 2021'de hızlı bir şekilde artmasının beklendiğini bildirdi. Kuruluş, 2021 Yağ ve Gıda Endeksi beklentisini, ekim ayındaki görünümüne göre yaklaşık yüzde 30 oranında revize etti ve sekiz başlıca yemeklik yağ tipinin 2020-21 sezonunda üretiminde 2.9 milyon ton artış tahmininde bulundu. Böylelikle 2019-20'deki 3.4 milyon tonluk artışın altında kalınacak.

Dünya Bankası endeksinde yüzde 30.2 paya sahip olan palm yağının 2021 yılında ortalama 975 dolar/ton seviyesinden satılması bekleniyor. Palm yağının enfl asyona göre ayarlanmış fiyatı 969 dolar/ton ile mart ayındaki beklentilerin üzerinde tahmin ediliyor. Fiyatların 2025 yılına kadar 900 doların üzerinde kalacağı öngörülüyor. Uzmanlar, geçen ay düzenlenen bir konferansta Malezya türev piyasalarında gösterge fiyatın haziran ayında 801.75 dolara düşeceği tahmininde bulunurken, LMC International başkanı James Fry, Avrupa’da fiyatların 925 dolara ineceği beklentisini dile getirmişti.

Endonezya ve Malezya’da stoklar düştü
Fiyatların güçlü kalmasında üretim sıkıntılarının payı büyük. Dünya palm yağı üretiminin yaklaşık yüzde 85'ini karşılayan Endonezya ve Malezya'daki stoklar, bu yıl pandeminin yol açtığı işçi sıkıntısı ve Güneydoğu Asya'daki kötü hava koşullarının üretimi engellemesinden ötürü rekor düşüşler gördü. Özellikle Malezya'daki palm yağı plantasyonları, salgınla ilgili kısıtlamaların, iş gücünün yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan yabancı işçilerin tarlalara geri dönmesini engellediğinden önemli miktarda azaldı. Buna karşın en büyük ithalatçı konumundaki Hindistan'ın alımları mart ayında yüzde 33.5 artışla 526.463 tona yükseldi.

Biden ve Biyodizel etkisi
Sektör uzmanlarına göre yılın geri kalanında fiyatların şekillenmesinde iki ‘B’ yani ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ önemli rol oynayacak. Zira talep tarafındaki artışın Joe Biden’ın 2020'de ABD başkanlığını kazanmasının ardından yükseldiği dikkat çekiyor. Biden'in seçilmesinin ardından yeşil enerji projelerinin gündeme gelmesi biyodizel yapmak için kullanılan bitkisel yağlara olan talebi artırdı. Biyoyakıt endüstrisinden gelen ilave taleple soya yağı fiyatları 10- 15 sent/pound fazla fiyatlandı. Oil World analiz şirketine göre, bu yıl Biyodizel talebinin 2.2 milyon ton artması beklenirken, 17.9 milyon ton palm yağı Biyodizel ve trans yağ üretimine gidecek.

Spekülatif fiyat artışı sürebilir
Birçok analiste göre ABD Doları’nın zayıfl aması ve merkez bankalarının destekleyici para politikaları yeni bir emtia süper döngüsünü tetikleyecek. Emtia danışmanlık şirketi LMC International başkanı James Fry, stokların zaten düşük olduğu bir ortamda emtiayı hedefl eyen spekülatif alımların yağ fiyatlarını çok daha uzun bir süre yüksek tutabileceğini kaydediyor. S&P Global Platts Tahıllar ve Yağlı Tohumlar Analizleri Başkanı Peter Meyer de, "Arz-talep tarafından yağ piyasasını destekleyecek unsurlar olduğunu ancak bunların çok da güçlü olmadığını söylüyor. Meyer, fiyatlarda son aylarda yaşanan yükselişin bir kısmının spekülatif olduğunu belirtiyor.

Alıntı:
https://www.dunya.com/emtia/yag-fiyatlarinda-b-plani-haberi-619216

23 Nisan 2021 Cuma

Çiğ süt fiyatı 2,9 lira olarak belirlendi

 21.04.2021

Ulusal Süt Konseyi, soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatını litre başına 2,9 lira olarak belirledi.

