6 Nisan 2019 Cumartesi

70 bin ton sütün yüzde 30’u kahve dükkânlarına

31 Mart 2019, Pazar
ŞELALE KADAK

Bizi yönetenleri seçmek üzere demokratik hakkımızı kullanarak bugün bir kez daha sandık başına gidiyoruz. Artık eskisi gibi sonuçlar için geceler boyu beklemeye de gerek yok. Sandıklar kapandıktan, oy sayma işlemi bittikten hemen sonra sonuçlar da belli olmaya başlıyor.
Çayını, kahvesini alan herkes böylesi önemli bir günün akşamında genelde televizyonun karsışına kuruluyor ve takip ettiği tv kanalından seçim sonuçlarının değerlendirmesini dinlemeye koyuluyor.
Hazır siz bugün daha çok kahve ve çay tüketiyorken, Türkiye'nin en büyük süt üreticilerinden biri olan SEK'in sahibi TAT Gıda'nın CEO'su Arzu Aslan Kesimer ile yaptığımız sohbetten kesit sunmak istedim. Çaydan, kahveden süte nasıl geldiğimi merak ettiğinizi biliyorum. Şöyle ki Kesimer, SEK'in yılda sattığı yaklaşık 70 bin ton sütün yüzde 30'unun kahve dükkânlarına gittiğini söylüyor. Kahve dükkânlarına yapılan satışın yaklaşık yüzde 5'i günlük, yüzde 10'u da laktozsuz sütten oluşuyormuş. Nielsen verilerine göre Türkiye'de laktozsuz süt tüketimi 2017'de yüzde 94 gibi rekor oranda ve 2018 yılında ise yüzde 28 oranında artmış.
Arzu Aslan Kesimer, Türkiye'de açılan kahve dükkânlarının sayısının her geçen gün arttığını söylüyor. Bugün tüm Türkiye'de 1000'i kahve zinciri, 500'ü de üçüncü nesil kahve dükkânı olarak adlandırılan toplam 1500 adet kahve dükkânı bulunuyor. Kesimer, bu dükkânların yaklaşık yüzde 45'ine kendilerinin süt verdiğini söylüyor.
Türkiye'de yılda kişi başı süt tüketimi 26 litreyi buluyor. 2018 yılında TAT Gıda cirosunun yüzde 53'ünü de SEK oluşturuyor.
Hal böyle olunca Arzu Aslan Kesimer, kahve dükkânlarına daha yakın olacakları projelere başladıklarını söylüyor ve de kahveyi hazırlayan ve sunan baristalara yönelik bir eğitim programı başlattıklarını anlatıyor. Kuşkusuz bu eğitim, zincir kahve dükkânlarında çalışan baristalara yönelik değil, çünkü onların her türlü imkânı var. Bugün Türkiye'de sayısı her geçen gün artan ve kahve servis eden pastaneleler, restoranlar ve isimsiz kahve dükkanları var. Oralarda çalışan baristaları kahve kültüyle çekirdeğinden başlayarak tanıştırmak ve kahve makinelerini iyi bir şekilde kullanmalarını sağlamak için SEK Barista Club'ı kurduklarını ve kahveye yönelik özel bir süt de ürettiklerini söylüyor.
Bugüne kadar SEK ekibinin Türkiye'deki zincir, üçüncü nesil ve isimsiz 2 bin 500 kahve dükkanını ziyaret ettiklerini öğreniyoruz. 2 binin üzerindeki barista ile tek tek görüşüldüğünü anlatıyor Kesimer ve ilk etapta 1.000 baristaya ücretsiz eğitim vereceklerini söylüyor. SEK projeye 2 milyon lira yatırım yapmış ve bu eğitimleri de Kimma Coffee Roastres şirketiyle birlikte yürütüyor. Görünen o ki Türkiye'de kahve kültürünin gelişmesine süt şirketleri de öncülük ediyor ve kahvenin pazar payı yükseliyor.

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/kadak/2019/03/31/70-bin-ton-sutun-yuzde-30u-kahve-dukknlarina

16 Şubat 2019 Cumartesi

e-Çiftçi sistemiyle çiftçiye kolaylık

Tarım ve Orman Bakanlığı, çiftçilerin destekleme başvurularını kolaylıkla yapmasını sağlayacak e-Çiftçi Portalıni devreye aldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen e-Çiftçi Portalı ile çiftçiler, pek çok konuda bilgiye ulaşmanın yanında, destekleme başvurularını da buradan gerçekleştirebilecek.

