26 Ekim 2020 Pazartesi

Deve kuşu yetiştiren oyuncakçı, talep artınca çiftlik kurdu

 Aydın'ın Kuşadası ilçesinde hobi olarak başladığı deve kuşu yetiştiriciliği işinde çiftlik kuran Ramazan Kaplan, talebe yetişemediğini söyledi.


Değirmendere Mahallesi'nde oyuncak dükkanı bulunan Ramazan Kaplan, 2 yıl önce kiraladığı arsada, hobi olarak, satın aldığı 2 deve kuşuna bakmaya başladı. Deve kuşu yetiştiriciliği konusunda internette araştırmalar yapan Kaplan, yumurtasının 150, etinin kilogramının 170 liraya alıcı bulduğunu öğrenince işi geliştirmeye karar verdi. Çiftliğinde bir kişiyi istihdam eden ve deve kuşu sayısını 80'e çıkaran Kaplan, Türkiye'nin farklı illerine tanesi 150 liradan yumurta gönderiyor. Kaplan, yavru deve kuşunu 1200 ila 2 bin liradan, anaç deve kuşunu da 9 bin liradan satıyor. Kaplan, muhabbet kuşu beslediği çocukluk yıllarından itibaren hayvanlara meraklı olduğunu dile getirdi.


İnternette araştırma yaparken deve kuşu besleyebileceğine karar verdiğini anlatan Kaplan, "Önce iki deve kuşu ile başladım. Sonra çiftliği büyütmeye karar verdim. Çevreden gelen yumurta talepleri de beni bu işe itti. Yavru ve yumurta talebine yetişemiyorum. Önümüzdeki günlerde anaç deve kuşu sayısını artırmayı planlıyorum." dedi. Kaplan, deve kuşu yetiştiriciliğinin koyun ve inek yetiştiriciliğinden daha karlı olduğunu aktararak, "Saymakla bitmeyecek özellikleri var. Yumurtası protein bakımından çok zengin. Kimi evini haşerelerden korumak kimi süs kimi de uzman tavsiyesi üzerine hastalıklarına şifa diye istiyor. Yumurtası kadar etine de talep çok fazla." diye konuştu.




Nüfusla birlikte hayvan varlığı da artırılmalı

 Nüfus artışına paralel hayvan varlığı artmıyor. Nüfusun yüzde 90 arttığı dönemde küçükbaş hayvan varlığımız yüzde 25 düştü. Türkiye hayvan varlığını, özellikle küçükbaşta artırma yönünde yeni politikalar geliştirmelidir. Bunun için öncelikle mera ıslahına ihtiyaç vardır.


2022 yılı sonuna kadar geçerli hayvancılık destekleri yatırımlarında yüzde 50-100 arasında değişen oranlarda hibe desteği sağlanacak. Damızlık küçükbaş yatırımlarına yüzde 85 hibe uygulanacak. Hayvancılık yatırım destekleri haberini okurken 1980 yılından bu yana nüfusumuzdaki ve hayvan varlığımızdaki gelişmelere baktım. 1980 yılında 44 milyon olan nüfusumuz 2019 yılında yüzde 90 seviyesinde artarak 82 milyona yükselmiş durumda.


1980 yılında 16 milyon 609 bin olan büyükbaş hayvan varlığı 2000 yılında 10 milyona geriledikten sonra 2019 yılında 17 milyon 832 bine yükselmiş. 1980’e göre yüzde 5 kadar bir artış göstermiş.


1980 yılında 64 milyon 801 bin olan küçükbaş hayvan varlığı 2010 yılında 24 milyon 383 bine kadar indikten sonra, 2019 yılında 48.4 milyona yükseldi. Ama küçükbaş hayvan varlığı 1980’in yüzde 25 gerisindeki bir düzeyde.


Nüfus ve hayvan varlığı, son 40 yılda hayvancılık politikamızın olumsuzluğunu sergiler nitelikte. Et fiyatlarının sürekli artması ve ithalat kararlarıyla besicilerin zora düşmeleri bu sonucun bir göstergesi.