Ulusal Süt Konseyi, 1 Mayıs-30 Haziran döneminde geçerli olmak üzere soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatını oluşturdu.

Konseyin internet sitesinde yer alan açıklamada, 11 Aralık 2020'de soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatının, 1 Ocak 2021-30 Nisan 2021 tarihlerini kapsamak üzere litre başına 2,8 lira olarak belirlendiği anımsatıldı.

Piyasa koşullarında yaşanan değişiklikler sebebiyle çiğ süt fiyatının yeniden belirlenmesi ihtiyacının ortaya çıktığına işaret edilen açıklamada, "Çiğ süt üretiminde kalitenin artırılmasını ve üretici gelirlerinin yükseltilmesi ile süt ürünleri üretiminde verimliliğin sağlanması amacıyla çiğ sütün tavsiye fiyatının kalite esaslı açıklanmasına karar verilmiştir." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, Çiğ İnek Sütünün Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'de yer alan sınıflandırma kriterlerince 1 Mayıs-30 Haziran 2021 döneminde geçerli olmak üzere; soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatının A sınıfı için litre başına 2,9 lira, B sınıfı için 2,85 lira, C sınıfı için 2,8 lira olarak belirlendiği bildirildi.

Açıklamada, "Tarım ve Orman Bakanlığı ile yapılan görüşmeler sonucunda 2021 yılı mayıs ve haziran aylarına ait çiğ süt destekleme priminin litre başına 0,30 lira olarak belirlendiği bilgisinin edinildiği" de aktarıldı.

Yağ ve süt oranı dikkate alınacak
Konseyin internet sitesinde çiğ süt tavsiye fiyatına ilişkin tablo da yayımlandı. Tabloda, yağ ve protein değerlerine göre hangi sınıf süte hangi fiyatın uygulanacağı bilgisi yer aldı.

Buna göre, mevcut litre başına 2,8 lira olan çiğ süt tavsiye fiyatı yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein değeri içeren süt için uygulanıyor.

1 Mayıs-30 Haziran döneminde ise yüzde 3,5 ve üzeri yağ, yüzde 3,1 ve üzeri protein değerine sahip sütler A sınıfı olarak, yüzde 3,2 ve yüzde 3,5 arasında yağ, yüzde 3 ve yüzde 3,1 arasında protein değerine sahip sütler ise B sınıfı olarak belirlendi. Yağ değeri yüzde 3,2'den az, protein değeri ise yüzde 2,9 ve 3 arasındaki sütler ise C sınıfı olarak tespit edildi.

Kaynak:
https://www.dunya.com/sektorler/tarim/cig-sut-fiyati-29-lira-olarak-belirlendi-haberi-618611

18 Nisan 2021 Pazar

Patatesin kutsallığı

 2020 yılında patates arzı ve talebi arasında denge kurulamayınca çiftçinin elinde stok kaldı. Devlet bu defa atak davrandı. Toprak Mahsulleri Ofisine (TMO, 2002’den önce kurulmuş olup halen satılmayan ender kurumlardan biridir) fazla ürünü almasını ve bunu da halka dağıtmasını istedi. Dünya Başkenti, Büyük Finans Merkezi oldu denilen İstanbul’a gelen dört kamyon patatesi kentin Vali Yardımcısı törenle karşıladı bir de nutuk söyledi.


Nereden nereye geldik diye düşündüm, patatese tören yapılmasının şaşkınlığı için de bu yazıyı kaleme aldım. Önce biraz ansiklopedik bilgi verelim. Patates “patlıcangiller” (solanaceae) familyasından, Latincesi  solanum tuberosum. Adı, Peru’da bir kabile dili Quechua’cadan geliyor. Patatesin vatanı Peru ve Bolivya ve yaklaşık 8000 yıllık tarihi var. Bilinen tüm kutsal dinlerden önce varmış.  Patates nişasta yoğun bunun yanında içinde C, B₁ ve K vitaminleri, proteinler, çeşitli aminoasitler ve nikotinik asit barındıryor.  Bu özellikleri nedeni ile patatese “halk doyuran” diyebiliriz. Üstelik patates hemen her yer de yetişiyor. Patatesin belalısı Phytophthora infestans (mildiyu) mantarı, eğer bir tarla/bölge bu mantarı kaptı ise ürünün tamamını yitiriyorsunuz. 


