4 Mayıs 2022 Çarşamba

Kiraz çiçek açar, Türk bakar

 Dünya kiraz haritasına bakın… Anadolu, kiraz üretiminde açık ara dünya lideri. Sakura Zensen adlı kiraz bayramıyla bütün dünyanın ilgisini şu anda üzerine toplayan Japonya, ilk 20’de dahi yok. Kiraz çiçek açma festivali için Japonya’nın 11 kentine akın eden 500 bin turist içinde bizim sosyete de olmuştur geçmişte.


Benzer durumu fındıktan biliyoruz. Küredeki fındığın üçte ikisi bizde üretilir ama borsası Almanya’dadır, fiyatını Frankfurt belirler. İncir, kayısı farklı mı? Peki, Japonların Sakura Zensen ile küreselleştirdiği kiraz bayramında bizim beceremediğimiz nedir? Japonlar kirazın çiçek açmasını hayata dair yeni başlangıç dönemi yapan efsane öyküler üretmişler. Şölenler düzenlemekle yetinmeyip yeni işe başlama, evlenme tarihlerini hatta okul tatillerini Sakura Zensen’e göre ayarlamışlar. Amerika, Kanada, Almanya hatta Filipinler de onları örnek almış. Biz hariç…


Kiraza dair her şeyi bilen Japonlar bu festival ile ülke tanıtımı yanı sıra turizm gelirlerini patlatırken “Turkey; Discover the Potential” sloganıyla bizim yaptığımız nedir dersiniz? Söyleyeyim; hemen hemen hiç…


40 ziraat fakültemizde ayağına çamur değmeden emekli olan hocalarımız dâhil bizde kirazın yöresel envanterini bilen, kiraz ağaçlarının hangi yöremizde ne zaman çiçek açtığından haberdar insanımız yok.


Turizmciler? Onların işi gücü deniz, kum, güneş… Her şey içinde modelleriyle turist sayısıyla övünmek… İstanbul lale ile bezenmiş şimdilerde…


2010 Türk-Japon yılı için Tokyo’ya hediye 100 bin fidan göndermeye kalktık, 400 yıl önce bir kasa lale soğanıyla ülkesinde lale tarımını başlattığımız Hollanda’dan izin almak zorunda kaldık. Şimdi Japonya’ya cari açık (akıl açığı okunur) turları düzenliyoruz kiraz çiçeği görmek için… Sorum şudur; Allah bize kirazı verdi de aklı mı esirgedi? Yoksa konfor alanı içinde tüketimle uyuşturulmuş halimiz mi bu duruma sebep?


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/kiraz-cicek-acar-turk-bakar/656713


11 Ekim 2021 Pazartesi

TARIM VE ORMAN BAKANI DR. PAKDEMİRLİ: DAMLA SULAMA YAPAN ÇİFTÇİNİN KÂRI ARTIYOR

 TARIM VE ORMAN BAKANI DR. BEKİR PAKDEMİRLİ, ÇELTİK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE DAMLA SULAMA YÖNTEMİNİN UYGULANMASIYLA YÜZDE 50 SU TASARRUFU SAĞLANDIĞINI, ÇİFTÇİNİN KÂRININ YÜZDE 20 ARTTIĞINI BELİRTTİ.


İklim değişikliği ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklık, tarımsal sulamadaki önlemleri de artırıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, modern sulama teknikleri ile daha az su tüketerek üretim yöntemlerinin en önemli örneğini Çanakkale'de hayata geçirdi.


Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Çanakkale'de damla sulama tekniği ile çeltik yetiştirilen tarlayı ziyaret etti. Burada yaptığı konuşmada, damla sulama tekniğinin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Bakan Pakdemirli, şunları söyledi:


MALİYETİ DÜŞÜRÜP NET HASILAYI ARTIRIYORUZ


"Çanakkale, 2020 yılında 112.278 dekarlık alanda 93.933 ton çeltik üretimi ile Türkiye üretiminde yüzde 9,6'lık paya sahip bir ilimizdir. Çanakkale'de bu yıl 3.410 dekar alanda damla sulama yöntemi ile çeltik üretimi gerçekleştirildi. Bu alanların 3.270 dekarlık kısmı Bakanlığımızca, 'Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi' projesi kapsamında desteklendi. Bu proje kapsamında toplam 74.280 kg çeltik tohumu kullanılmış olup, tohum bedelinin 698 bin TL'si Bakanlığımız tarafından karşılandı. Çeltik yetiştiriciliğinde damla sulama yönteminin uygulanması ile tava sulama yöntemine göre su kullanımında yüzde 50 tasarruf sağladık. Maliyeti yaklaşık olarak toprak işleme ve ekim işlemlerinde yüzde 60, işçilikte yüzde 70, tarla kirasında yüzde 30 olarak düşürdük. Damla sulamada tava sulama yöntemine göre maliyeti yaklaşık %20 oranında düşürerek, net hasılayı artırıyoruz. Çiftçimizin kârlılığı %20 artıyor. Günümüz koşullarında küresel ısınmadan dolayı su kaynaklarının ekonomik kullanılması gerekliliği her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle çeltik üretiminde su kullanımında önemli tasarruf sağlayan damla sulama sistemi kullanılarak üretim yapılmasını Bakanlık olarak destekliyor ve yaygınlaştırılmasıyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz."


12 İLİMİZDE ÜRETİMİ DESTEKLİYORUZ


Damla sulama sistemi ile çeltik yetiştiriciliğinin 2005 yılından itibaren dünyada uygulandığını belirten Bakan Pakdemirli, Türkiye'de uygulamanın 2007 yılında Edirne'de başladığını kaydetti. Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:


"Ülkemizde 2021 yılında damla sulama ile çeltik üretimi yapılan alan 13 bin dekar seviyelerine ulaştı. Bu üretimin 9.511 dekarı 12 ilimizde Bakanlığımız tarafından yüzde 75 hibe tohum ile desteklendi. Bu illerimiz Ankara, Balıkesir, Çanakkale, Çankırı, Edirne, Düzce, İstanbul, Kırıkkale, Kırklareli, Mersin, Samsun, Sinop'tur. Ülkemizde çeltik üretimi 2002 yılında 360 bin ton iken, 2020 yılında yüzde 172'lik artış ile 980 bin tona ulaştı."


 


DAMLA SULAMA KULLANIMININ AVANTAJLARI


Damla sulama yöntemi ile dekara 800 ile 900 m³, tava sulama yöntemi ile 1500 ile 2400 m³ su kullanılıyor. Damla sulama yönteminin kullanılması ile yüzde 50'den fazla su tasarrufu sağlanıyor. Damla sulama yöntemiyle çeltik yetiştiriciliğinde bölgelere göre değişmekle birlikte tava sulama yöntemine göre yüzde 30-50 oranında sulama ücreti daha düşük alınıyor.


Tava sulama yöntemi kullanıldığında suyun bitki kök bölgesine ulaştırılabilmesi için yıllık 50 ile 60 litre arasında yakıt harcanırken, damla sulama yönteminde yakıt tüketiminde yaklaşık yüzde 50 tasarruf sağlanıyor.


Damla sulama yönteminde su kesildikten 5-7 gün sonra hasat yapılırken, hasat için paletli biçerdövere ihtiyaç duyulmamaktadır. Tava sulama yönteminde su kesildikten en az 10-15 gün sonra hasat yapılabilmekte ve hasat için paletli biçerdövere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da maliyeti artırıyor.


Kaynak:

https://www.tarimorman.gov.tr/Haber/5106/Tarim-Ve-Orman-Bakani-Dr-Pakdemirli-Damla-Sulama-Yapan-Ciftcinin-K%c3%a2ri-Artiyor


BAKAN PAKDEMİRLİ; “HER BÜYÜKBAŞ HAYVANIN KULAĞINA BİR CEP TELEFONU”

 Bakan Pakdemirli, "Şimdi biz de deyim yerindeyse, her büyükbaş hayvanın kulağına bir cep telefonu takıyoruz. Tabi bu, daha küçük, kullanımı ve işlevi daha kolay, pili yaklaşık 5 yıl giden bir cep telefonu. Birçok teknolojik özelliğe sahip 'Akıllı Küpe', Hayvan Takip Sisteminin önemli bir parçasıdır." dedi.


Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Karaman'daki CHS Tarım ve Hayvancılık A.Ş'de hayata geçirilen Hayvan Takip Sisteminin tanıtım programına katıldı. Pakdemirli burada yaptığı konuşmada, Bakanlık olarak ülke tarımını geliştirmek ve üreticiye yeni projeler sunmak için durmadan, dinlenmeden çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.


"BÜYÜKBAŞ HAYVANDA SON 3 YILDA CUMHURİYET TARİHİNİN REKORU KIRILDI"


Türkiye'de hayvancılığa 16 milyarı son üç yılda olmak üzere 19 yılda 75 milyar lira destek verildiğini ifade eden Pakdemirli, hayvancılık desteğini son 3 yılda iki kattan fazla artışla 7,8 milyar liraya çıkardıklarını vurguladı.


Son 3 yılda, büyükbaş hayvan varlığının yüzde 13 artışla, 18,3 milyon başa yükselerek cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığını belirten Pakdemirli, küçükbaş hayvan varlığının da aynı dönemde yüzde 29 artışla, 57,3 milyon başa ulaşarak son 30 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını aktardı. Pakdemirli, Türkiye'nin küçükbaş hayvan sayısında Avrupa'da birinci, büyükbaş sayısında ikinci sırada olduğunu ifade ederek, "Yetiştiricimizin gayreti, bizlerin desteği ve Allah'ın bereketiyle ulaştığımız bu seviyeyi, yeni projelerle inşallah daha da yukarılara taşıyacağız." dedi.


"DIŞ TİCARET FAZLASI 2021'İN İLK 8 AYI, 887 MİLYON DOLARA ULAŞTI"


Üretimdeki bu gelişmelerin hayvancılık ihracatına da olumlu yansıdığını dile getiren Pakdemirli, canlı hayvan ve hayvansal ürün dış ticaretinde, 2019'da 585 milyon dolar olan dış ticaret fazlasının, 2020 yılında 727 milyon dolara çıktığını, 2021 yılının 8 ayında ise 2020 yılının tamamını geride bırakarak 887 milyon dolara ulaştığını söyledi.