Bize göre, Türkiye hayvan varlığını, özellikle küçükbaş varlığını artırıcı yeni politikalar geliştirmelidir. Bunu sağlamak için öncelikle mera ıslahına ihtiyaç vardır. Türkiye’nin yeni dönemde hayvansal gıda ihtiyacının karşılanabilmesi için bu temel koşuldur. COVID salgını bütün dünyada sağlık ve beslenmenin önemini öne çıkarmıştır. Bu nedenle geçmişte yaptığımız hataları tekrarlamadan, hayvan varlığımızı artıracak çok yönlü bir girişime ihtiyacımız olduğu unutulmamalıdır. Nüfusumuz artıkça hayvan varlığımız da artırılmalıdır. Hiç vakit kaybetmeden, hayvancılığın geleceğini içeren adımların yer aldığı bir reform programına ihtiyaç var...


Üniversite-sanayi-çiftçi işbirliğiyle Gömeç’ten dünya markası çıkarıyorlar

 Kuzey Ege'de yılda 80 bin zeytin ağacını işleyerek ekonomik değere dönüştüren Güven Asa, Asiltane markasıyla dünya zeytinyağı piyasasında kendine yer edinmeye çalışıyor. Balıkesir bölgesinde yaklaşık 8 dönümlük arazideki bahçelerden toplanan zeytinlerin yanı sıra bölgedeki çiftçilerden de sözleşmeli tarım sistemiyle ürün alan şirket, yerel kalkınma ile işin sürdürülebilir olacağının farkında. Bu nedenle köylerde çiftçilerle birlikte hem yeni teknolojiler hem de verimlilik modelleri üzerinde sık sık eğitim çalışmaları yapılıyor. Aslında tekstil sektöründe faaliyet gösteren ailesinde, zeytin sevdasının üç kuşak öncesine dayandığını belirten Güven Asa Yönetim Kurulu Eş Başkanı Hasan İstikbal, bölgedeki zeytin çiftçisinde soğuk sıkma ile ilgili önyargıları kırdıklarını anlatıyor. "Biz buraya geldiğimizde müstahsil bize pek yanaşmıyor, 'Soğuk sıkma yapıyorsunuz, az ödüyorsunuz' diyordu. Ancak soğuk sıkma zeytinyağının daha katma değerli ürün olduğu konusunda bilinçlenince bu tutumları değişti" diyor.


10 milyon dolarlık yatırım


Bölgede 11 yıldır zeytinyağı üretimi yapan Güven Asa Zeytinyağları, bölgede bir tesis kurmadan önce pazarın hakimlerinin izini sürerek İtalya ve İspanya'da sıkı araştırmalar yapmış. Soğuk sıkma zeytinyağlarının bu ülkelerde tüm dünyaca tanınan markalar aracılığıyla milyonlara ulaştığını belirten Hasan İstikbal, aldıkları know how ile A Plus belgeli bir fabrika kurduklarını ifade ediyor. Diyor ki, "Zeytin toplandığı anda kronometre işlemeye başlıyor, meyve fermente olmadan işlemek, yağı çıkarmak gerek. Bu nedenle en iyi sistemi kurmak istedik. 2014'te 10 milyon dolarlık bir yatırımla fabrikayı kurduk. Arkasından 11 milyon liralık ek yatırım daha yaptık. Dokuz sertifikamız var, sürekli denetleniyoruz. Ayrıca kendimiz de 3T adında bir iç sertifika programıyla denetimler yapıyoruz."