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, uygulamanın çiftçilere kolaylık sağlayacağını bildirdi.

Pakdemirli, "e-Çiftçi, tarımsal alanda faaliyet gösteren çiftçilerin işletmeleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı ve bu bilgilere, bilgisayar ve mobil cihazlar üzerinden erişebilmelerine imkan sağlayan bir portaldır. Bu portal üzerinden e-Çiftçi Portalı'na giriş yapan kullanıcı, işletmesinde kayıtlı tarım arazileri, bu parseller üzerinde kayıtlı olan ürün ile sahip oldukları hayvanların ırk, yaş ve cinsiyet bilgilerine ulaşabilecek. Ayrıca kullanıcılar, işletmelerinde kayıtlı büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile ilgili doğum, ölüm, hastalık, satış gibi bildirimlerini uygulama üzerinden yapabilecek ve hayvanlara yönelik tüm veteriner işlemlerini de takip edebilecek." ifadelerini kullandı.

Portal üzerinden girilen bildirimlerin anlık olarak bakanlığın ilgili birimine ulaşacağına işaret eden Pakdemirli, bu sayede çiftçilerin zamandan kazanacağını ve çiftçiler ile bakanlık arasında etkili iletişim sağlanacağını vurguladı.

"Dünyanın en kapsamlı tarım bilişim altyapısı"
Pakdemirli, çiftçilerin, bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerine yönelik destekleme başvurularını portal üzerinden yapabileceğine ve aldığı tüm destekleme bilgilerine ulaşabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Gelişen teknoloji ve vatandaşlarımızdan gelen talepler bu portal içinde entegre edilerek çiftçilerin kullanımına sunulacak. Çiftçiler, yapmış olduğu tarımsal faaliyetlere ait geçmişten bugüne kadar olan bilgilerini portal üzerinden raporlayabilecek. Bakanlık birimleri, bu uygulama üzerinden gerekli duyduğu konularda çiftçilere bildirimler göndererek onlarla anlık iletişim kurabilecek. Portal, 2 milyon 132 bin işletme, 33 milyon tarım parseli ve 64 milyon 700 bin baş (büyükbaş ve küçükbaş) hayvan varlığıyla birlikte kayıtlı ürün çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda dünyanın en geniş ve en kapsamlı tarım bilişim altyapılarından biri olma özelliğine sahip. Sisteme, bakanlık internet sitesi ile e-Devlet Kapısı üzerinden girilebilecek. Ayrıca e-Çiftçi Mobil Uygulaması, android telefonlar için uygulama mağazasından indirilebilecek. Çok yakında diğer mobil mağazalarda da yerini alacak."

9 Şubat 2019 Cumartesi

Kılıç: Marketler üreticileri kendilerine mahkum bırakıyor

TBMM, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Kılıç, "Market zincirleri, tarladan mal alamayacak. Hal sistemine dahil olacaklar" dedi.
TBMM, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç, çalışmaları devam eden hal yasası hayata geçtiğinde, büyük zincir marketlerin hal sistemine dahil olacağını ve böylece tarladan mal alamayacağını belirterek, "Ya komisyoncudan ya tüccardan ya da halden alacaklar." dedi.

Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hal yasası konusundaki düzenlemeler ile sebze ve meyve fiyatındaki artış nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yasa üzerinde son çalışmaların yapıldığını, toplumun beklentilerine cevap verecek bir düzenleme gerçekleştirildiğini vurgulayan Kılıç, köylerde belli yaş grubu üzerindeki insanların tarımla uğraştığını, gençlerin büyükşehirlerde başka iş alanlarında çalıştığını aktardı.

Kılıç, "Hasat döneminde işçi arayışına giren tarım üreticilerimiz, mevsimlik işçiler ve Suriye'den gelenlerle ürünlerini toplamak zorunda kalıyor. Mevsimlik işçiler, 'dayıbaşılık' denilen sistem ile organize olup çalışıyor. Dayıbaşıları büyük marketlerle anlaştıkları için köylülerin işçi talebini kabul etmiyor. Bağ, sera veya bostandaki ürün toplanamayınca bir süre sonra çürümeye başlıyor." diye konuştu.