Pakdemirli, yem fiyatlarındaki aşırı artışa müsaade etmeyeceklerini de vurgulayarak, şöyle devam etti:


"Et, süt ve yem üreticilerimizin bu durumdan olumsuz etkilenmemesi ve maliyetlerinin azaltılmasını sağlamak amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisimiz aracılığı ile 'Yem Regülasyon Çalışması' başlattık. TMO, hasat nedeniyle haziran ayında ara verdiği uygun fiyatlı arpa ve buğday gibi yem hammaddesi satışına, temmuz ayında yeniden başladı. Bu kapsamda, ekim ayı sonuna kadar 2,6 milyon ton hububatı piyasaya arz etmiş olacağız. Yine, hayvancılık sektörünün kaba yem ihtiyacını karşılamak amacıyla, yem bitkileri desteğimiz de devam ediyor. Son 19 yılda yaklaşık 8 milyar lira yem bitkileri desteği ödedik. Sağladığımız destekler ve yürütülen çalışmalar ile yem bitkileri ekim alanımız 758 bin hektardan, 2,5 milyon hektara yükseldi. Besicimiz ve süt üreticimiz rahat olsun. Tedbirlerimizi aldık, almaya da devam edeceğiz."


"AKILLI KÜPE ESASEN BANA AİT BİR FİKİR, BİR PROJEDİR"


Tarım ve Orman Bakanlığının Ar-Ge çalışmaları için yıllık yaklaşık 1 milyar lira bütçe kullandığını anlatan Pakdemirli, üreticinin maliyetlerini düşürecek ve gelirini artıracak elektrikli traktörden, hayvan aşısı üretimine, arıcılık merkezinden bitkisel gıda Ar-Ge merkezine kadar birçok proje yürüttüklerini söyledi.


"Elektronik Hayvan Takip Sistemi"nin de ülke hayvancılığına çok büyük katkı sağlayacak yerli ve milli bir yenilik ve çözüm olduğunu ifade eden Pakdemirli, şunları kaydetti:

"Akıllı küpe esasen bana ait bir fikir, bir projedir. Uykusuz geçen bir gecenin ardından bulduğum bir fikir. Aslında teknoloji ve inovasyon her zaman her yerde var. Yani bu teknoloji var, bu GSM teknolojisi var ama hayvancılıktaki problemleri gece bir yandan düşünüp, bir yandan bunları saydığım, bir yandan da not alığımda bunları çözebilecek olan teknolojinin Türkiye'deki tüm sürüyü bir arada takip edebileceğimiz bir sisteme ihtiyacımız olduğunu fark ettim. Bunu takip etmek için de bir radyo sinyaline ihtiyaç var. Bunu en rahat GSM operatörleri vasıtasıyla yapabiliriz. Bakanlığımız açısından hem planlama hem hayvan sağlığı, hayvan refahı ve diğer konularla ilgili bize faydası olacak. Üreticiye olan faydası da 'döl verimi, hayvanın sıkı takibi ve verimliliğin artışı gibi neticelere sebebiyet verebilecek bir projeye imza atmak önemli olur' diye düşündüm. Bugün denemelere baktığımız zaman aldığımız neticelerin benim hayalimdeki neticelerin çok ötesinde olduğun görüyorum."


"HER BÜYÜKBAŞ HAYVANIN KULAĞINA BİR CEP TELEFONU…"


Pakdemirli, hayvanın kulağına asılacak bir küpenin cep telefonu gibi işlev göreceğini anlatarak, "Şimdi biz de deyim yerindeyse, her büyükbaş hayvanın kulağına bir cep telefonu takıyoruz. Tabii bu, daha küçük, kullanımı ve işlevi daha kolay, pili yaklaşık 5 yıl giden bir cep telefonu. Birçok teknolojik özelliğe sahip 'akıllı küpe', Hayvan Takip Sisteminin önemli bir parçasıdır." ifadelerini kullandı.


Sistemle, hayvanların konumları, yem yeme ve geviş getirme gibi beslenme durumları, aşılama kayıtları, koordinasyon bilgisi ile hareket ve sevk durumları, kızgınlık ön uyarı bilgilendirmesi, kulak iç sıcaklığı gibi verilerin anlık olarak merkezi programa aktarıldığını dile getiren Pakdemirli, sisteme, ileriki dönemlerde yerli ve milli olarak geliştirilecek, buzağı besleme robotları, sağım, yemleme ve otomasyon sistemleri ile süt ölçer gibi teknolojik donanımlar ilave edilerek tam bir çiftlik yönetim sistemine dönüştürüleceğini anlattı.


"HER 100 'AKILLI KÜPE', İLAVE 20 HAYVAN DEMEK"


Pakdemirli, sistemin 5 ilde 400 büyükbaş hayvan üzerinde denemelerinin tamamlandığını dile getirerek, şunları kaydetti:


"Proje sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde, bu sistemin uygulandığı hayvancılık işletmelerinde, süt veriminde yüzde 25 artış, buzağı veriminde yüzde 20 artış ve sağlık giderlerinde yüzde 15 azalış tespit edilmiştir. Eğer bu sistemi sadece damızlık dişi hayvanlarımıza takabilirsek, ilave yem ve girdi kullanmadan yılda 1 milyon daha fazla buzağı, 2-3 milyon ton ilave süt elde edebiliriz. Yani her 100 'Akıllı Küpe', ilave 20 hayvan demek. Elde edilen verim ve hayvan sayısı ile sağlık giderlerinin azalmasını dâhil ettiğimizde, bu teknolojinin yaygın kullanımı sonucunda ülke ekonomisine kısa vadede yıllık 5 milyar, orta vadede ise 10 milyar lira katkı sunabiliriz."


Kaynak:

https://www.tarimorman.gov.tr/Haber/5110/Bakan-Pakdemirli-Her-Buyukbas-Hayvanin-Kulagina-Bir-Cep-Telefonu


21 Eylül 2021 Salı

Tarımda dijital çözümler, ürün kayıplarını önlüyor

 Günümüzde her alanda olduğu gibi tarımda da verimlilik ve rekabet gücünü artıran dijital çözümlerin kullanımı yaygınlaşıyor.

Vodafone Business Dijital Tarım Çözümü, içinde bulunan sensör ve modüller aracılığı ile kurulu olduğu alanda havadan ve topraktan aldığı verileri analiz ederek tarımsal işlemler için size ‘en iyi zamanlama’ önerileri sunuyor ve erken uyarılar vererek ürün zaiyatı ve ekipman zararından kaçınmanıza yardımcı oluyor. 


Vodafone Business Dijital Tarım Çözümü ile üretiminizi uzaktan takip edebilir, daha verimli sulama, gübreleme ve ilaçlama yapabilir ve doğal afetlere karşı erken uyarı sistemi ile ürün kayıplarınızı önleyebilirsiniz. 


Bununla birlikte, tarladan aldığınız verimi en üst seviyelere çıkarırken elektrik, ilaç ve gübre miktarı gibi üretim maliyetlerini azaltmanızı sağlıyor. Son teknoloji destek ve karar mekanizması olan Vodafone Business Dijital Tarım Çözümü ile tarımsal üretiminizi verilerin gücüyle artırabilirsiniz.


Kaynak:

https://www.capital.com.tr/ceo-life/ceo-life-haberleri/tarimda-dijital-cozumler-urun-kayiplarini-onluyor


"Dijital tarımla verimi yüzde 35-40 artırdık"

 Tat Gıda, domates üreticilerinin de dijital teknolojileri kullanarak tarla verileri ile ürün performansı arasında ilişki kurmasına yönelik takip ve kayıt sistemini oluşturmasına destek veriyor.

Akıllı tarım teknolojilerine son 3 yılda 7,5 milyon TL’nin üzerinde yatırım yapan ve her yıl yaklaşık 2 bin 500 dekarlık alanda ileri dijital uygulamalarıyla üretim gerçekleştiren Tat Gıda, domates üreticilerinin de dijital teknolojileri kullanarak tarla verileri ile ürün performansı arasında ilişki kurmasına yönelik takip ve kayıt sistemini oluşturmasına destek veriyor. Çiftçinin gelişimi ve güçlenmesi amacıyla eğitimler veren ve bu konuda sektöre öncülük eden Tat Gıda, dijital tarım uygulamalarının yaygınlaşmasıyla üretimde verimliliği arttırmayı ve tarımın geleceğine destek olmayı hedefliyor.


Son yıllarda daha belirgin şekilde hissedilen iklim krizi ve kuraklık nedeniyle, daha az kaynak kullanımı ile daha verimli üretimin öneminin arttığına, bunun çözümünün ise bilime dayalı dijital tarım ile mümkün olduğuna dikkat çeken Tat Gıda Genel Müdür Yardımcısı Hakan Turan, “Her yıl yaklaşık 2 bin 500 dekar alanda dijital tarım uygulamaları ile domates tarımı gerçekleştiriyoruz. Bilimsel temelli dijital tarım ile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Yaptığımız bu uygulamalarla ve iyi örneklerle çiftçiye rol model oluyoruz. Genç ve dinamik ziraat ekibimizle, devamlı olarak sahada yeni uygulamalar üzerinde çalışıyoruz. Bu alandaki tarım çalışmalarımız temel amacı uyguladığımız modern tarım teknikleri ile verimi artırmak ve bu tecrübeleri sözleşmeli çiftçilerimizle paylaşmak” dedi.