Üniversite işbirliği köylüye uzanıyor


Dünyada yıllık 3.5 milyon ton zeytinyağı üretiliyor. Tıpkı Türkiye gibi zeytinyağı tüketimi globalde de az; henüz yüzde 4 oranında. Türkiye zeytin üretiminde dünya üçüncüsü ama iş yağına gelince dördüncü sıradayız. Türk markaları son dönemde uluslararası zeytinyağı yarışmalarında dikkat çekmeye başladı. Bunda, yeni nesil üreticilerin bilinçli yatırımlarının etkisi büyük. Asiltane de son dönemde pandemi nedeniyle yapılan online yarışmalara katılarak ödüller almış. Meselenin sadece yağ kalitesi değil, 360 derece sürdürülebilirliği içine alan bir felsefe olduğunu söylüyor Hasan İstikbal. Bunun için de Balikesir Üniversitesi'nin zeytin ve zeytincilikle ilgili bölümleri projelerinde iş ortağı. İstikbal, bölümlerde eğitim gören öğrencilerin hem tesiste staj yaptıklarını hem de çalıştıklarını anlatıyor. "Bölgenin gençlerine geleneksel zeytinyağı üretiminin yanında yeni bir kültürü tanıtıyoruz. Bu çalışmaya köylerdeki çiftçileri de dahil ediyoruz. Zeytinliklerde toprak bakımından budamaya, zeytinin toplanmasına ve teknolojinin zeytin bahçelerinde nasıl kullanılacağına kadar birçok konuda eğitimler veriyoruz" diyen İstikbal, pandemideki zeytinyağı satışlarından memnun. Verdiği bilgilere göre online satışları bu dönemde yüzde 350 oranında artmış durumda.


Alıntı:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/universite-sanayi-ciftci-isbirligiyle-gomecten-dunya-markasi-cikariyorlar/486543



1 Eylül 2020 Salı

Tarımda kimyasal ilaçları azaltmak için 5D formülü

 Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Üstüner, saha araştırmaları sonucunda geliştirdiği "5D formülü" ile kimyasalların kullanımını azaltarak sağlıklı ve kaliteli tarım yapılmasını amaçlıyor



Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Üstüner, tarımsal ilaçların insan sağlığına zararını en aza indirmek için çiftçilere, kendisinin geliştirdiği "doğru teşhis, doğru ilaç, doğru zaman, doğru doz ve doğru yöntem" maddelerinden oluşan "5D formülünü" öneriyor.


Üstüner yaptığı açıklamada, tarımda fazla verim alınması, hastalık ve yabancı otların yok edilmesi için kullanılan kimyasal ilaçların "pestisit" olarak adlandırıldığını, bunların da insan sağlığına zararları olduğunu söyledi.

Türkiye'nin yanı sıra birçok ülkede, bazı kimyasal ilaçların yasakladığını ve kullanımına ilişkin düzenlemeler yapıldığını belirten Üstüner, tarımdaki hastalık ve zarar oluşturacak unsurlara karşı mücadele etmenin de zor olduğuna dikkati çekti.


Üstüner, tarımda ilaçları kullanmanın gerekliliğine işaret ederek, "Tarımda kimyasal ilaçlar kullanmadan önemli üretim yapamayız, bu bir gerçektir. Bu gerçeği biliyoruz ama kimyasal ilaçların kullanımını en düşük seviyede tutmayı istiyoruz. Bu ilaçların kullanımında aşırıya kaçıldığında ihracat yaptığımız ürünlerimizin geri döndüğünü görüyoruz." dedi.


Çiftçilerin birtakım sorunlarla karşılaşmaması ve ülke içinde sağlıklı ürünlerin tüketilmesi için çalışmalar yaptığını dile getiren Üstüner, sahadaki araştırmalarının ardından 5D formülünü geliştirdiğini aktardı.


Üstüner, bu formülün doğru teşhis, doğru ilaç, doğru zaman, doğru doz ve doğru yöntem maddelerini içerdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

"5D formülünde birinci yapılması gereken, doğru tür teşhis. Sahadaki çiftçilerimiz hastalığı doğru tespit edemiyor ve farklı kimyasal tarım ilaçları aldığını görüyoruz. Böylelikle ilacın etkinliği düşüyor. İkincisi ise çiftçilerin ilacı doğru zamanda atması gerekiyor. Çiftçilerimiz bu konuda maalesef pek hassas davranamıyor. Çiftçilerimiz 'zehri ne zaman atarsak atalım öldürür' diyor. İlacın uygulama zamanı çok önemlidir. Farklı dönemde ilaçlar kullanıldığı için etkinliği olmaz. Üçüncüsü doğru ilaç seçimi ve alanına göre yüzlerce ilaç var. Doğru kimyasal ilacı kullanmanız gerekiyor. Dört ilacı doğru doz ve miktarda kullanmamız gerekiyor. Doz miktarı, ilaçların kullanım kılavuzunda gösterilir. İlaç bayilerinde çay kaşığı veya kapak gibi ölçekler olmaz. İlaç bayileri aslında kimyasal ilaçları satarken ölçek vermesi lazım ve doz çok önemli. Beşincisi ise kimyasal ilacı doğru yöntemle uygulamamız gerekiyor."