Patates Amerika kıtasının keşfi sonrası 1534 Avrupa’ya gelmiş, önceleri pek beğenilmemiş, sonra hızla tüketilmeye başlanmış, 1590’da İsviçreli botanikçi Gaspard Bauhin Latince ismini vermiş. Bazı yerler de “İncil” de adı geçmiyor diye şeytan bitkisi olarak görülmüş ve lanetlenmiş. İskoçya da bu düşünce bayağı yaygınlaşmış. Buna karşın komşu İrlandalılar fakirliğin de etkisi ile patatesi çok sevmişler. Hatta XVII. Yüzyıl da İrlanda patates ülkesi haline gelmiş. Patates severlikte İrlanda yalnız değildir, Almanya, Fransa, Macaristan başı çekmiş, daha sonra tüm Avrupa patatesçi olmuş (Zolatan Fabri’nin Macarlar filmi hem faşizmi hem de patatesi anlamak açısından öneririm). Elbette bu eğilim bir nedeni var: Yoksulluk. Patates kolay ve düşük maliyetle yetiştirilmekte, üstelik de doyurucu. Halk bundan fazla ne ister ki, o yüzden de Patates dinciler rağmen adeta “kutsanmış gıda” olur.


Patates aynı zaman da politik bir sebzedir. İrlanda’nın 1844 yılında yaşadığı mantar hastalığı sırasında yaşanılanlar buna örnek gösterilebilir. Mantar, yoksul İrlandalıların elinden ana yiyeceklerini aldı. İrlanda açlığa mahkum oldu. 1847 yılına gelindiğin de patates üretimi yapılamadı. Açlık arttı. İrlandalılar Kraliçe Victoria yasaklasa da ülkeden kaçmaya başladılar, özellikle de ABD’ye gittiler.1870’lere gelindiğin de İrlanda nüfusu yaklaşık 3 milyon azaldı. İngiltere yardımda yavaş ve nekes davrandı. İrlandalılara yardım umulmayan bir ülkeden geldi.


Osmanlı İrlanda halkının yanında


Osmanlı Devleti Padişah Abdülmecid’in özel ilgisi ile İrlanda krizini takibine almıştı. Abdülmecid İrlanda’ya 10 bin Sterlin göndermek istedi, ancak bu kadar büyük yardımı İngiltere Kraliçesi bile yapmadığından buna izin verilmedi, bin Sterlin yardım yapılabildi. Buna rağmen 1847 de dört Osmanlı gemisi İrlanda’ya tahıl götürdü. İngiliz ablukası nedeni ile gemiler yüklerini Drogheda Limanı’nda boşalttı. Bu yardımdan dolayı halen Drogheda kentinin sancağında ay-yıldız bulunmakta.




Kaynak: https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Tarim-111


Türkiye’ye patates 1800’li yılların sonunda geldi. Halk çok sevdi. Değişik adlar verildi. Örneğin İç Anadolu bölgesinde adı “gumpür dü”. Ekmekten sonra en çok tüketilen gıda oldu. Yıllar itibari le üretimi arttı, fazlası ihraç edildi. 2002 sonrası Tarım sektörü büyük ölçüde gözden düşürülünce patates de bundan payını aldı. Üretimi yerinde saydı, hatta kimi yıllar ithal ettik. 2002 yılında 2002’ye patates üretimi aynı kaldı. 5.200 bin ton. Benzer tablo halkın katık olarak gördüğü kuru soğan için de geçerli. 2002 yılında kuru soğan üretimi 2.050 bin ton iken 2020 de üretim ancak 2.280 bin tona ulaşabildi.


Halk patates soğan kuyruğundan memnundur. Hatta 2019 yerel seçimleri sırasında halkımız bu kuyrukları “varsıllığın göstergesi” olarak gördüğünü söyledi. Halk ne söylerse doğrudur popülizminin doruklarındayız. Üzüntüm Aşık Mahzuni Şerif’e dir. Işıklar içinde yatar iken bu türküyü boşuna mı yaktım diye düşünür mü diyerek.