“Dijital tarım sayesinde maliyetleri ton ürün başına yüzde 30 düşürdük, verimi yüzde 35-40 oranında artırdık”


Tarımda dijital teknolojilerin kullanımına, yaygınlaştırılmasına ve sanayi domatesi tarımının gelişimine öncülük etmek amacıyla “Dijital Tarım Tarlası” konsepti ile domates üretmeye başladıklarını belirten Turan, şu bilgileri verdi:


“2019 ve 2020 yıllarında, uygulama alanını büyüterek, yaklaşık 2.500 dekarlık bir alanda dijital tarım çözümü ve uygulamalarının kullandık . Bursa Karacabey havzasında geleneksel yöntemlerle yapılan tarım sonucunda dekar başına elde edilen ortalama verim 7-8 ton iken, Tat Dijital Tarım Tarlası’nda dijital çözümler ve iyi tarım uygulamalarının yardımıyla dekar başına 10-11 ton seviyelerinde verim elde ettik. Bu da domates tarımında en iyi örneklerin görüldüğü Kaliforniya bölgesi sonuçları seviyesinde. Dekar başına verim artışı ile domates başına yetiştirme maliyetinin bölge ortalamasına göre yüzde 30 seviyelerinden daha düşük olduğunu görüyoruz. Biliyoruz ki dijital tarım bir zorunluluk. Dünyanın geleceği için tarımın ne kadar önem taşıdığının artık hepimiz farkındayız; daha az gübre, su, kimyasal gibi kaynak kullanımını azaltmak karbon ayak izini sıfırlamak için tarımda sürdürülebilirliğe yatırım yapmak mecburiyetindeyiz. Çiftçilerimiz de gün geçtikçe bu konuda daha da bilinçleniyor. Tat olarak, deneyimlerimizi üreticilerimizle paylaşarak, maliyet – verimlilik - sürdürülebilirlik ekseninde başarılı sonuçlar almalarına katkıda bulunduğumuz için mutluyuz.”




Tat Gıda’nın bu yıl 4.’sünü düzenledi ‘Dijital Tarla Günü’nde çiftçilerle bir araya gelerek, onlar için geliştirdikleri projeleri ve yatırımları paylaşma fırsatı bulduklarını söyleyen Turan, “Bu buluşmaların yanı sıra Tat Lider Çiftçi mobil uygulamamızla çiftçilerimizle sürekli olarak iletişimde olma imkanı elde ediyoruz. Mobil uygulama sayesinde çiftçilerimize önceden bilgilendirmelerde bulunabiliyor, tarlalarının gelişimini ve bitki sağlığını uydu görüntüleri ile analiz ediyoruz, ziraat mühendislerimizin yorum ve yönlendirmeleriyle birlikte çiftçilerimize ücretsiz bir şekilde bu uygulama üzerinden iletiyoruz. Dijital toprak analizi ile dakikalar içinde sonuç alabiliyoruz, otomatik dümenli traktörlerle verimli tarla kullanımı ve yakıt tasarrufu sağlıyoruz, sensörlerle nem kontrolu ve bu sayede su tasarrufu yapabiliyoruz” dedi.


“Gelecek yıl yeni dijital yatırımlar için 11 milyon TL’lik yatırım planlıyoruz”


Dijital tarım uygulamalarında bugün ulaşılan noktanın dünya seviyesinde olduğunu belirten ve dijital tarıma daha stratejik bir ajanda ile önümüzdeki yıllarda da yatırım yapmaya devam edeceklerini söyleyen Turan, “Geniş ölçekte veri toplama, karar destek sistemleri ve mekanizasyon konularının öncelikli yatırım alanlarımız olmasını planlıyoruz. Buradan elde edeceğimiz öğrenimleri çiftçilerimizle paylaşmaya, onların daha verimli üretim yapmaları için destek vermeye devam edeceğiz. Gelecek yıl, mekanizasyon ve yeni dijital yatırımlar için 11 milyon TL’lik yatırım planımız bulunuyor. Tat Gıda olarak önümüzdeki dönemde bu alanda çok daha heyecan verici projelerimiz var, bu vizyona yürekten inanıyoruz. Amacımız çiftiçimize rakip olmak değil rol model olmaktır” dedi.


Kaynak:

https://www.capital.com.tr/sirket-panosu/sirket-panosu-haberleri/dijital-tarimla-verimi-yuzde-35-40-artirdik


Kuru fasulye üretiminde tarihi rekor

 Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, kuru fasulye üretimine yönelik çalışmalar ve desteklerin sonuç verdiğini, 2020 yılında Cumhuriyet tarihi rekorunun kırıldığını belirtti.


Tarım ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakan Bekir Pakdemirli, Türkiye fasulye üretiminin yüzde 12’sini üreterek 2002 yılında 50’nci sırada iken geçen yıl 3’üncü sıraya yükselen Bitlis’te kuru fasulye hasadı yapan çiftçi Veysi İşler ile görüntülü görüşme gerçekleştirdi.


Görüşmeye Bitlis’te bulunan Bitkisel Üretim Genel Müdürü Mehmet Hasdemir, Bitlis Tarım ve Orman İl Müdürü Rıfat Çelik ile Ahlat Ziraat Odası Başkanı Necat Demirden de eşlik etti.


Bu yıl Türkiye genelinde üretimi gerçekleştirilen 300 bin tonun üzerindeki üretimde Bitlis’in önemli rolü olduğunu belirten Pakdemirli, “2002’de sadece 655 ton kuru fasulye üretimi yapan Bitlis’ten, geçen yıl 32 bin tonun üzerinde üretim yapan bir Bitlis’e geldik. Son 19 yılda yaklaşık 60 kat artış var. 2021’de de inşallah 40 bin ton üretiyor olacağız. Son 3 yıla baktığımızda yüzde 100’den fazla artış var.” ifadelerini kullandı.


“Bu üreticimizin başarısı”

Kuru fasulye üretimine yönelik yapılan çalışmalar ve verilen desteklerin sonuç verdiğini vurgulayan Pakdemirli, şunları kaydetti:


“Türkiye’nin kuru fasulye üretimi yıllar itibarıyla katlanarak arttı. 2020 yılında üretimde Cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı. Tüm üretici, çiftçi ve paydaşlara başarılarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu başarı üreticimizin başarısıdır. Allah’a şükür Bitlis bu sene bereketi görmüş. Allah hepinizden razı olsun.”


Bitlisli çiftçi İşler de üretimden memnun olduklarını ve Bakanlığın desteğiyle üretimi daha da artıracaklarını ifade etti.


Kaynak:

https://www.ekonomist.com.tr/gida/kuru-fasulye-uretiminde-tarihi-rekor.html


15 Eylül 2021 Çarşamba

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli'den 'kuraklık' açıklaması

 Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Türkiye'de de meteorolojik ve tarımsal kuraklık riskinin giderek arttığını belirterek, "Daha önce her 10 yılda bir yaşanan kuraklıklar bundan sonra 5-6 yılda bir karşımıza çıkacak" dedi.

Menemen’deki Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde (UTAEM) düzenlenen İklim Değişikliği ve Tarım Çalıştayı’na katılan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, iklim değişikliğinin, dünya gündeminin en önemli konularının başında geldiğini, bu sürecin bilincinde olarak bu çalıştayı düzenlediklerini belirtti.


Pakdemirli, son 50 yılda sel, fırtına, kuraklık gibi doğal afetlerin 5 kat arttığını, son 10 yılda küresel afetlerin yıllık zararının 170 milyar dolara ulaştığını anlatarak, tedbir alınmazsa 2050 yılında iklim değişikliği ile birlikte dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sinin sel riski ile karşı karşıya kalacağını, nüfusun yarısının ise susuzluk riski yaşayabileceğinin öngörüldüğünü kaydetti.


"17 günde 16 büyük orman yaygınına maruz kaldık"


Bakan Pakdemirli tarımsal üretimde ise iklim değişikliğinin etkisiyle 2050’ye kadar verimde yüzde 10 ila 25 arasında bir düşüş beklendiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:


"Ayrıca, iklim değişikliği ve habitatın tahribatından dolayı bugün dünyada yaklaşık 1 milyon tür yok olma riski altında. İklim değişikliği, her geçen gün doğayı ve tüm sektörleri olumsuz etkiliyor ama bizler, iklimden daha hızlı değişmek zorundayız. Ülkemizdeki tabloya baktığımız zaman; iklim değişikliği, bazı bölgelerimizde aşırı yağış ve sel afeti, bazı bölgelerimizde kuraklık ve bazı bölgelerimizde ise büyük orman yangınları olarak kaşımıza çıkıyor.


Temmuz ayı, dünyada son 142 yılın en sıcak temmuz ayı olarak tarihe geçti. Bundan önceki iki yıla baktığımızda Ege ve Akdeniz bölgelerinde temmuz ayı ortalama sıcaklığı 27 derecelerde, nem yüzde 50’lerin üzerinde, rüzgar hızı ise saatte 30 kilometre civarındayken bu yıl sıcaklık 42 dereceye, rüzgar hızı saatte 70 kilometreye yükseldi, nem oranı da yüzde 10’ların altına düştü.


Bunun sonucu olarak ülkemizde son 2 yılda toplam 5 büyük orman yangını yaşanmışken 28 Temmuz-13 Ağustos arasındaki toplam 17 günde 16 büyük orman yaygınına maruz kaldık. İklim değişikliği su döngüsünü de olumsuz etkiliyor. Son dönemde sel afeti yaşadığımız Bartın, Kastamonu ve Sinop illerimizde yıllık ortalama yağış metrekareye toplam 500 ila 800 kilogram arasındayken 10-13 Ağustos tarihleri arasındaki 4 günde bu illerimiz, yıllık yağışın yüzde 40 ila 70’ini aldı."


"Yağışta tarımsal sezona göre yüzde 21 azalma"


Bakan Pakdemirli Türkiye’nin meteorolojik ve tarımsal kuraklık riskinin de giderek arttığını söyleyerek, "Türkiye'de 2021 yılının 8 ayında ortalama sıcaklık 15,7 derece olarak gerçekleşmiştir. Bu değer, uzun yıllar ortalamasının 1,7 derece üzerindedir. Yağış miktarımızda ise bu yılın 8 ayında uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 6 azalma, tarımsal üretim sezonuna göre yüzde 21’lik bir azalma gerçekleşti. Daha önce her 10 yılda bir yaşanan kuraklıklar, bundan sonra 5-6 yılda bir karşımıza çıkacak. Dünyada da benzer manzaraları fazlasıyla görüyoruz. Yangınlar, seller, sıcak hava dalgaları gibi olaylar iklim değişikliğinin öncü etkileridir. Önümüzdeki süreçte bu afetlere daha sık ve daha çok maruz kalacağız.” diye konuştu.