Üstüner, 5D formülünün, doğru uygulandığında tarım ürünlerine kimyasal ilaçlarla geçen zehrin en düşük seviyede olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:


"Sağlıklı nesil ve gelecek için 5D formülünü iyi uygulamamız gerekiyor. Bunu ilaç bayileri ve çiftçilerin iyi bilmesi gerekiyor. Tarımda en düşük kimyasal ilaçları kullanarak en yüksek verimi elde edebiliriz. 5D'yi uyguladığımızda geçmişteki gibi AB ülkelerinden, Rusya'dan ürünlerin dönme riskiyle de karşılaşmayız. Tarımsal ürünlere bağlı kimyasal ilaçlarındaki kanserojen oranını da düşürürüz. Sağlıklı bir nesil ve kaliteli ürün için de önemlidir."


27 Ağustos 2020 Perşembe

Ata tohumlarından ürün yetiştiren ziraat mühendisi hayalini gerçekleştirdi

 Bolu'nun Mudurnu ilçesinde yaşayan ziraat mühendisi Muhterem Özsoy Çilata, üniversiteden mezun olduktan sonra evlenerek yerleştiği köyündeki bahçesinde, "ata tohumları"ndan ürün yetiştirerek hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor.

Bolu'nun Mudurnu ilçesinde yaşayan ziraat mühendisi Muhterem Özsoy Çilata, üniversiteden mezun olduktan sonra evlenerek yerleştiği köyündeki bahçesinde, "ata tohumları"ndan ürün yetiştirerek hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor.

Ankara Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra evlenerek köyüne yerleşen 30 yaşındaki Çilata, babadan kalma 8 dönümlük bahçede tarım yapmaya karar verdi.

Mudurnu'ya yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta bulunan Kabaca Dibi mevkisindeki bahçeye ilk olarak bölgede yetiştirilmeyen bamya eken Çilata, beklentisinin üstünde verim aldı.Bunun üzerine tarımsal faaliyetlerini geliştirmek için harekete geçen Çilata, çevresinden temin ettiği ata tohumlarını bahçesinde toprakla buluşturdu.
Bahçesinde, hiçbir şekilde kimyasal ürün kullanmayan Çilata, tüm sebze ve meyvelerini, tavuk ve sığır gübresi ile odun küllerini karıştırarak elde ettiği kompost gübreyle yetiştiriyor.Okulda öğrendikleri ile geleneksel tarım metotlarını birleştiren Çilata, domates, nohut, fasulye, su kabağının yanı sıra kudret narı, kavun, karpuz, safran, lavanta, goji berry, Meksika karpuzu ve tatlı patates üretimi yapıyor.

Burada hayallerimi gerçekleştirdim

Çilata, yaptığı açıklamada köyüne ilk yerleştiğinde bölgede bamya üretiminin az olduğunu fark ederek bahçesinde sadece bu ürünü yetiştirdiğini ancak zaman geçtikçe ürün yelpazesini genişlettiğini söyledi.Okulda öğrendiği bilgiler ile geleneksel tarım metotlarını birleştirdiğini ifade eden Çilata, "Hiçbir yerden destek almıyorum. Bu bahçeyi eşimle oluşturduk ve bahçenin bakımını da birlikte yapıyoruz. Atalık tohumları burada yaşatmaya çalışıyorum. Bahçemde ilaçsız ürünler yetiştiriyorum. Tavuk ve sığır gübresi ile odun külünü karıştırarak gübre elde edip kompost olarak damlama sulama yapıyorum. Bunlara peynir altı suyu da dahil olmak üzere benzeri besleyici takviyeler yapıyorum." diye konuştu.