Yiğit Muhtaç Olmuş Kuru Soğana şiirinden:


Milletin sırtından doyan doyana


Bunu gören yürek nasıl dayana


Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana


Bilmem söylesem mi söylemesem mi.


Önerilen Kitaplar: R. Salaman, The History and Social Influence of the Potato.


Öner Günçavdı, Yolun sonu.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/patatesin-kutsalligi/618036


Ayten Çöl: Tarım sektöründe dev bir kadın

 Ayten Çöl örneği, kadın girişimcilerimizin hemen her sektöre başarıyla yayıldıklarını kanıtlıyor. Amasya’da babasından kalan çiftliğinde sözleşmeli tarım yaptı. Hiç kredi kullanmadı. Kiraz ve elma gibi moda ürünlerden hep uzak durdu.


Ayten Çöl, Amasyalı büyük bir toprak sahibinin evladı. Babası Faruk Çöl, hem bir toprak sahibi hem de bir politikacı. Yassıada'da yargılandı, 1967'de serbest kaldı. Ankara'da evinin kapıcısı tarafından öldürülünce, kızı Ayten Çöl, 17 yaşında, 2.800 dönümden oluşan Kılçak Çiftliği’nin başına geçti.


Çöl için tek dürtü “babasının anısını en iyi şekilde yaşatabilmekti.” Toprağa göz dikenler çıktı. Ciddi bir hukuk mücadelesi verdi, tarım yapmayı, toprağı işlemeyi öğrendi. Bu arada yüksek eğitimini tamamladı, arkeolog oldu. Geldingen Ovası’nda Yeşilırmak’ın bir kolunun yanında kurulu olan çiftliğin önemli özelliği tek parça olması. Suyu yöneten regülatörü var. Ayten hanım, hep ileri tarım tekniklerini uyguladı. Yetiştiricilikte girdi yetiştirme esaslı bir üretim anlayışını esas aldı. Sözleşmeli tarım yaptı. “Sezon sonunda fiyat indirimi yapılmaz” hükmü, sözleşmelerinde eksik olmadı. Kiraz ve elma gibi ''moda ürünler'' in yetiştiriciliğinden uzak durdu.


Çiftçilik sürerken bir yandan da Almanya’da kendi dalında doktora çalışması yaptı. Ama Kılçak Çöl Çiftliği’ni hiç bir ekim ve hasat döneminde boş bırakmadı. Amasya Ovası’nda patatesi ilk yetiştiren kişi oldu. Dönümde 700 kg. verim alarak mısır yetiştiriciliğinde bir dünya rekoru kırdı. Şimdilerde yeni hedefi örtü altı sebze yetiştiriciliği yapmak. Ayten hanım, çiftçilik yaşamında kredi kullanmadı, hibelere hiç itibar etmedi. İstihdam ettiği 10 ailenin çiftlik içinde konutları var. Çocukların eğitimi için özel ulaşım aracı sağlanıyor. Eylemli çiftçilikte 50. yılını geride bırakan Ayten Çöl, Garanti Bankası’nın yarışmasında “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi” seçildi.


“Erkek egemen dünyada bir kadın çiftçi olma mücadelesi” ona yaşamın en öğretici yanıydı. Tek parçalı bir toprakta en büyük girişimcinin bir kadın olması çok şeyler söylemiyor mu?


DÜNYA olarak Dr. Çöl’ü kutlarken, her alanda kadın girişimci görmenin heyecanını yaşıyorum.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ayten-col-tarim-sektorunde-dev-bir-kadin/616570


10 Nisan 2021 Cumartesi

Tarımda programlı damla sulama yüzde 25 tasarruf, yüzde 33 verim artışı sağladı

 Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Tarım ve Orman Bakanlığı ile iş birliğinde yürüttüğü ve Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından desteklenen ‘Sürdürülebilir Arazi Yönetimi ve İklim Dostu Tarım’ projesi kapsamında “Etkin ve Programlı Sulama Çalıştayı” düzenledi.


FAO tarım uzmanı Fazıl Düşünceli, iki yıl süresince Konya ve Karaman’da gerçekleştirilen sulama demonstrasyon çalışmalarının sonuçlarının beklentilerin üzerinde olduğunu belirtti.