"Market zincirleri, üreticileri kendilerine mahkum bırakıyor"

Büyük zincir marketleri ile tüccarların, köylünün bu durumunu fırsata çevirdiğini ve "Ya istediğim fiyattan satarsın ya da ürünün çürür" tehditi ile ürünü ucuza aldığını kaydeden Kılıç, "Çiftçi ürününü düşük fiyattan satmaya mecbur bırakılıyor. Piyasayı elinde tutan bu fırsatçılar, üreticileri ve tarla sahiplerini gübre, tohum ve ilaç desteği ile önceden tekelleri altına alıyor. Sistemini bu şekilde kuran büyük tüccar ve zincir marketler, üreticileri kendilerine mahkum bırakıyor. Bu sisteme giremeyen üreticiler de işçi bulmakta zorlandıkları için ürünlerini ucuza satmak zorunda kalıyorlar." ifadesini kullandı.

Mağaza zincirleri ve büyük tüccarların, insan gücü ihtiyacını dayıbaşılarla anlaşarak giderdiklerini vurgulayan Kılıç, "Dayıbaşıları günlük anlaştıkları yevmiyenin tamamını işçiye vermiyor. Bu yevmiyeler üzerinden de para kazanıyorlar. Hem güneş altında çalışan insanlar hem de tarlasındaki ürününü satmayı bekleyen üreticiler mağdur ediliyor. Burada bir tekelleşme oluşmuş durumda. Tarla sahibi üretici de alın teri döken gariban da emeğinin karşılığını alamıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Zincir marketlerin sebze ve meyve zayiatında gereken tedbirleri almadığını belirten Kılıç, "Türkiye'de yaş sebze ve meyvede zayiat oranı yüzde 30 civarında. İnsan zor kar edebileceği bir üründe yüzde 30 zayiata göz yumar mı? Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda market zincirleri ve tüccarlar, malı ucuza alıp pahalıya sattıkları için bu zayiatı ortadan kaldırmak için hiçbir tedbir almıyor." dedi.

"Komisyonculuk sisteminde de sıkıntılar var"

Tarladaki ürünün, sadece zincir marketler ve tüccarlar aracılığıyla değil aynı zamanda komisyoncular üzerinden de tüketiciye ulaştırıldığına işaret eden Kılıç, burada da çok ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı.

Kılıç, yürürlükteki kanunlara göre komisyoncuların üreticiden en fazla yüzde 8 oranında bir komisyon alabildiğini ve alınan ürünün ikinci bir komisyoncuya satılamayacağını kaydetti.

Yasada belirtilen şekliyle uygulanması durumunda komisyoncuların ancak yüzde 4 oranında kar elde ettiğini, komisyoncuların ayakta kalması için bu rakamın normal olduğuna değinen Kılıç, "Ancak sahada farklı bir uygulama var. Komisyoncular, aldıkları ürünü yasalara aykırı olarak yüzde 8 kar oranıyla başka komisyonculara satıyor. Tarlada ucuza alınan ürün, komisyoncularda el değiştirdikçe fiyat da artmış oluyor. Mevcut sistemde üreticiler, perakende satışını elinde tutan zincir marketler, büyük tüccarlar ve komisyoncuların insafına kalmış durumda. Buna seyirci kalamayız." diye konuştu.

"Hal yasası ile üretici birlikleri kurulacak"

Hal yasası ile her ürünün bir künyesinin olacağını, komisyoncu sayısının azalacağını, tüccarlara ve özellikle komisyonculara ilave yükümlülükler getirileceğini bildiren Kılıç, "Denetim ve takip sistemi ile ürünün hangi şartlarda alınıp satılacağı ve kar oranları belirlenecek. Ürünün ayak izleri belli olacak. Ürünün nereden ve kimden alındığı, çıktığı yer ile vardığı yer arasında kimlerin elinden geçtiğini bileceğiz. Birden fazla komisyoncu bir malın alım ve satımını yapamayacak." değerlendirmesini yaptı.