Çilata, çok büyük maddi gelir beklemediğini sadece hayallerini gerçekleştirmek istediğini dile getirerek, "Çok güzel verim alıyorum. Burada hayallerimi gerçekleştirdim. Çok maddi bir beklentim yok." dedi.

Çeşitli ürünler yetiştirdiğini anlatan Çilata, şöyle devam etti:"Çok güzel bamya yetişti. Bunun yanında tatlı patates denemem oldu. Tatlı patates Bolu'da yok. Su kabakları devasa boyda yetişti. 8 dönümlük alanımızda yaklaşık 100 çeşit ürün yetiştirdik. Bahçemde Kıbrıs ıspanağı, kudret narı, Avustralya domatesi, ayçiçeği, pepino, ağaç kavunu, kök rezene, Meksika mini karpuzu, renkli pazılar, tatlı patates var. Ayrıca lavanta bitkisini de deneme amaçlı yaptık.

Yani her çeşit ürün Mudurnu'da yetişebiliyor. Herkesin denemesi lazım. Bu ürünlerin içinde çalışmak bana zevk veriyor. Yaptığım işten zevk alıyorum, mutlu oluyorum. İnsanlar ürünlerimi alıp da 'Ne güzel olmuş, siz mi üretiyorsunuz?' dedikleri zaman içim kıpır kıpır oluyor."

Bölgede çiftçilik yapanlara tavsiyede bulunan Çilata, "Köylerde çiftçiler, biri ne ekerse diğeri de onu ekiyor. Sonra ne oluyor? Bu sefer aynı şeyden çok ürün oluyor. Para kazanamıyor aksine zarar da ediyorlar. Çiftçiler bölgelerinde ne ekilip ne ekilmeyeceğini araştırmıyor. Araştırsınlar, değişik ürünler yetiştirirlerse daha güzel para kazanırlar." dedi.

9 Ağustos 2020 Pazar

Sağlıklı gıda için 9 tarım ilacına yasak, 7 tanesine kısıtlama getirildi

 Avrupa’nın birinci, dünyanın yedinci büyük tarım ülkesi Türkiye, bir yandan tarımsal üretimini arttırmak için projeleri hayata geçirirken, diğer yandan ürettiği tarım ürünlerinin daha sağlıklı olması için adımlar atıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı geçtiğimiz haziran ayında hastalık ve zararlı organizmaların ürüne zarar vermesini önlemek için kullanılan 16 tarım ilacını (bitki koruma ürünü) yasaklamışken, 5 Ağustos 2020 tarihinde bu listeye 9 pestisiti daha ilave etti. 7 pestisitin ise; Aralık 2021 tarihinde yeniden yapılacak değerlendirmeye kadar kullanım alanlarının kısıtlanmasına karar verdi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu kararını 81 il müdürlüğüne genelge ile duyurduğunu belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, 2009 yılından beri Türkiye’de kullanımı yasaklanan ve kısıtlanan pestisitlerin sayısının 220’e ulaştığını kaydetti.

Dünya piyasalarında elimiz güçleniyor

Tüketici taleplerinin, dünya genelinde gıda üretimini şekillendirdiğinin altını çizen Celep, “Dünya genelinde sağlıklı gıda tüketmek isteyen tüketici kitlesinin sayısı hızla artıyor. Pandemiyle birlikte sağlıklı gıdaya yöneliş daha da arttı. Yaklaşık 35 yıldır organik tarım ve iyi tarım uygulamaları ile dünyaya gıda üretiyoruz. Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri ihracatı son bir yıllık dönemde 5 milyar doları aşmış durumda. Ege Bölgesi’nde Dikili’de ilk uygulaması hayata geçmek üzere olan Tarım İhtisas Organize Sanayi Bölgelerinin itici gücüyle orta vadede 10 milyar dolar tarım ürünleri ihracatı hedefliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sağlıklı gıda üretimiyle ilgili hamleleri dünya piyasalarında elimizi güçlendiriyor. Sürdürülebilir üretim ve ihracatı destekleyici bu karardan dolayı Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli nezdinde Tarım ve Orman Bakanlığımıza da teşekkür ederiz” diye konuştu.