Tarım, orman ve su alanında iklim değişikliğinin etkilerini azaltacak tedbirleri almak, küresel ısınmayı azaltacak üretim yöntemlerine geçmek ve doğal kaynakları verimli kullanmanın artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğinin altını çizen Pakdemirli, "Türkiye, iklim değişikliğine seyirci kalacak bir ülke değildir. Tarımı dönüştürüp, ormanı güçlendirip, suyun verimli kullanımını sağlayarak yeni iklime hazır olacağız." ifadelerini kullandı.


İklim değişikliğine yönelik yürüttükleri çalışmaları anlatan Pakdemirli, kuraklığın etkilerini en aza indirmek amacıyla 81 il için hazırladıkları "Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi Eylem Planı"nı başarıyla uyguladıklarını vurguladı.


"TARSİM sayesinde çiftçi geleceğe güvenle bakıyor"


Pakdemirli kuraklığa toleranslı 42 buğday ve 19 arpa çeşidinin geliştirilerek tescilinin yapıldığını, kuraklığa dayanıklı çeşitlere ait tohumlukları kullanarak üretim yapan çiftçilerin desteklenmesine yönelik çalışmaların da devam ettiğini söyledi.


Bu yıl bazı bölgelerde yaşanan kuraklık afeti nedeniyle kuru şartlarda hububat ve bakliyat üreten üreticilere verim kaybı oranına göre dekar başına 30 ila 100 lira arasında destek ödeyeceklerini aktaran Pakdemirli, şöyle devam etti:


"Bu yıl TARSİM kapsamındaki toplam 1,6 milyar lira hasar tazminatının 800 milyon lirasını ödedik. Hasat tespitlerinin bitmesi akabinde kalan tazminatlar da üreticilerimize ödenecektir. Hasar tazminatları içerisinde kuraklıktan zarar gören 43 ilimizdeki 14 bin 213 üreticiye toplam 214 milyon lira ödeme yaptık. Buradan tüm üreticileri TARSİM'e kayıt yaptırmaya davet ediyorum.”


"Türkiye dünyaya örnek olmuştur"


Pakdemirli, Türkiye’nin son 19 yılda ormancılık alanındaki çalışmalarıyla yeşili koruyan ve artıran bir ülke olarak tüm dünyaya örnek olduğunu belirterek, bu dönemde 5,5 milyar fidanın toprakla buluşturulduğunu, orman alanının 2 milyon hektar artırılarak 22,9 milyon hektara çıkarıldığını ifade etti.


Dünya orman varlığı sıralamasında 2015’te 46. sırada olan Türkiye'nin 2020 yılında 27. sıraya yükseldiğini aktaran Pakdemirli, "Yanan alanların yeniden ağaçlandırılması ve mevcut ormanlarımızı genişletilmesi için çalışmalarımız hızla devam ediyor. İlk yağmurların başlamasıyla birlikte ekim-kasım aylarından itibaren yıl sonuna kadar Geleceğe Nefes Kampanyası ile her bir vatandaşımıza 3’er adet olacak şekilde toplam 252 milyon fidanı toprakla buluşturacağız. İnşallah yaraları sarağız ve yanan alanları tekrar ağaçlandırarak, yeşil vatanın bir parçası haline getireceğiz." diye konuştu.


Kaynak:

https://www.borsagundem.com/haber/tarim-ve-orman-bakani-pakdemirliden-kuraklik-aciklamasi/1601648


8 Eylül 2021 Çarşamba

Tarım sektörü 12 çeyrektir büyüyor

 Tarım sektörü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde de faaliyetlerine devam ederek art arda 12 çeyrek büyüme başarısı gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlenen bilgiye göre, Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde baz etkisiyle yüzde 21,7 büyüme kaydetti. Geçen yıl 2019'a göre yüzde 5,9 büyüyen tarım, ormancılık ve balıkçılık sektöründeki büyüme trendi, bu yılın ilk çeyreğinde 2020'nin aynı dönemine kıyasla yüzde 8,7 artışla sürdü. Nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüyen sektör, böylece 12 çeyrek üst üste büyüme başarısı gösterdi. İktisadi faaliyet kolları içinde tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü hacim olarak da yılın ikinci çeyreğinde 18 milyar 833 milyon liradan 19 milyar 261 milyon liraya yükseldi.


"TARIMSAL ÜRETİM HER ŞEYE RAĞMEN DURMADI"


Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Başkanı Mehmet Ali Ünal, yaptığı değerlendirmede, tarım sektörünün Kovid-19 döneminde büyümeye devam ettiğini belirterek, "Tarım sektöründe büyümenin başlıca nedenlerinden biri, pandemi döneminde hizmet sektörü, sanayi ve inşaat sektörleri durma noktasındayken tarım sektörünün kapanmalardan etkilenmeden faaliyetlerine devam etmesidir. Tarımsal üretim her şeye rağmen durmadı." dedi.


Üretimi devam eden stratejik tarım sektörünün hem içeride hem de dışarıda ivme kazandığına dikkati çeken Ünal, "Tarım sektöründeki büyümenin bir diğer nedeni ise tarımsal ihracat rakamlarıdır. Tespitlerimize göre ekim alanlarının daralmasına ve rekoltenin düşmesine rağmen döviz kurlarındaki dalgalanma ihracatçıların lehine oldu." ifadelerini kullandı. Ünal, çiftçilerin, özellikle küçük üreticilerin söz konusu büyümeden yeteri kadar pay alamadıklarına işaret ederek, Türk çiftçisinin daha çok desteklenmesi ve sektörün önünün daha da açılması gerektiğini vurguladı.


Kaynak:

https://www.finansgundem.com/haber/tarim-sektoru-12-ceyrektir-buyuyor/1599890


28 Ağustos 2021 Cumartesi

Orman mühendisi iki kardeşin 'modern çiftlik' hayali gerçeğe dönüştü

 Erzincanlı orman mühendisi iki kardeş Eyüp ile Hamza Gülseven, memleketlerinde kurdukları çiftlikte, sebze ve meyve üretiminin yanında hayvancılık da yaparak hem ekonomiye hem de istihdama katkı sağlıyor. Eyüp Gülseven, "Burada ayrıca ahırımız ve sera evimiz de var. Bir orman mühendisi olarak, Anadolu'nun güzel ve verimli topraklarının boş durmasından yana değilim. Ülkemizin gençlerini, Türk gençlerini köylere çiftçilik yapmaya davet ediyorum" dedi

Erzincan'da orman mühendisi iki kardeş, üniversiteden mezun olduktan sonra kurdukları çiftlikte, modern teknolojinin imkanlarını da kullanarak tarım ve hayvancılık yapıyor.

Orman mühendisi kardeşler Eyüp ile Hamza Gülseven de çiftliğe dönüştürdükleri bahçelerinde, Tarım ve Orman Bakanlığı, Valilik ile İl Özel İdaresince, tarımla uğraşan nüfusun gençleşmesi, tarım alanında istihdamın artırılması ve hayvancılığın geliştirilmesi amacıyla yürütülen projeler kapsamında kentte geçen yıl örtü altı (sera) sebze yetiştiriciliğine yönelik yüzde 75 hibe destekli projeden faydalanarak sera oluşturdu.

Yoğun ilgi gören18-40 yaş arası çok sayıda çiftçinin de bu hibe desteklerinden yararlandığı kentte kurdukları seralarında 10 kişiye istihdam sağlayan genç kardeşler, 6 dönümlük alanda yaptıkları ekimin ilk yılında 45 ton domates hasat etti.

Genç kardeşler, seralarının içinde bulunduğu 23 dönümlük alanda ise sebze ve meyve üretiminin yanında hayvancılık da yaparak hayallerini gerçekleştirdi.

- "Mezun olduktan sonra kendi işimizi kurmak istedik"

Eyüp Gülseven, AA muhabirine, aldığı hibe destek ile seracılık işine başladıklarını söyledi.

Çiftlik kurma hayalini gerçekleştirmek için geçen yıl başvuruda bulunduğunu ve projelerinin onaylandığını ifade eden Gülseven, şöyle konuştu:

"Mezun olduktan sonra kendi işimizi kurmak istedik. Babamın ve devletin verdiği destekle 23 dönümlük tarım arazisi üzerine 6 dönüme sera kurduk. Şu an seramızda yaklaşık bir aydır domates üretimi yapmaktayız. Serada şu an 7 bine yakın domates fidemiz var ve 10 işçi çalıştırıyoruz. İlk yılımız olmasına rağmen 45 ton domates hasat ettik. Bu yıl rekoltemizi 130 ila 140 ton civarında bekliyoruz."

Gülseven, seracılığın yanı sıra 23 dönüm tarım arazisi içerisinde hayvancılık da yaptıklarını belirterek, 30'a yakın küçükbaş hayvan beslediklerini dile getirdi.

Yaklaşık 200 meyve ağacının bulunduğunu aktaran Gülseven, şunları kaydetti:

"Burada ayrıca ahırımız ve sera evimiz de var. Bir orman mühendisi olarak, Anadolu'nun güzel ve verimli topraklarının boş durmasından yana değilim. Ülkemizin gençlerini, Türk gençlerini köylere çiftçilik yapmaya davet ediyorum. Herkes bu devirde kendi işinin patronu olması gerekiyor. Yaptığımız iş hem zevkli hem de istihdam da sağlıyor. Herkesi köylere bekliyoruz."

- "Yılın 365 günü istihdam sağlayacak projelerimiz var"

Hamza Gülseven ise ilk kez sebze yetiştirmeye ilkokul yıllarında babasının oluşturduğu hobi bahçesinde başladıklarını anlattı.

Üniversite okurken bile akıllarının bir köşesinde tarım ve hayvancılığın bulunduğunu söyleyen Gülseven, "Bahçemizde dut ağaçlarımız var. Açık alanlarda karpuz, kapya biber ve patlıcan gibi farklı kalemlerde ürünler yetiştiriyoruz. Bunlar seracılığın yanında yan alanlar. Ama asıl dikey olarak büyüceğimiz alan seracılık. Yılın 365 günü istihdam sağlamak amacıyla hayvancılık alanında da projelerimiz var." diye konuştu.