Üretici birliklerinin kurulacağını, hal içindeki birliklerinin daha çok mekana sahip olacağını vurgulayan Kılıç, hal yasasındaki düzenlemeleri şöyle anlattı:

"Hallerde üretici birlikleri en az yüzde 30 oranında bir mekana sahip olacaktır. Bunu kanunla sağlayacağız. Üretici birlikleri bir takım avantajlara sahip olacak. Birliğe üye üreticiler, haldeki diğer esnaflardan daha ucuz dükkan kirası vereceklerdir. Üretici birliklerine pozitif ayrımcılık yapacağız. Üretici birliğine üye bir çiftçimizin malını herkes istediği fiyata alıp satamayacak. Bu birlikler, hal yasasının en önemli yapı taşı olacak. Bunlar üreticiyi koruma noktasında aktif görevler alacak. Üretici birlikleri, zaman içinde satış mağazaları da açarak üreticinin ürettiği malı doğrudan tüketiciye ulaştırabilecek."

"Zincir marketler tarladan ürün alamayacak"

Zincir marketlerin ve AVM'lerin artması ile birlikte mahalle bakkallarının ortadan kalktığını ve yeni düzenleme ile perakendecilik sistemi içinde yaş sebze meyve satışıyla ilgili bazı düzenlemelerin de olacağını belirten Kılıç, şöyle konuştu:

"AVM'lerde her şey satılıyor. Hal yasasında bazı sınırlandırmalar olacaktır. Şu anda perakendeciler hal sistemini kullanmıyor. Tarladan ucuza aldığı ürünü istediği fiyata satabiliyor. Büyük market zincirleri artık gidip vatandaşın tarlasından mal alamayacak. Hal sistemine dahil olacaklar. Ya komisyoncudan ya tüccardan ya da halden alacaklar. Böylece ürünü kaça alıp sattığını görebileceğiz. Tarlada üreticinin aleyhine olabilecek işlemlerin önüne geçmiş olacağız. Bu da ürünün hallere girmesi ile olacak. Aksi takdirde üreticiyi onların elinden kurtaramayız."

Üreticinin tarladan elde ettiği malıyla birlikte hale geleceğini, alıcıların satıcılarla direkt temas kuramayacağına işaret eden Kılıç, "Alıcılar, üretici ile direkt temas kurmadan camın arkasından ürünü görebilecekler. Beğendiği firmanın ürününü görevliler aracılığıyla isteyecekler. Beğendiyse alacak. Böylece bir rekabet ortamı da oluşacak. Ürün satılmadıysa üreticiler birliği tarafından alınacak. Hal yasası ile haller adeta kocaman çiçek mezatları gibi olacak. Hale girmeyen bir mal satılamayacak. Haller, ürünlerin 20 gün dayanabileceği depoların olduğu mekanlar haline dönüşecek." bilgisini paylaştı.

"Soğutma sistemine sahip araçların kullanımı teşvik edilecek"

Yeni yasa ile lojistiğin uygun hale getirilmesinin teşvik edileceğini açıklayan Kılıç, "Devlet, özellikli araçlarla taşımayı gerçekleştiren ve uygun iklimlendirme koşullarına sahip depoları kullanan firmaları teşvik edecek. Bu desteklemeler olmazsa mevcut sistemi değiştiremeyiz. Yaş sebze ve meyve taşımacılığında soğutma sistemine sahip araçların kullanımı teşvik edilecek. Ürünün bu araçlarla gideceği yerlere teslim edilmesi lazım." diye konuştu.

21 Ocak 2019 Pazartesi

"Türkiye'de tarım evrim geçirmektedir"

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli "Tarım, ülkemizde bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite e verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir.” dedi.
BERLİN (AA) - Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Tarım, ülkemizde bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir.” dedi.

11. Dünya Gıda ve Tarım Forumu kapsamında düzenlenen Tarım Bakanları Konferansı, Almanya'nın başkenti Berlin'deki Alman Dışişleri Bakanlığında başladı. Pakdemirli, 70 ülkeden tarım bakanlarının katıldığı konferansta, "Tarım ve kırsal bölgelerde yapısal değişiklikler" konulu oturumu yönetti.

Pakdemirli, her topluluk için hayati öneme sahip olan tarımın dünyanın üzerinde en çok durduğu konulardan biri olduğunu dile getirerek, "Tarım teknolojilerinin sürdürülebilir tarımsal kalkınma ve gıda güvenliği için önemi gün geçtikçe artmaktadır." diye konuştu.

Küresel nüfusun, 2050'ye kadar 10 milyar civarına ulaşmasının tahmin edildiğini ve artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak için küresel gıda üretiminin ikiye katlanması gerektiğini ifade eden Pakdemirli, doğal kaynakların kısıtlı olduğunu ve tarımın iklim değişikliği gibi ek sorunlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Pakdemirli, bu sorunlarla mücadele etmek için çözümler bulmak zorunda olduklarını vurgulayarak, "Günümüz dünyasında, çözüm teknolojinin kullanımıdır.” dedi.