“Tarladan çatala kadar olan zincirde, sağlıklı gıdanın bir tercih değil yeryüzündeki bütün canlıların hakkı” diyen Celep sözlerini şöyle tamamladı; “Çevreyi, insan sağlığını ve biyoçeşitliliği koruyan, doğa dostu üretim metotlarını destekleyerek üretim yapma konusunda büyük adımlar atıyoruz. Toprağın yapısını bozan, gıdalarımızın kaynağı olan toprağımızı kaybetmemize yol açabilen pestisitlerden hızla uzaklaşıyoruz. Böylece biyoçeşitlilik kaybının da önüne geçiyoruz.”

Türkiye’de zirai mücadele amacıyla kullanılan bitki koruma ürünlerinin ruhsatlandırılması, üretimi, ithalatı, piyasaya arzı ve kontrolü ile ilgili iş ve işlemler, 5996 sayılı "Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu" ile bu Kanuna bağlı olarak çıkarılan ilgili mevzuata göre Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılıyor. Söz konusu mevzuat çerçevesinde, Türkiye'de ilk kez ruhsatlandırılacak olan bitki koruma ürününün aktif maddesinin Avrupa Birliği veya G8 ülkelerinde ruhsatlı olması şartı aranıyor. Ayrıca, uluslararası kuruluşlarca insan ve çevre sağlığı ve benzeri konularda sakıncalı görülen aktif maddelerin kullanımının sonlandırılması halinde yine aynı mevzuat kapsamında bu aktif maddelerin ülkemizde de kullanımları Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sonlandırılıyor.

Tarımsal üretimde yasaklanan 9 pestisitin ithalatı, imalatı ve kullanımı sonlandırılırken, kullanım süresi sonunda piyasada bulunan söz konusu aktif maddeleri içeren bitki koruma ürünlerinin firmasınca toplanarak Bakanlığın bilgisi dahilinde imha edilmesi karara bağlandı.

Yasaklanan ve kısıtlanan aktif maddelerin farklı tarım ürünlerinde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede kullanılan bitkisel koruma ürünlerinden oluşuyor.


27 Haziran 2020 Cumartesi

Bayer’in ilacı Türkiye’de de davalık!

Bayer'in davalık olmasına ve davacılara toplamda 10 milyar 900 milyon dolar ödemeyi kabul etmesine neden olan ilacın Türkiye'de de satıldığı biliniyor. TMMOB'den Suiçmez Ankara'da bu ilacın yasaklanması talebiyle açılmış bir dava bulunduğunu söylüyor.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan Roundup adlı ilaçtaki glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti ve ABD’de davacılara toplamda 10 milyar 900 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Söz konusu ilaç Türkiye’de de satılıyor.

İLACIN TELİFİ MONSANTO’DA, TÜRKİYE’DE DE DAVA AÇILDI

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, söz konusu ilacın telifini elinde bulunduran Bayer’e ait Monsanto şirketi hakkında Türkiye’de avukat Senih Özay’ın girişimiyle kullanımının yasaklanması talebiyle açılan bir dava olduğunu söyledi.

Davada mahkemenin ZMO, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve Kanser Derneği’nden görüş istediğini aktaran Suiçmez, bu ilacın çok yaygın olarak kullanıldığını belirtti.

İlacın hava alanları ve büyük beton zeminlerde yabancı otlara karşı da kullanıldığını belirten Suiçmez, “Tarım Orman Bakanlığı AB’de yasak olmayan ilaçları genellikle Türkiye’de yasaklamıyor. Glifosatın kanserojen etkisi var. Bilimsel bilgiler ve yürürlükteki mevzuatlar ışığında insan ve çevre sağlığı için büyük riskler taşıdığı, yurt dışındaki otoritelerin aldığı kararlar da göz önüne alındığında glifosat adlı maddenin Türkiye’de kullanımının zararlı olabileceği düşünülmektedir” dedi.