Tarım ve Orman Müdürü Murat Şahin de kentin Doğu Anadolu'da sebze üretim merkezlerinden biri olmasını hedeflediklerini aktararak, "Özellikle örtü altı üretimde 2017'de 90 dekar olan ilimiz, şu anda 500 dekarı geçen bir üretime ulaşmıştır. Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı, İl Özel İdaresi ve bakanlığımızın desteği ile 200 dekara yakın seraya destek verdik. Burada sevindirici olan nokta ise özellikle okumuş genç mühendislerin bu işe heves etmeleri. En son orman mühendisi olan iki kardeş, 6 dönüm alanda kurmuş oldukları serada üretim yaparak kendilerini üretim sektörüne adapte etmiş durumdalar." ifadelerini kullandı.

Kaynak:
https://www.memurlar.net/haber/985901/orman-muhendisi-iki-kardesin-modern-ciftlik-hayali-gercege-donustu.html


9 Mayıs 2021 Pazar

"Patates üretimi gelecek sene yüzde 25 azalabilir"

 Tekfen Tarım Genel Müdürü Emrah İnce, Bloomberg HT Akıllı Tarım programında "Pazarda tohum müşterilerinde yüzde 25-30 azalma var. Önümüzdeki sene Türkiye'de tahminim 4,2-4,5 milyon ton arasında bir üretim gerçekleşebilir." diye konuştu.

Patates tohumu üreticisi olan Tekfen Tarım, patates üretiminde önümüzdeki sene düşüş olabileceğine dikkat çekti.Patates üretimi gelecek yıl yüzde 25 azabilir


Tekfen Tarım Genel Müdürü Emrah İnce, Akıllı Tarım programına katıldı.


Patates ve kuru soğan üreticisinin zor bir dönemden geçtiğini ifade eden Emrah İnce, "Biz de bu işin içerisinde patates tohumu üreticisi olarak yer alıyoruz. Pazarda tohum müşterilerinde yüzde 25-30 azalma var. Önümüzdeki sene Türkiye'de tahminim 4,2-4,5 milyon ton arasında bir üretim gerçekleşebilir. 5,2 milyon tondan daha düşük bir üretim gerçekleşecek" öngörüsünde bulundu.


27 Nisan 2021 Salı

Yağ fiyatlarında ‘B’ planı

 Dünya genelinde yemeklik yağ fiyatları 10 aydır yükseliyor ve henüz düşüş sinyali vermiyor. 2021’in geri kalanında fiyatların artışını sürdüreceği tahmin ediliyor. Uzmanlara göre sektörün şekillenmesinde ‘B’ önemli çünkü ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ı temsil ediyor.

Tarımsal emtiada son bir yılda en yüksek enfl asyon küresel yemeklik yağ endüstrisinde yaşanırken, fiyatlar yakın zamanda düşüş sinyali vermiyor. Azalan üretim ve düşük stok palm, soya, kanola ve ayçiçek yağı fiyatlarında 10 aydır artışa neden oluyor. Geleneksel olarak üretimin arttığı mart ayında palm ve soya fiyatlarında beklenen gerileme henüz gerçekleşmedi. Sektör uzmanlarına göre yılın geri kalanında fiyatların şekillenmesinde iki ‘B’ yani ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ önemli rol oynayacak. Yemeklik yağ fiyatları güçlü seviyelerini koruyor. Rusya ve Ukrayna’nın ihracat kotası ayçiçek yağı fiyatlarını artırıyor. PK-Inform'un verilerine göre, dünyanın en büyük Ayçiçek yağı ihracatçısı Ukrayna'nın ihracat fiyatı geçtiğimiz hafta 15 dolar/ ton arttı. Mayıs-Haziran teslimi fiyat 1550-1565 dolar/ton FOB seviyesine geldi. Ukrayna, ayçiçek yağı ihracat miktarını 2020- 21 sezonu için 5 milyon 382 bin ton ile sınırlamıştı. Güney Amerika'daki hava durumu endişeleri, kısıtlı ABD tedariki ve güçlü Çin talebi de soya yağını destekliyor. En büyük bitkisel yağ ithalatçıları olan Hindistan ve Çin, salgın öncesi seviyelerde palm yağı alımı yapıyor fakat üretici ülkelerde stokların son yılların en düşük düzeyinde olması palm yağı fiyatlarının 900 doların üzerinde kalmasına neden oluyor.

2021’de fiyat artışı sürecek
Dünya Bankası, altı aylık emtia piyasaları görünüm raporunda, arz sıkıntısı ve beklenenden daha güçlü tüketim nedeniyle 2022'de istikrar kazanmadan önce, küresel bitkisel yağ ve yemek fiyatlarının 2021'de hızlı bir şekilde artmasının beklendiğini bildirdi. Kuruluş, 2021 Yağ ve Gıda Endeksi beklentisini, ekim ayındaki görünümüne göre yaklaşık yüzde 30 oranında revize etti ve sekiz başlıca yemeklik yağ tipinin 2020-21 sezonunda üretiminde 2.9 milyon ton artış tahmininde bulundu. Böylelikle 2019-20'deki 3.4 milyon tonluk artışın altında kalınacak.

Dünya Bankası endeksinde yüzde 30.2 paya sahip olan palm yağının 2021 yılında ortalama 975 dolar/ton seviyesinden satılması bekleniyor. Palm yağının enfl asyona göre ayarlanmış fiyatı 969 dolar/ton ile mart ayındaki beklentilerin üzerinde tahmin ediliyor. Fiyatların 2025 yılına kadar 900 doların üzerinde kalacağı öngörülüyor. Uzmanlar, geçen ay düzenlenen bir konferansta Malezya türev piyasalarında gösterge fiyatın haziran ayında 801.75 dolara düşeceği tahmininde bulunurken, LMC International başkanı James Fry, Avrupa’da fiyatların 925 dolara ineceği beklentisini dile getirmişti.

Endonezya ve Malezya’da stoklar düştü
Fiyatların güçlü kalmasında üretim sıkıntılarının payı büyük. Dünya palm yağı üretiminin yaklaşık yüzde 85'ini karşılayan Endonezya ve Malezya'daki stoklar, bu yıl pandeminin yol açtığı işçi sıkıntısı ve Güneydoğu Asya'daki kötü hava koşullarının üretimi engellemesinden ötürü rekor düşüşler gördü. Özellikle Malezya'daki palm yağı plantasyonları, salgınla ilgili kısıtlamaların, iş gücünün yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan yabancı işçilerin tarlalara geri dönmesini engellediğinden önemli miktarda azaldı. Buna karşın en büyük ithalatçı konumundaki Hindistan'ın alımları mart ayında yüzde 33.5 artışla 526.463 tona yükseldi.

Biden ve Biyodizel etkisi
Sektör uzmanlarına göre yılın geri kalanında fiyatların şekillenmesinde iki ‘B’ yani ‘Biyodizel’ ve ‘Biden’ önemli rol oynayacak. Zira talep tarafındaki artışın Joe Biden’ın 2020'de ABD başkanlığını kazanmasının ardından yükseldiği dikkat çekiyor. Biden'in seçilmesinin ardından yeşil enerji projelerinin gündeme gelmesi biyodizel yapmak için kullanılan bitkisel yağlara olan talebi artırdı. Biyoyakıt endüstrisinden gelen ilave taleple soya yağı fiyatları 10- 15 sent/pound fazla fiyatlandı. Oil World analiz şirketine göre, bu yıl Biyodizel talebinin 2.2 milyon ton artması beklenirken, 17.9 milyon ton palm yağı Biyodizel ve trans yağ üretimine gidecek.

Spekülatif fiyat artışı sürebilir
Birçok analiste göre ABD Doları’nın zayıfl aması ve merkez bankalarının destekleyici para politikaları yeni bir emtia süper döngüsünü tetikleyecek. Emtia danışmanlık şirketi LMC International başkanı James Fry, stokların zaten düşük olduğu bir ortamda emtiayı hedefl eyen spekülatif alımların yağ fiyatlarını çok daha uzun bir süre yüksek tutabileceğini kaydediyor. S&P Global Platts Tahıllar ve Yağlı Tohumlar Analizleri Başkanı Peter Meyer de, "Arz-talep tarafından yağ piyasasını destekleyecek unsurlar olduğunu ancak bunların çok da güçlü olmadığını söylüyor. Meyer, fiyatlarda son aylarda yaşanan yükselişin bir kısmının spekülatif olduğunu belirtiyor.

Alıntı:
https://www.dunya.com/emtia/yag-fiyatlarinda-b-plani-haberi-619216

23 Nisan 2021 Cuma

Çiğ süt fiyatı 2,9 lira olarak belirlendi

 21.04.2021

Ulusal Süt Konseyi, soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatını litre başına 2,9 lira olarak belirledi.

Ulusal Süt Konseyi, 1 Mayıs-30 Haziran döneminde geçerli olmak üzere soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatını oluşturdu.

Konseyin internet sitesinde yer alan açıklamada, 11 Aralık 2020'de soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatının, 1 Ocak 2021-30 Nisan 2021 tarihlerini kapsamak üzere litre başına 2,8 lira olarak belirlendiği anımsatıldı.

Piyasa koşullarında yaşanan değişiklikler sebebiyle çiğ süt fiyatının yeniden belirlenmesi ihtiyacının ortaya çıktığına işaret edilen açıklamada, "Çiğ süt üretiminde kalitenin artırılmasını ve üretici gelirlerinin yükseltilmesi ile süt ürünleri üretiminde verimliliğin sağlanması amacıyla çiğ sütün tavsiye fiyatının kalite esaslı açıklanmasına karar verilmiştir." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, Çiğ İnek Sütünün Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliğ'de yer alan sınıflandırma kriterlerince 1 Mayıs-30 Haziran 2021 döneminde geçerli olmak üzere; soğutulmuş çiğ süt tavsiye fiyatının A sınıfı için litre başına 2,9 lira, B sınıfı için 2,85 lira, C sınıfı için 2,8 lira olarak belirlendiği bildirildi.

Açıklamada, "Tarım ve Orman Bakanlığı ile yapılan görüşmeler sonucunda 2021 yılı mayıs ve haziran aylarına ait çiğ süt destekleme priminin litre başına 0,30 lira olarak belirlendiği bilgisinin edinildiği" de aktarıldı.