Çalıştayda çalışmaların saha uygulamalarını yürüten Konya Selçuk Üniversitesi Öğretim Görevlileri Duran Yavuz ve Sinan Süheri, Konya Kapalı Havzasında tarımda sulama ile ilgili olarak yaşanan sorunlar ve etkin su kullanımının önemi hakkında bilgiler vererek proje kapsamında yapılan etkin ve programlı sulama çalışmalarından elde edilen sonuçları paylaştı.


Proje kapsamında, FAO, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın merkez birimleri, il ve ilçe müdürlükleri ile Selçuk Üniversitesi Konya Teknokent iş birliği içerisinde 2019- 2020 yıllarında Konya’nın Cihanbeyli, Emirgazi, Ereğli, Karapınar ve Sarayönü ilçeleri ile Karaman’ın merkez ve Ayrancı ilçelerinde demonstrasyon çalışmaları gerçekleştirildi.


Bu çalışmalar çerçevesinde 28 lokasyonda mısır ve şekerpancarı damla sulama sistemleri, 11 lokasyonda da elma için yeraltı damla sulama sistemleri kuruldu ve bu alanlarda çiftçilere programlı ve azaltılmış sulama teknikleri konusunda eğitimler verildi.


Her biri 2.5 hektar alanda gerçekleştirilen şekerpancarı ve mısır demonstrasyonlarında, programlı sulama yöntemiyle su ve enerji tasarrufu yanında verim artışı anlamında önemli kazanımların elde edilebileceği ortaya kondu.


İki yıllık uygulamalı saha çalışmalarının ortalama sonuçları dikkate alındığında; geleneksel sulama uygulamalarına göre programlı damla sulama ile şeker pancarında yüzde 25.5 su tasarrufu, yüzde 23.2 elektrik enerjisi tasarrufu sağladı.


Yine programlı damla sulama ile danelik mısırda yüzde 23.5 su tasarrufu, yüzde 23.9 elektrik enerjisi tasarrufu ve silajlık mısırda ise yüzde 20.1 su tasarrufu ve yüzde 16.4 elektrik enerjisi tasarrufu sağlandı.


Ayrıca, bütün bu tasarrufların yansıra programlı sulama uygulamaları ile şeker pancarı şeker veriminde yüzde 9.0, danelik mısırda yüzde 29.2, silajlık mısırda ise yüzde 32.9'luk bir verim artışı sağlandı.


Programlı sulama demonstrasyonlarının mısır ve şekerpancarı için 12 lokasyonda, elma için 11 lokasyonda devam edileceği vurgulandı.


Sulama ile ilgili çalışmalara ek olarak, Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile 7 ilçede uygulamalı çiftçi okulları çalışmaları kapsamında kışlık hububat ekilişlerinde doğrudan toprak işlemesiz ekim uygulamaları ile mera ıslahı çalışmalarının, Tarım İl ve İlçe müdürlükleri ile dört orta ölçekli çiftlikte biyogaz demonstrasyonlarının ve Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü ile de 5 ilçede kuru şartlara uygun nohut çeşit ve doğrudan ekim tekniklerinin demonstrasyonlarının gerçekleştirileceği belirtildi.


Kaynak:

https://www.bloomberght.com/tarimda-programli-damla-sulama-yuzde-25-tasarruf-yuzde-33-verim-artisi-sagladi-2278226


Abdullah Eriş: Tarımın süreçleri, yeniden tanımlanmalı

 MÜSİAD Tarım ve Hayvancılıkta Dönüşüm Kırsalda Kalkınma Komitesi Başkanı Abdullah Eriş "Akıllı tarım potansiyelini ortaya çıkarmanın iki bileşeni bulunuyor. İlki tarımsal hafızamızı korumak ve geliştirmek; ikincisi, özel nitelikli sanayi alanlarına benzeyen, özel nitelikli tarım kentler kurmak" dedi.

Anadolu'ya ait kadim tohumlarımızı, yüz yılları aşan bilgi birikimimizle harmanlayarak yeni tarım uygulamalarına entegre etmeliyiz. Türkiye'de kime sorsak tarımın uygulama yöntemlerinin değişmesi gerektiği konusunda hem fikir. Önemli olan; 'bu değişimi ve dönüşümü nasıl yapmalıyız?' sorusuna verilecek cevapta yatıyor... Böylesi bir noktada da tarımın tüm süreçlerini yeniden tanımlamakla işe başlamalıyız.