YÜZDE 60 DAHA PAHALI

Bursa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Raif Döner, kentte birçok oda tarafından söz konusu ilacın satışının yasaklandığını belirterek, “Zaten o ilacın fiyatı diğer ot kurutan ilaçlardan yüzde 60 daha pahalı” ifadelerini kullandı.

Tahıl ambarı Konya'nın Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Murat Akbulut, Konya'da Bayer'e karşı açılmış bir davanın bulunmadığını belirterek, şöyle konuştu;

“Monsanto’ya ait Roundup ilacının içeriğinde bulunan glifosat etken maddesi herbisit ot ilaçlarında kullanılan tüm ticari ilaçların ortak etken maddesidir. Ülkemizde de üretilen ot ilaçlarında da aynı etken madde bulunmaktadır. Glifosatın kansere sebebiyet verdiğine veya vermediğine dair kabul edilebilir bir çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple ilimizde henüz firmaya açılmış bir dava bulunmamakta. Ülkemizde de glifosat yoğun bir şekilde kullanılmakta. Üreticilerimiz maalesef bu ilaçları kullanmak zorunda.”

“ÜLKEMİZDE BU İLAÇLA İLGİLİ KISITLAMA YOK”

İlacın kullanılmamasının verimde düşüşe neden olacağını belirten Akbulut, “Dünyada ve ülkemizde bu ilaçların kullanımına dair bir kısıtlama yok. Kullanımının yasaklanması halinde çok ciddi verim kayıpları oluşacaktır. Ancak Amerika'da açılan yüz binlerin üzerindeki dava sayısı da göz ardı edilemez. Sağlık tabii ki her şeyden önemlidir ve bu ilaçların kullanım prosedürlerinin bakanlığımızca yeniden düzenlenerek kullanıcı üreticilerimize zarar vermeyecek ölçekte kullanım şartlarına dayandırılması zorunluluktur” diye konuştu.

İZMİRLİ ÇİFTÇİLER DAVA AÇTI

İzmir Bergamalı çiftçiler Hamzar Kural ve Tahsin Sezer ile avukat Senih Özay, bakanlığa başvurarak kanserojen içerikli ürünlerin piyasadan toplatılmasını, Monsanto'nun da lisanslarının iptalini istedi.

Bakanlığın başvuruyu yanıtsız bırakması üzerine idare mahkemesine başvurdu. Bir buçuk yıl önce açılan dava, Ankara 18. İdare Mahkemesi'nde görülüyor.

Monsanto şirketi, Tarım ve Orman Bakanlığı yanında yer almak için mahkemeye müdahillik başvurusu yaptı. Şirket, mahkemeye sunduğu dilekçede, Türkiye'de ruhsat aldıkları Roundup ve Platoon adlı yabani ot zehirlerinde glifosat etken maddesini kullandığını kabul etti.

İLACIN ETKİLERİ TARTIŞMALI

Bayer, glifosat maddesi hakkındaki iddiaları reddediyor. Son olarak Amerikan Çevre Koruma Ajansı (EPA), dikkatli kullanıldığında glifosatın güvenli olduğunu açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) ise 2015 yılında glifosatı insanlar için olası kanserojen maddeler sınıfına aldı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise 2016 yılında glifosat kullanımıyla ilgili yayınladığı bir raporda “glifosat kalıntısı barındıran gıda ürünlerinin yüksek ihtimalle kanserojen olmadığı” tespitine yer verdi.

RAPORLAR ÇELİŞİYOR MU?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) uzmanlarının katkısıyla hazırlanan raporun yine DSÖ'ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından hazırlanan ve “glifosatın insanlar için kanser yapma riski taşıdığı” görüşünün dile getirildiği 2015 yılına ait raporla çelişki içermediği belirtildi. IARC'ın glifosatın aşırı dozda alımını araştırdığı, DSÖ'nün 2016 raporunda ise gıda ürünleriyle birlikte sınırlı oranda alımının gözetildiği vurgulandı.

(Sözcü)