Yağ ve süt oranı dikkate alınacak
Konseyin internet sitesinde çiğ süt tavsiye fiyatına ilişkin tablo da yayımlandı. Tabloda, yağ ve protein değerlerine göre hangi sınıf süte hangi fiyatın uygulanacağı bilgisi yer aldı.

Buna göre, mevcut litre başına 2,8 lira olan çiğ süt tavsiye fiyatı yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein değeri içeren süt için uygulanıyor.

1 Mayıs-30 Haziran döneminde ise yüzde 3,5 ve üzeri yağ, yüzde 3,1 ve üzeri protein değerine sahip sütler A sınıfı olarak, yüzde 3,2 ve yüzde 3,5 arasında yağ, yüzde 3 ve yüzde 3,1 arasında protein değerine sahip sütler ise B sınıfı olarak belirlendi. Yağ değeri yüzde 3,2'den az, protein değeri ise yüzde 2,9 ve 3 arasındaki sütler ise C sınıfı olarak tespit edildi.

Kaynak:
https://www.dunya.com/sektorler/tarim/cig-sut-fiyati-29-lira-olarak-belirlendi-haberi-618611

18 Nisan 2021 Pazar

Patatesin kutsallığı

 2020 yılında patates arzı ve talebi arasında denge kurulamayınca çiftçinin elinde stok kaldı. Devlet bu defa atak davrandı. Toprak Mahsulleri Ofisine (TMO, 2002’den önce kurulmuş olup halen satılmayan ender kurumlardan biridir) fazla ürünü almasını ve bunu da halka dağıtmasını istedi. Dünya Başkenti, Büyük Finans Merkezi oldu denilen İstanbul’a gelen dört kamyon patatesi kentin Vali Yardımcısı törenle karşıladı bir de nutuk söyledi.


Nereden nereye geldik diye düşündüm, patatese tören yapılmasının şaşkınlığı için de bu yazıyı kaleme aldım. Önce biraz ansiklopedik bilgi verelim. Patates “patlıcangiller” (solanaceae) familyasından, Latincesi  solanum tuberosum. Adı, Peru’da bir kabile dili Quechua’cadan geliyor. Patatesin vatanı Peru ve Bolivya ve yaklaşık 8000 yıllık tarihi var. Bilinen tüm kutsal dinlerden önce varmış.  Patates nişasta yoğun bunun yanında içinde C, B₁ ve K vitaminleri, proteinler, çeşitli aminoasitler ve nikotinik asit barındıryor.  Bu özellikleri nedeni ile patatese “halk doyuran” diyebiliriz. Üstelik patates hemen her yer de yetişiyor. Patatesin belalısı Phytophthora infestans (mildiyu) mantarı, eğer bir tarla/bölge bu mantarı kaptı ise ürünün tamamını yitiriyorsunuz. 


Patates Amerika kıtasının keşfi sonrası 1534 Avrupa’ya gelmiş, önceleri pek beğenilmemiş, sonra hızla tüketilmeye başlanmış, 1590’da İsviçreli botanikçi Gaspard Bauhin Latince ismini vermiş. Bazı yerler de “İncil” de adı geçmiyor diye şeytan bitkisi olarak görülmüş ve lanetlenmiş. İskoçya da bu düşünce bayağı yaygınlaşmış. Buna karşın komşu İrlandalılar fakirliğin de etkisi ile patatesi çok sevmişler. Hatta XVII. Yüzyıl da İrlanda patates ülkesi haline gelmiş. Patates severlikte İrlanda yalnız değildir, Almanya, Fransa, Macaristan başı çekmiş, daha sonra tüm Avrupa patatesçi olmuş (Zolatan Fabri’nin Macarlar filmi hem faşizmi hem de patatesi anlamak açısından öneririm). Elbette bu eğilim bir nedeni var: Yoksulluk. Patates kolay ve düşük maliyetle yetiştirilmekte, üstelik de doyurucu. Halk bundan fazla ne ister ki, o yüzden de Patates dinciler rağmen adeta “kutsanmış gıda” olur.


Patates aynı zaman da politik bir sebzedir. İrlanda’nın 1844 yılında yaşadığı mantar hastalığı sırasında yaşanılanlar buna örnek gösterilebilir. Mantar, yoksul İrlandalıların elinden ana yiyeceklerini aldı. İrlanda açlığa mahkum oldu. 1847 yılına gelindiğin de patates üretimi yapılamadı. Açlık arttı. İrlandalılar Kraliçe Victoria yasaklasa da ülkeden kaçmaya başladılar, özellikle de ABD’ye gittiler.1870’lere gelindiğin de İrlanda nüfusu yaklaşık 3 milyon azaldı. İngiltere yardımda yavaş ve nekes davrandı. İrlandalılara yardım umulmayan bir ülkeden geldi.


Osmanlı İrlanda halkının yanında


Osmanlı Devleti Padişah Abdülmecid’in özel ilgisi ile İrlanda krizini takibine almıştı. Abdülmecid İrlanda’ya 10 bin Sterlin göndermek istedi, ancak bu kadar büyük yardımı İngiltere Kraliçesi bile yapmadığından buna izin verilmedi, bin Sterlin yardım yapılabildi. Buna rağmen 1847 de dört Osmanlı gemisi İrlanda’ya tahıl götürdü. İngiliz ablukası nedeni ile gemiler yüklerini Drogheda Limanı’nda boşalttı. Bu yardımdan dolayı halen Drogheda kentinin sancağında ay-yıldız bulunmakta.




Kaynak: https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Tarim-111


Türkiye’ye patates 1800’li yılların sonunda geldi. Halk çok sevdi. Değişik adlar verildi. Örneğin İç Anadolu bölgesinde adı “gumpür dü”. Ekmekten sonra en çok tüketilen gıda oldu. Yıllar itibari le üretimi arttı, fazlası ihraç edildi. 2002 sonrası Tarım sektörü büyük ölçüde gözden düşürülünce patates de bundan payını aldı. Üretimi yerinde saydı, hatta kimi yıllar ithal ettik. 2002 yılında 2002’ye patates üretimi aynı kaldı. 5.200 bin ton. Benzer tablo halkın katık olarak gördüğü kuru soğan için de geçerli. 2002 yılında kuru soğan üretimi 2.050 bin ton iken 2020 de üretim ancak 2.280 bin tona ulaşabildi.


Halk patates soğan kuyruğundan memnundur. Hatta 2019 yerel seçimleri sırasında halkımız bu kuyrukları “varsıllığın göstergesi” olarak gördüğünü söyledi. Halk ne söylerse doğrudur popülizminin doruklarındayız. Üzüntüm Aşık Mahzuni Şerif’e dir. Işıklar içinde yatar iken bu türküyü boşuna mı yaktım diye düşünür mü diyerek.


Yiğit Muhtaç Olmuş Kuru Soğana şiirinden:


Milletin sırtından doyan doyana


Bunu gören yürek nasıl dayana


Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana


Bilmem söylesem mi söylemesem mi.


Önerilen Kitaplar: R. Salaman, The History and Social Influence of the Potato.


Öner Günçavdı, Yolun sonu.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/patatesin-kutsalligi/618036


Ayten Çöl: Tarım sektöründe dev bir kadın

 Ayten Çöl örneği, kadın girişimcilerimizin hemen her sektöre başarıyla yayıldıklarını kanıtlıyor. Amasya’da babasından kalan çiftliğinde sözleşmeli tarım yaptı. Hiç kredi kullanmadı. Kiraz ve elma gibi moda ürünlerden hep uzak durdu.


Ayten Çöl, Amasyalı büyük bir toprak sahibinin evladı. Babası Faruk Çöl, hem bir toprak sahibi hem de bir politikacı. Yassıada'da yargılandı, 1967'de serbest kaldı. Ankara'da evinin kapıcısı tarafından öldürülünce, kızı Ayten Çöl, 17 yaşında, 2.800 dönümden oluşan Kılçak Çiftliği’nin başına geçti.


Çöl için tek dürtü “babasının anısını en iyi şekilde yaşatabilmekti.” Toprağa göz dikenler çıktı. Ciddi bir hukuk mücadelesi verdi, tarım yapmayı, toprağı işlemeyi öğrendi. Bu arada yüksek eğitimini tamamladı, arkeolog oldu. Geldingen Ovası’nda Yeşilırmak’ın bir kolunun yanında kurulu olan çiftliğin önemli özelliği tek parça olması. Suyu yöneten regülatörü var. Ayten hanım, hep ileri tarım tekniklerini uyguladı. Yetiştiricilikte girdi yetiştirme esaslı bir üretim anlayışını esas aldı. Sözleşmeli tarım yaptı. “Sezon sonunda fiyat indirimi yapılmaz” hükmü, sözleşmelerinde eksik olmadı. Kiraz ve elma gibi ''moda ürünler'' in yetiştiriciliğinden uzak durdu.


Çiftçilik sürerken bir yandan da Almanya’da kendi dalında doktora çalışması yaptı. Ama Kılçak Çöl Çiftliği’ni hiç bir ekim ve hasat döneminde boş bırakmadı. Amasya Ovası’nda patatesi ilk yetiştiren kişi oldu. Dönümde 700 kg. verim alarak mısır yetiştiriciliğinde bir dünya rekoru kırdı. Şimdilerde yeni hedefi örtü altı sebze yetiştiriciliği yapmak. Ayten hanım, çiftçilik yaşamında kredi kullanmadı, hibelere hiç itibar etmedi. İstihdam ettiği 10 ailenin çiftlik içinde konutları var. Çocukların eğitimi için özel ulaşım aracı sağlanıyor. Eylemli çiftçilikte 50. yılını geride bırakan Ayten Çöl, Garanti Bankası’nın yarışmasında “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi” seçildi.


“Erkek egemen dünyada bir kadın çiftçi olma mücadelesi” ona yaşamın en öğretici yanıydı. Tek parçalı bir toprakta en büyük girişimcinin bir kadın olması çok şeyler söylemiyor mu?


DÜNYA olarak Dr. Çöl’ü kutlarken, her alanda kadın girişimci görmenin heyecanını yaşıyorum.