Tarımda girdi optimizasyonu sağlayan karar destek sistemlerinin ve endüstri 4.0, akıllı tarım gibi bilişim teknolojilerinden yararlanılmasının toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımında çok önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Pakdemirli, teknolojinin de bu önemli sektörün entegre bir parçası olmaya devam ettiğini kaydetti.

Pakdemirli, geçmişten bu yana yapılan uygulamaların, tarımda hedeflenen verim ve üretim miktarına ulaşmak için üç anahtar unsurun gerekli olduğunu gösterdiğini anlatarak, bu üç unsuru “bilgi”, “teknoloji” ve “yönetim” olarak sıraladı.

Endüstri devriminin mekanizasyonu ve sentetik gübreleri ile teknoloji çağının genetik mühendisliğini ortaya çıkardığını dile getiren Pakdemirli, bugün de bilgi çağının hassas tarımı ortaya çıkardığını söyledi.

Günümüzün tarımsal faaliyetlerinin sadece tarım yapanlar, çiftçiler tarafından değil aynı zamanda toplumun büyük bir kesimince sorgulandığını söyleyen Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Özellikle karlılık sorunu ve çevresel etkinin getirdiği çekinceler, tarımla uğraşan kesimi yeni teknolojiler araştırmaya ve bunları uygulamaya yöneltmiştir. Tarımda teknolojinin daha fazla kullanılması, GPS (küresel konumlama sistemi) ile pozisyon belirleme, kablosuz iletişim ve bilgi teknolojileri çiftçilerin yani tarım kesiminin arazi ile olan ilişkilerini değiştirmektedir.

Çiftçiler artık, ekimden gübrelemeye ve hasattan ilaçlamaya kadar arazilerindeki her bir operasyonu dekarlardan metrelere indirgeyecek şekilde kontrol edebilmekte, uygulanan işlemleri etkinliği artıracak şekilde yönetebilmekte, sonuçta daha çok verim ve üretim elde etmektedirler. Bunun yanı sıra, makine kontrol sistemleri, arazi operasyonlarında maliyetleri düşüren uygulamaları zamandan tasarruf sağlayarak gerçekleştiren ekipman otomasyonunu sağlamaktadır.”

Tarımın, kırsal kalkınmanın lokomotifi olduğunu söyleyen Pakdemirli, "Sürdürülebilir kırsal kalkınma için de toprak, su, mera ve orman gibi doğal kaynakların verimliliğini artırıcı tedbirler ile birlikte entegre kırsal kalkınma projelerinin uygulanması büyük önem taşımaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Bakanlara Türkiye’deki tarımı anlatan Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Tarım, ülkemizde bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir. Birçok kurum ile entegrasyon içerisinde çiftçilerimize çok daha iyi hizmet verecek altyapıyı sağlama yönünde birçok bilişim projelerini tamamladık. Bu bağlamda, Bakanlığımız, 2008 yılında, şu anda Tarımsal İzleme ve Bilgi Sistemi (TARBIL) olarak anılan, iddialı bir projeyi başlatmıştır. TARBIL’in geniş bir kapsamı bulunmaktadır. Tarım Parsel Bilgi Sistemi kurulmuştur.

Her bir tarım parseline tarım parseli kimlik numarası (PKN) verildi. Tarımsal üretim parsel bazında izlenebilmektedir. Geliştirdiğimiz sistem Türk tarımının geleceği için önemlidir. Çalışma kapsamında 330 adet SPOT 5 uydu görüntüsü, toplam 16 bin 500 adet kontrol noktası atılarak ortorektifiye edilmiş, projeksiyon dönüşümleri gerçekleştirilmiştir. SPOT uydu görüntüleri üzerinden tarım parselleri çizilmiş, bu parseller içerisindeki tüm tarım dışı kullanımlar ayırt edilmiştir. Toplam 48 milyon 500 bin kadastro parseli ve rızai taksimli yaklaşık 32 milyon 598 bin tarım parseli sayısallaştırılmıştır. Verim tahmin modelleri geliştirilmiş, il bazında verim tahmin haritaları oluşturulmuştur."