Özel nitelikli tarım kentleri kurulmalı

Tarım teknolojilerinde son yıllarda oldukça güçlü ilerlemeler kaydedildi ve bu gelişim devam ediyor. Aynı savunma sanayii gibi tarım teknolojileri de çok stratejik bir öneme sahip. Türkiye bu alanda da çok güçlü hamleler başlatmaya hazırlanıyor. Akıllı tarım potansiyelini ortaya çıkarmanın iki bileşeni bulunuyor. İlki tarımsal hafızamızı korumak ve geliştirmek; ikincisi, özel nitelikli sanayi alanlarına benzeyen, özel nitelikli tarım kentler kurmak.

Kaynak:
https://www.platinonline.com/tarim-4-0/abdullah-eris-tarimin-surecleri-yeniden-tanimlanmali-1077022

9 Nisan 2021 Cuma

Coşkun Sabah Eskişehir'de tavuk çiftliği kurdu

 Ünlü sanatçı Coşkun Sabah, pandemi döneminde satın aldığı 15 bin tavuklu çiftlikte, yumurta üretimine başladı. Sabah, “Eskiden, 'sanatçı Coşkun' derlerdi. Şimdi ise 'Yumurtacı Coşkun' diyecekler” ifadelerini kullandı.

Sanatçı Coşkun Sabah, arkadaşı Özkan Özadalı ile birlikte, Eskişehir'in Tepebaşı ilçesine bağlı Emirceoğlu Mahallesi'nde yaklaşık 1 milyon liralık yatırımla, 1780 metrekarelik tavuk çiftliği kurup, yumurta üretimine başladı.

Tesisin açılışına katılan Coşkun Sabah, arkadaşı ve aynı zamanda ortağının tavsiyesiyle bu işe girdiğini belirterek, “Ortağım Özkan bey bana fikir verdi. Bunun güzel bir meslek olduğunu, hakkı ile yapıldığı taktirde sonuç alacağımızı söyledi. İyi ki de yapmışım. Burada 15 bin tavuk var. Bu sektöre girdiğim için çok mutluyum. Devletimizin de hayvancılığa çok büyük bir ilgisi, desteği var. Eskiden, 'Hani Coşkun var ya sanatçı, besteci Coşkun' derlerdi. Şimdi ise 'Yumurtacı Coşkun' diyecekler" dedi.


"SANATÇI ARKADAŞLARIM BU İŞE ÖZENİYOR"


Sanatçı arkadaşlarının, yaptığı bu işe özendiklerini hissetiğini ifade eden Sabah, “Bu iş aslında şaka ile başladı. Özelikle sanatçı dostlarım da imrendi diyebilirim. Çok olumlu buluyorlar. Pandemi ile beraber artık müzisyenlik, sanatçılık, şarkıcılık bitti. Hayatımızın bir başka türlü idame olması lazım. Daha da ileri gitmeyi düşünüyorum. Ortağım Özkan Bey ile birlikte ihracat da düşünüyoruz. Müzisyenlik tabii ki bitecek değil. Şarkılarımız ve bestelerimizle halkımıza hizmette bulunduk. Bundan sonraki yıllarda besteciliğe, ilave olarak bir de yumurta sektöründe hizmette bulunmuş olacağız. Müzik sektörünün krizde olduğu bu pandemi döneminde 'Gerçekten akıllıca bir iş' diyenler çoğunlukta. Bence de birazcık özeniyorlar, imreniyorlar. Konuşmalarından hissediyorum. Çünkü hakikatten bitti. 10-11 aydır hiç kimse para kazanamıyor. Kazanç bitti bizim meslekte. Çünkü bu pandemi meslek seçiyor. Bu işten muzdarip olan sanatçılık, müzik sektörü. Onun için isabetli bir iş yaptık. Kendi kendimize pozitif enerji yollayalım. Allah yolumuzu açık etsin diyorum” diye konuştu.