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ayten-col-tarim-sektorunde-dev-bir-kadin/616570


10 Nisan 2021 Cumartesi

Tarımda programlı damla sulama yüzde 25 tasarruf, yüzde 33 verim artışı sağladı

 Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Tarım ve Orman Bakanlığı ile iş birliğinde yürüttüğü ve Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından desteklenen ‘Sürdürülebilir Arazi Yönetimi ve İklim Dostu Tarım’ projesi kapsamında “Etkin ve Programlı Sulama Çalıştayı” düzenledi.


FAO tarım uzmanı Fazıl Düşünceli, iki yıl süresince Konya ve Karaman’da gerçekleştirilen sulama demonstrasyon çalışmalarının sonuçlarının beklentilerin üzerinde olduğunu belirtti.


Çalıştayda çalışmaların saha uygulamalarını yürüten Konya Selçuk Üniversitesi Öğretim Görevlileri Duran Yavuz ve Sinan Süheri, Konya Kapalı Havzasında tarımda sulama ile ilgili olarak yaşanan sorunlar ve etkin su kullanımının önemi hakkında bilgiler vererek proje kapsamında yapılan etkin ve programlı sulama çalışmalarından elde edilen sonuçları paylaştı.


Proje kapsamında, FAO, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın merkez birimleri, il ve ilçe müdürlükleri ile Selçuk Üniversitesi Konya Teknokent iş birliği içerisinde 2019- 2020 yıllarında Konya’nın Cihanbeyli, Emirgazi, Ereğli, Karapınar ve Sarayönü ilçeleri ile Karaman’ın merkez ve Ayrancı ilçelerinde demonstrasyon çalışmaları gerçekleştirildi.


Bu çalışmalar çerçevesinde 28 lokasyonda mısır ve şekerpancarı damla sulama sistemleri, 11 lokasyonda da elma için yeraltı damla sulama sistemleri kuruldu ve bu alanlarda çiftçilere programlı ve azaltılmış sulama teknikleri konusunda eğitimler verildi.


Her biri 2.5 hektar alanda gerçekleştirilen şekerpancarı ve mısır demonstrasyonlarında, programlı sulama yöntemiyle su ve enerji tasarrufu yanında verim artışı anlamında önemli kazanımların elde edilebileceği ortaya kondu.


İki yıllık uygulamalı saha çalışmalarının ortalama sonuçları dikkate alındığında; geleneksel sulama uygulamalarına göre programlı damla sulama ile şeker pancarında yüzde 25.5 su tasarrufu, yüzde 23.2 elektrik enerjisi tasarrufu sağladı.


Yine programlı damla sulama ile danelik mısırda yüzde 23.5 su tasarrufu, yüzde 23.9 elektrik enerjisi tasarrufu ve silajlık mısırda ise yüzde 20.1 su tasarrufu ve yüzde 16.4 elektrik enerjisi tasarrufu sağlandı.


Ayrıca, bütün bu tasarrufların yansıra programlı sulama uygulamaları ile şeker pancarı şeker veriminde yüzde 9.0, danelik mısırda yüzde 29.2, silajlık mısırda ise yüzde 32.9'luk bir verim artışı sağlandı.


Programlı sulama demonstrasyonlarının mısır ve şekerpancarı için 12 lokasyonda, elma için 11 lokasyonda devam edileceği vurgulandı.


Sulama ile ilgili çalışmalara ek olarak, Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile 7 ilçede uygulamalı çiftçi okulları çalışmaları kapsamında kışlık hububat ekilişlerinde doğrudan toprak işlemesiz ekim uygulamaları ile mera ıslahı çalışmalarının, Tarım İl ve İlçe müdürlükleri ile dört orta ölçekli çiftlikte biyogaz demonstrasyonlarının ve Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü ile de 5 ilçede kuru şartlara uygun nohut çeşit ve doğrudan ekim tekniklerinin demonstrasyonlarının gerçekleştirileceği belirtildi.


Kaynak:

https://www.bloomberght.com/tarimda-programli-damla-sulama-yuzde-25-tasarruf-yuzde-33-verim-artisi-sagladi-2278226


Abdullah Eriş: Tarımın süreçleri, yeniden tanımlanmalı

 MÜSİAD Tarım ve Hayvancılıkta Dönüşüm Kırsalda Kalkınma Komitesi Başkanı Abdullah Eriş "Akıllı tarım potansiyelini ortaya çıkarmanın iki bileşeni bulunuyor. İlki tarımsal hafızamızı korumak ve geliştirmek; ikincisi, özel nitelikli sanayi alanlarına benzeyen, özel nitelikli tarım kentler kurmak" dedi.

Anadolu'ya ait kadim tohumlarımızı, yüz yılları aşan bilgi birikimimizle harmanlayarak yeni tarım uygulamalarına entegre etmeliyiz. Türkiye'de kime sorsak tarımın uygulama yöntemlerinin değişmesi gerektiği konusunda hem fikir. Önemli olan; 'bu değişimi ve dönüşümü nasıl yapmalıyız?' sorusuna verilecek cevapta yatıyor... Böylesi bir noktada da tarımın tüm süreçlerini yeniden tanımlamakla işe başlamalıyız.

Özel nitelikli tarım kentleri kurulmalı

Tarım teknolojilerinde son yıllarda oldukça güçlü ilerlemeler kaydedildi ve bu gelişim devam ediyor. Aynı savunma sanayii gibi tarım teknolojileri de çok stratejik bir öneme sahip. Türkiye bu alanda da çok güçlü hamleler başlatmaya hazırlanıyor. Akıllı tarım potansiyelini ortaya çıkarmanın iki bileşeni bulunuyor. İlki tarımsal hafızamızı korumak ve geliştirmek; ikincisi, özel nitelikli sanayi alanlarına benzeyen, özel nitelikli tarım kentler kurmak.

Kaynak:
https://www.platinonline.com/tarim-4-0/abdullah-eris-tarimin-surecleri-yeniden-tanimlanmali-1077022

9 Nisan 2021 Cuma

Coşkun Sabah Eskişehir'de tavuk çiftliği kurdu

 Ünlü sanatçı Coşkun Sabah, pandemi döneminde satın aldığı 15 bin tavuklu çiftlikte, yumurta üretimine başladı. Sabah, “Eskiden, 'sanatçı Coşkun' derlerdi. Şimdi ise 'Yumurtacı Coşkun' diyecekler” ifadelerini kullandı.

Sanatçı Coşkun Sabah, arkadaşı Özkan Özadalı ile birlikte, Eskişehir'in Tepebaşı ilçesine bağlı Emirceoğlu Mahallesi'nde yaklaşık 1 milyon liralık yatırımla, 1780 metrekarelik tavuk çiftliği kurup, yumurta üretimine başladı.

Tesisin açılışına katılan Coşkun Sabah, arkadaşı ve aynı zamanda ortağının tavsiyesiyle bu işe girdiğini belirterek, “Ortağım Özkan bey bana fikir verdi. Bunun güzel bir meslek olduğunu, hakkı ile yapıldığı taktirde sonuç alacağımızı söyledi. İyi ki de yapmışım. Burada 15 bin tavuk var. Bu sektöre girdiğim için çok mutluyum. Devletimizin de hayvancılığa çok büyük bir ilgisi, desteği var. Eskiden, 'Hani Coşkun var ya sanatçı, besteci Coşkun' derlerdi. Şimdi ise 'Yumurtacı Coşkun' diyecekler" dedi.


"SANATÇI ARKADAŞLARIM BU İŞE ÖZENİYOR"


Sanatçı arkadaşlarının, yaptığı bu işe özendiklerini hissetiğini ifade eden Sabah, “Bu iş aslında şaka ile başladı. Özelikle sanatçı dostlarım da imrendi diyebilirim. Çok olumlu buluyorlar. Pandemi ile beraber artık müzisyenlik, sanatçılık, şarkıcılık bitti. Hayatımızın bir başka türlü idame olması lazım. Daha da ileri gitmeyi düşünüyorum. Ortağım Özkan Bey ile birlikte ihracat da düşünüyoruz. Müzisyenlik tabii ki bitecek değil. Şarkılarımız ve bestelerimizle halkımıza hizmette bulunduk. Bundan sonraki yıllarda besteciliğe, ilave olarak bir de yumurta sektöründe hizmette bulunmuş olacağız. Müzik sektörünün krizde olduğu bu pandemi döneminde 'Gerçekten akıllıca bir iş' diyenler çoğunlukta. Bence de birazcık özeniyorlar, imreniyorlar. Konuşmalarından hissediyorum. Çünkü hakikatten bitti. 10-11 aydır hiç kimse para kazanamıyor. Kazanç bitti bizim meslekte. Çünkü bu pandemi meslek seçiyor. Bu işten muzdarip olan sanatçılık, müzik sektörü. Onun için isabetli bir iş yaptık. Kendi kendimize pozitif enerji yollayalım. Allah yolumuzu açık etsin diyorum” diye konuştu.




"KAZANCIMI MÜZİĞE YATIRACAĞIM"


Yumurta sektöründen kazandığı parayı müzik sektörüne yatıracağını söyleyen Sabah, her 6 ayda bir yeni şarkı ile müzik hayatını sürdürmeyi hedeflediğini söyledi. Tavuk çiftliğinden kazandıklarını da müziğe yatırım olarak kullanmak istediğini anlatan Sabah, “Şöyle bir düşüncem var, bu işten kazandığım parayı kendi mesleğime, müzik dünyasına yatıracağım. Bu işi büyüteceğim, daha genciz. Bana 'Neden Eskişehir?' diye soruyorlar. Tavukların sevdiği bir iklim var. Şu anda içerideler ama havanın iyi olduğu zamanlarda dışarıda doğadan beslenecekler. Eskişehir'in iklimi karasal iklim. Tavuklar rutubeti sevmiyor. Bir de Eskişehir'in ulaşım olarak merkez konumda olması önemli. Bursa, Ankara, İstanbul'a yakınlık olarak bir avantajı var. Burada arazi biraz daha ucuz. Siz İstanbul çevresinde böyle bir şey yapsanız, aylık kirası 30-40 bin liradan aşağı olmaz. Onun için biraz daha ekonomik oluyor. Bunların hepsini üst üste koyduğunuz zaman, Eskişehir bizim için olumlu bir lokasyon kararıydı” dedi.