Pakdemirli, Türk çiftçilerin birçok başvuru ve sorgulamayı yapabildiği çiftçi portalının hayata geçirildiğini belirterek, “Portal e-devlet üzerinden de hizmet vermektedir. Kısacası, kurduğumuz ve geliştirdiğimiz bu sistem Türk tarımının geleceği için önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Almanya Gıda ve Tarım Bakanı Julia Klöckner de tarımdaki sorunlara çözüm bulmak için uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Daha fazla insan için daha fazla gıda üretmeliyiz. Bunun için dijitalleşme konusunda gerekli toplumsal adımların atılması önemli.” dedi.

Konferansta, söz alan Gana Cumhuriyeti ve Finlandiya’dan gelen genç çiftçiler, karşılaştıkları sorunları bakanlara anlattı.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Kenevir için ilk gün 2 bin yatırımcı aradı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Düşmanlar ülkemden kenevir üretimini aldı. Birilerinin bu işi başlatması lazımdı” demesinin ardından, 2 bin işadamı Kendir Enstitüsü’ne yatırım için telefon etti
İsrail'ilin 1960'dan beri, ABD'nin ve Almanya'nın uzun yıllardır sürdürdüğü, Rusya'nın ise 30 Aralık 2018'de üretimi için yasa çıkardığı yıllık 5 milyar dolarlık ticaretinin olduğu endüstriyel kenevir tarımı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, yaptığı açıklama sonrası binlerce yatırımcı harekete geçti. Erdoğan, "Anacığım evde file dokurdu. File ile alışveriş yapar gelirdik. Bunun toprakla bir dostluğu var. O zamanlar bunlar kenevirden yapılırdı. Bize dost görünen düşmanlar ülkemden kenevir üretimini aldı. Keneviri ithal ediyoruz. Birilerinin bu işi başlatması lazımdı. Şu anda bunun çalışmasını yapıyoruz" demişti. Açıklamanın ardından yatırımcılar harekete geçti.

SİYASİ DESTEK

Sabah'ın haberine göre Türkiye'de uyuşturucu etken maddesi olmayan kenevir üretilmesi için Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi çatısı altında kurulan Kendir (Kenevir) Enstitüsü Başkanı Erdem Ulaş'a, yatırımcılardan 2 bine yakın telefon ya da mesaj geldi. Almanya'da tıbbi kenevir ürünlerinde talebe yetişilemediğini söyleyen Ulaş, "Cumhurbaşkanımızın açıklamasının ardından, TBMM'de komisyon üyelerine bilgi verdim. Tüm siyasi partiler projeyi destekliyor. Bazı vekillerimiz kenevirin sadece uyuşturucu ile ilgili olduğunu düşünüyor. Ama bu yanlış algıyı kırmaya başladık. Kenevirden esrar üretmek için THC maddesinin olması gerekiyor. Bunun olmadığı kenevir cinsleri var. Proje tam olarak memleket meselesi niteliğinde" dedi.



KAĞIT İTHALATI BİTER

Mucize Bitki Kenevir isimli bir de kitap yazan Ulaş, Türkiye'nin kağıt ithalatını tamamen bitirecek olan keneviri Türkiye'deki çiftçilerin hiç bilmediğini söyledi. Ulaş, hedefin yerli tohum üretmek olduğunu belirterek, 10 yıl içerisinde yıllık 100 milyar dolarlık ihracatın mümkün olduğunu vurguladı. Ulaş, "Otomobillerin kaportaları kenevirden üretiliyor ve çelikten 10 kat daha dayanıklı. 50 bin çeşit ürün üretiliyor. Plastiğin kullanıldığı her alanda hammadde olarak kullanılabilir. Çok büyük bir kullanım alanı var" diye konuştu.

KENEVİRİN FAYDALARI NELER?

Kenevir yağı, mükemmel ve eşsiz yağ asitlerine sahip.
İyi kurutulmuş kenevir tohumlarından soğuk sıkımla elde edilen yağ çok kıymetli.
Kenevir yağının yapısında, Omega-3 ve Omega- 6 gibi esansiyel yağ asitleri mükemmel bir denge içerisinde.
Çelikten 10 kat sağlam.
Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretiyor.
Bir dönümünden, dört dönüm ağaca eş kâğıt çıkar.
Bir ağaç 20-50 yılda yetişir, kenevirse dört ayda.
Kenevirler 8 kez kâğıda dönüştürülebilir, ağaç 3 kere.
Kendisini böceklerden korumak için tarım ilacına ihtiyacı yoktur, dayanıklıdır.
Tüm petrokimya ürünleri yenilenebilir olarak kenevirden daha ucuza üretilebilir.
Kenevirin kullanıldığı sektörler: İlaç, kâğıt, bio yakıt, kumaş, otomotiv, petrol ve petrokimya, kozmetik ve sabun yapımı.
AIDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini, ayrıca ağrıyı azaltmada kullanılıyor.
Glokom, artrit, romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalığın tedavisinde kullanılıyor.