"KAZANCIMI MÜZİĞE YATIRACAĞIM"


Yumurta sektöründen kazandığı parayı müzik sektörüne yatıracağını söyleyen Sabah, her 6 ayda bir yeni şarkı ile müzik hayatını sürdürmeyi hedeflediğini söyledi. Tavuk çiftliğinden kazandıklarını da müziğe yatırım olarak kullanmak istediğini anlatan Sabah, “Şöyle bir düşüncem var, bu işten kazandığım parayı kendi mesleğime, müzik dünyasına yatıracağım. Bu işi büyüteceğim, daha genciz. Bana 'Neden Eskişehir?' diye soruyorlar. Tavukların sevdiği bir iklim var. Şu anda içerideler ama havanın iyi olduğu zamanlarda dışarıda doğadan beslenecekler. Eskişehir'in iklimi karasal iklim. Tavuklar rutubeti sevmiyor. Bir de Eskişehir'in ulaşım olarak merkez konumda olması önemli. Bursa, Ankara, İstanbul'a yakınlık olarak bir avantajı var. Burada arazi biraz daha ucuz. Siz İstanbul çevresinde böyle bir şey yapsanız, aylık kirası 30-40 bin liradan aşağı olmaz. Onun için biraz daha ekonomik oluyor. Bunların hepsini üst üste koyduğunuz zaman, Eskişehir bizim için olumlu bir lokasyon kararıydı” dedi.


1 MİLYON LİRALIK YATIRIM


Sabah'ın ortağı Özkan Özadalı ise tavuk çiftliğine yaklaşık 1 milyon liralık bir yatırım yaptıklarını belirterek, “Coşkun bey ile çok daha öncesine dayanan bir dostluğumuz var. Böyle bir fikir oluştu. Bu işimizin ilk adımı. İkinci adım olarak 20 bin tavuk daha ilave edeceğiz. Onun çalışmalarını yapıyoruz. Buraya yaklaşık 1 milyon liralık bir yatırım yaptık. Bundan sonraki hedefimiz ise ihracat yapmak. Şu anda günlük 14 bin civarı yumurta almayı planlıyoruz” şeklinde konuştu.






Yağ fiyatları tüm dünyada dikkat çekiyor

 Küresel gıda fiyatları, yıllık yüzde 24,6 artışla Haziran 2014 sonrası zirveye ulaştı. Bitkisel yağ fiyatlarında ise yıllık artış yüzde 86,2'ye ulaşarak Haziran 2011 sonrasının zirvesini gördü. Türkiye'de de ayçiçek yağı fiyatları yüzde 59,6 arttı.

Küresel gıda fiyatlarında artış devam ediyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) yayımladığı küresel gıda fiyatları endeksi martta bir önceki aya göre yüzde 2,1 artışla 118,5 puana yükseldi.


Fiyatlarda ise en çok dikkat çeken yağ fiyatları oldu. Martta bitkisel yağ fiyatları endeksi, bir önceki aya göre yüzde 8 artışla, en çok artış gösteren alt endeks oldu. Yağ fiyatları endeksinde, Haziran 2011 sonrasındaki en yüksek seviye görülmüş oldu.


Ülkemizde de son dönemde gündem olan bitkisel yağ fiyatlarında endeks son bir yılda yüzde 86,2 arttı. Bitkisel yağlarda Türkiye'de son bir yılda yüzde 100'ü artan fiyat artışları yaşandı.


FAO tarafından yayımlanan bültende, bitkisel yağ fiyatlarında son dönemde görülen yükselişlerin, palmiye, soya, kolza ve ayçiçeği yağı fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığı belirtildi.


Palm yağı fiyatlarındaki artışın, stoklardaki azalış ve ithalat talebindeki artıştan, soya yağı fiyatlarındaki artışın biodizel yakıt sektörünün artan talebinden, kolza ve ayçiçeği yağlarındaki artışın ise arz sorunlarından kaynaklandığı aktarıldı.

TÜİK’E GÖRE AYÇİÇEK YAĞIDAN YILLIK ARTIŞ YÜZDE 59,6


Sözcü'den Emre Deveci haberine göre, TÜİK verilerinde ayçiçek yağının bir kilogramı, Mart 2020 ile Mart 2021 arasındaki son bir yılda tam yüzde 59,6 artışla 17,50 TL'ye ulaştı. Yıllık artış oranı, mısırözü yağında yüzde 54,9, zeytinyağında yüzde 34,2 oldu.