1 MİLYON LİRALIK YATIRIM


Sabah'ın ortağı Özkan Özadalı ise tavuk çiftliğine yaklaşık 1 milyon liralık bir yatırım yaptıklarını belirterek, “Coşkun bey ile çok daha öncesine dayanan bir dostluğumuz var. Böyle bir fikir oluştu. Bu işimizin ilk adımı. İkinci adım olarak 20 bin tavuk daha ilave edeceğiz. Onun çalışmalarını yapıyoruz. Buraya yaklaşık 1 milyon liralık bir yatırım yaptık. Bundan sonraki hedefimiz ise ihracat yapmak. Şu anda günlük 14 bin civarı yumurta almayı planlıyoruz” şeklinde konuştu.






Yağ fiyatları tüm dünyada dikkat çekiyor

 Küresel gıda fiyatları, yıllık yüzde 24,6 artışla Haziran 2014 sonrası zirveye ulaştı. Bitkisel yağ fiyatlarında ise yıllık artış yüzde 86,2'ye ulaşarak Haziran 2011 sonrasının zirvesini gördü. Türkiye'de de ayçiçek yağı fiyatları yüzde 59,6 arttı.

Küresel gıda fiyatlarında artış devam ediyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) yayımladığı küresel gıda fiyatları endeksi martta bir önceki aya göre yüzde 2,1 artışla 118,5 puana yükseldi.


Fiyatlarda ise en çok dikkat çeken yağ fiyatları oldu. Martta bitkisel yağ fiyatları endeksi, bir önceki aya göre yüzde 8 artışla, en çok artış gösteren alt endeks oldu. Yağ fiyatları endeksinde, Haziran 2011 sonrasındaki en yüksek seviye görülmüş oldu.


Ülkemizde de son dönemde gündem olan bitkisel yağ fiyatlarında endeks son bir yılda yüzde 86,2 arttı. Bitkisel yağlarda Türkiye'de son bir yılda yüzde 100'ü artan fiyat artışları yaşandı.


FAO tarafından yayımlanan bültende, bitkisel yağ fiyatlarında son dönemde görülen yükselişlerin, palmiye, soya, kolza ve ayçiçeği yağı fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığı belirtildi.


Palm yağı fiyatlarındaki artışın, stoklardaki azalış ve ithalat talebindeki artıştan, soya yağı fiyatlarındaki artışın biodizel yakıt sektörünün artan talebinden, kolza ve ayçiçeği yağlarındaki artışın ise arz sorunlarından kaynaklandığı aktarıldı.

TÜİK’E GÖRE AYÇİÇEK YAĞIDAN YILLIK ARTIŞ YÜZDE 59,6


Sözcü'den Emre Deveci haberine göre, TÜİK verilerinde ayçiçek yağının bir kilogramı, Mart 2020 ile Mart 2021 arasındaki son bir yılda tam yüzde 59,6 artışla 17,50 TL'ye ulaştı. Yıllık artış oranı, mısırözü yağında yüzde 54,9, zeytinyağında yüzde 34,2 oldu.


Tüketici enflasyonunu gecikmeli olarak etkileyen yurt içi üretici fiyatlarına bakıldığında, “bitkisel ve hayvansal sıvı ve katı yağlar” sektöründe son bir yıllık fiyat artışının yüzde 69,7 olduğu görülüyor. Bu, yağ fiyatlarının önümüzdeki dönemde artmaya devam edebileceğine işaret ediyor.


7 Nisan 2021 Çarşamba

Alıcı bulunamayan tonlarca soğan, elma ve limon da depolarda çürüyor

 Patatesin yanında alıcı bulunamayan tonlarca soğan, elma ve limon da depolarda çürümeye terk edildi

Türkiye'de yaş meyve sebze piyasası alarm veriyor. Alıcı bulunamayan tonlarca patates, soğan elma ve limon alıcı bulunamadığı için depolarda çürüyor. Üreticiler geçtiğimiz yıl sebze ihracatının yasaklanması, restoranların sınırlı hizmet vermesi ve turizm sektöründe de yarım kapasite çalışılmasından kaynaklı ürünlerin piyasaya fazla geldiğini söylüyor.

Döngünün bir diğer yüzü ise üretici ürününü tarladan zararına satarken tüketici de bir türlü ucuz sebzeye ulaşamıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, geçtiğimiz yıl yapılan sebze meyve ihracatındaki yasaklar bu yıl ürünlerin depoda kalmasına sebebiyet verdiğini söyledi.

Baki Remzi Suiçmez “ Patates, soğan elma ve limon ürünlerinde geçtiğimiz yıl ihracat yapılamadığı için depolarda kalmış durumda. 950 bin ton Limon üretimi bulunuyor bunun yaklaşık 520 bin tonunu iç piyasada tüketiyoruz. Bu da demek oluyor ki 400 bin ton ihraç edilmezse depolarda çürüyecek. Elmaya gelecek olursak yıllık 3 milyon 600 bin civarı elma üretimimiz bulunuyor. Bunun yurt içi tüketimi 2 milyon 600 bin civarında. Bu da demek oluyor ki 1 milyon ton ihracat yapılması gerekiyor yoksa yine çürümeye terkedilecek. Aslında tüm üretim fazlası olan sebzelerdeki sorun ortak. Bu noktada sebze ve meyve ihracatının önünü açmak gerekiyor bu kısır döngüyü her sene yaşıyoruz. Ya piyasada ürün kalmıyor ya da fazla kalıp çürüyor.” açıklamalarında bulundu.

Suiçmez, “ Tüketicinin uygun fiyatlı sebze bulamasının bir diğer sebebi de marketlerin bu noktada tekelleşmesi. Zincir marketlerinin en azından bu arz fazlası olan ürünleri alması gerekiyor. Burada hem çiftçi hem de tüketici mağdur oluyor ve iyi bir planlama yapılması gerekiyor.” dedi.

500-700 bin ton soğan depolarda çürüyor
Soğan üreticisi Celalettin Çelik yeşillenen ve çürüyen soğanların yaklaşık 500 ila 700 bin ton arasında olduğunu söyledi. Çelik, pandeminin yarattığı navlun krizinin sebze meyve ihracatını da urduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Limanlardan konteynerler boş döndü ihracat yapamadık. Geçtiğimiz yıl pandemiyle beraber hizmet sektörü de durma noktasına geldi. Dolayısıyla da ürünler depolarda kaldı. Soğuk hava depolarındaki bekleyen ürünlerin maliyetleri çok daha fazla. 500 – 700 bin ton arasındaki soğan yeşillendi ve çürüdü. Bu durum hem biz üreticilerin belini büküyor hem de israf oluyor. Burada doğru bir planlama yapılması şart. Ayrıca depo ücretlerini ve bu ürünlerin aylarca depolarda kaldığını düşünürsek maliyetler çok daha fazla yükseliyor.” açıklamalarında bulundu

Kaynak:
https://www.bloomberght.com/alici-bulunamayan-tonlarca-sogan-elma-ve-limon-da-depolarda-curuyor-2278074

22 Mart 2021 Pazartesi

Ayçiçeği, kanola ve aspir ithalatında gümrük vergileri sıfırlandı

 Kanola ve aspirde hem tohum olarak hem de yağ olarak yapılacak ithalatta 1 Temmuz'a kadar gümrük vergileri sıfırlandı.

Artan yağ fiyatlarını düşürmek için ayçiçeği, kanola ve aspirde hem tohum olarak hem de yağ olarak yapılacak ithalatta 1 Temmuz 2021 tarihine kadar gümrük vergileri sıfırlandı.

Gümrük vergilerinin sıfırlanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı bugün ( 20 Mart 2021) Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Sezon başından bu yana özellikle ayçiçeği tohumu ve ham yağ ithalatı ile ilgili bir çok karar alındı. Buna rağmen yağ fiyatları düşmedi. Yeterli üretim olmaması ve dünya fiyatlarındaki artış nedeniyle alınan vergi indirim kararları işe yaramadı. Yapılan her vergi indirimi Türkiye'ye tohum ve ham yağ satan ülkelere ve şirketlere yaradı.

TMO'ya sıfır gümrükle ithalat yetkisi
Tarihinde ilk kez Toprak Mahsulleri Ofisi'ne sıfır gümrükle ayçiçeği yağı ithalatı için yetki verildi. Ofis, 18 Şubat'ta yaptığı 25 bin ton ham yağ ithalat ihalesine  3 firma  ton başına 1394 dolar ile 1441,50 dolar arasında değişen fiyat verdi.

DİR uygulaması da işe yaramadı
Ayrıca, Dahilde İşleme Rejimi(DİR) kapsamında yapılan ithalatta da düzenleme yapılarak "önce ithal et sonra ihraç et" uygulamasına geçildi. Normalde firmalar önce ihracat yapıyor ve ithalat yapmaya hak kazanıyordu. İç piyasada yağ arzını artırarak fiyatı düşürmek için bu uygulama tersine çevrildi. Yağ ithalatının artması ve piyasaya verilmesi için "önce ithal et, 6 ay sonra ihraç et" uygulamasına geçildi. Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yapılan ithalatta da sıfır gümrük uygulanıyor. Bu kez DİR kapsamında ithalat yapmayan firmalar açısından haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle 20 Mart 2021 tarihli resmi Gazete'de yayınlanan kararla ithalatta vergiler herkes için sıfırlanmış oldu.

2021 yılı da kaybedilmesin
Yıllardır yazıyoruz. 2020-2021 sezonu bir kez daha gösterdi ki, üretimi artırmadan gümrük vergilerini düşürmek veya sıfırlamakla bitkisel yağ sorunu çözülemiyor. Tek çözüm üretimi artırmaktır. Yapılan vergi indirimleri çiftçiye zarar veriyor. Üretim yapmasını engelliyor. 2021 yılı  ekim sezonuna günler kala gümrük vergilerinin sıfırlanması çiftçinin üretim şevkini kırıyor. Yapılması gereken, üretim yapacak çiftçiye destek olmak ve üretimi artırmaktır. Ayrıca sulama yatırımlarının tamamlanarak sulu tarımla verimliliğin artırılması sağlanmalı. Üretimi artırmadan ithalat bağımlılığı ile yağ fiyatlarını kontrol etmek mümkün değil. Üretmeden olmaz.Taşıma suyla değirmen dönmez.