Tüketici enflasyonunu gecikmeli olarak etkileyen yurt içi üretici fiyatlarına bakıldığında, “bitkisel ve hayvansal sıvı ve katı yağlar” sektöründe son bir yıllık fiyat artışının yüzde 69,7 olduğu görülüyor. Bu, yağ fiyatlarının önümüzdeki dönemde artmaya devam edebileceğine işaret ediyor.


7 Nisan 2021 Çarşamba

Alıcı bulunamayan tonlarca soğan, elma ve limon da depolarda çürüyor

 Patatesin yanında alıcı bulunamayan tonlarca soğan, elma ve limon da depolarda çürümeye terk edildi

Türkiye'de yaş meyve sebze piyasası alarm veriyor. Alıcı bulunamayan tonlarca patates, soğan elma ve limon alıcı bulunamadığı için depolarda çürüyor. Üreticiler geçtiğimiz yıl sebze ihracatının yasaklanması, restoranların sınırlı hizmet vermesi ve turizm sektöründe de yarım kapasite çalışılmasından kaynaklı ürünlerin piyasaya fazla geldiğini söylüyor.

Döngünün bir diğer yüzü ise üretici ürününü tarladan zararına satarken tüketici de bir türlü ucuz sebzeye ulaşamıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, geçtiğimiz yıl yapılan sebze meyve ihracatındaki yasaklar bu yıl ürünlerin depoda kalmasına sebebiyet verdiğini söyledi.

Baki Remzi Suiçmez “ Patates, soğan elma ve limon ürünlerinde geçtiğimiz yıl ihracat yapılamadığı için depolarda kalmış durumda. 950 bin ton Limon üretimi bulunuyor bunun yaklaşık 520 bin tonunu iç piyasada tüketiyoruz. Bu da demek oluyor ki 400 bin ton ihraç edilmezse depolarda çürüyecek. Elmaya gelecek olursak yıllık 3 milyon 600 bin civarı elma üretimimiz bulunuyor. Bunun yurt içi tüketimi 2 milyon 600 bin civarında. Bu da demek oluyor ki 1 milyon ton ihracat yapılması gerekiyor yoksa yine çürümeye terkedilecek. Aslında tüm üretim fazlası olan sebzelerdeki sorun ortak. Bu noktada sebze ve meyve ihracatının önünü açmak gerekiyor bu kısır döngüyü her sene yaşıyoruz. Ya piyasada ürün kalmıyor ya da fazla kalıp çürüyor.” açıklamalarında bulundu.

Suiçmez, “ Tüketicinin uygun fiyatlı sebze bulamasının bir diğer sebebi de marketlerin bu noktada tekelleşmesi. Zincir marketlerinin en azından bu arz fazlası olan ürünleri alması gerekiyor. Burada hem çiftçi hem de tüketici mağdur oluyor ve iyi bir planlama yapılması gerekiyor.” dedi.

500-700 bin ton soğan depolarda çürüyor
Soğan üreticisi Celalettin Çelik yeşillenen ve çürüyen soğanların yaklaşık 500 ila 700 bin ton arasında olduğunu söyledi. Çelik, pandeminin yarattığı navlun krizinin sebze meyve ihracatını da urduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Limanlardan konteynerler boş döndü ihracat yapamadık. Geçtiğimiz yıl pandemiyle beraber hizmet sektörü de durma noktasına geldi. Dolayısıyla da ürünler depolarda kaldı. Soğuk hava depolarındaki bekleyen ürünlerin maliyetleri çok daha fazla. 500 – 700 bin ton arasındaki soğan yeşillendi ve çürüdü. Bu durum hem biz üreticilerin belini büküyor hem de israf oluyor. Burada doğru bir planlama yapılması şart. Ayrıca depo ücretlerini ve bu ürünlerin aylarca depolarda kaldığını düşünürsek maliyetler çok daha fazla yükseliyor.” açıklamalarında bulundu

Kaynak:
https://www.bloomberght.com/alici-bulunamayan-tonlarca-sogan-elma-ve-limon-da-depolarda-curuyor-2278074