KANSERİ ÖNLEYİCİ ÜRÜN İÇİN AR-GE YAPILIYOR

Kenevir, dünyada tamamlayıcı tıp ürünü olarak kullanılırken, Türkiye'de de bu alanda çalışmalar başladı. İbn-i Sina Ar-Ge Merkezi Müdürü Beril Koparal, merkezlerinde bütünleyici tıp adına TÜBİTAK ve AB ile ortak projeler yürüttüklerini ve özellikle kanser için hastalığın meydana gelmeden engellenmesi üzerine çalıştıklarını belirtti. Türkiye'de yasal olarak sadece kenevir tohumunun saf yağını kullanabildiklerini belirten Koparal, "Yasal düzenlemeler yapılırsa bu tarz ürünler Türkiye'de üretilebilir. Biz bu nedenle ABD'de araştırma yapabiliyoruz. Keşke, Türkiye'de de yapabilsek" dedi.

12 Ocak 2019 Cumartesi

19 ile kenevir piyangosu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üretiminin artırılacağını söylemesiyle, kenevir üretimi izni bulunan 19 ildeki çiftçileri heyecan sardı. Maliyeti yüksek olduğu için kenevire ilgi göstermeyen çiftçiler, verilecek teşvikleri merakla bekliyor.
Türkiye'de üretimi 1933 yılında mevzuata bağlanan kenevir, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 29 Eylül 2016'da yayınladığı Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolü Hakkında Yönetmelik ile izne tabi kültür bitkisi statüsüne alındı. Yönetmelikle 18 olan il sayısı 19'a çıkarıldı. Şanlıurfa ili çıkarılıp Bartın ve Karabük illeri eklenerek Amasya, Antalya, Burdur, Çorum, İzmir, Kastamonu, Kayseri, Kütahya, Malatya, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Uşak, Yozgat ve Zonguldak olmak üzere 19 ilde bakanlığın izniyle kenevir üretilmesi kararlaştırıldı. Yönetmelikle daha önce 1 Ocak-28 Şubat olan bakanlıktan izin alma süresi 1 Ocak-1 Nisan olarak uzatıldı. Ancak bu yönetmeliğin çıkarılması da üretim artışını sağlamadı. Gerek tohumunun İsrail'den hibrit olarak getirilmesi gerekse de üretim teşviğinin bulunmaması, maliyeti yüksek olduğu için üreticinin ilgisini çekmedi. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın yapılacak çalışmalarla kenevir üretiminin artırılacağına ilişkin açıklamaları, başta Rize'nin Kendirli İlçesi olmak üzere üretim izni bulunan illerdeki çiftçileri heyecanlandırdı. Şimdi bu illerde üretime ne gibi teşviklerin verileceği merakla bekleniyor.

15 YILDA ÜRETİMİ AZALDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önceki günkü konuşmasında söylediği “Bize dost görünen düşmanlar ülkemden kenevir üretimini aldı. Biz keneviri ithal ediyoruz. Kenevire dayalı yapılması gereken şeyler varsa ithal ürünlerle yapılıyor” sözleri ise gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Rakamlar, kenevir üretiminin AKP iktidarı döneminde büyük düşüş yaşadığını gösteriyor. 1980'li yıllarda 14 bin ton olan kenevir üretimi 2000 yılında 1244 tonken AKP iktidarı döneminde hızla düşmeye başladı.

2004'te 30 tona düşen yıllık üretim, 2013 yılından bu yana 1 ton olarak seyrediyor. 2016'daki yönetmelik de üretim rakamını artırmaya yetmedi. Kenevir ithalatı ise AKP döneminde adeta patladı. 2000 yılında 592 tonluk kenevir tohumu ithalatı için 321 bin 479 dolar ödenirken, 2017'de bin 921 ton için ödenen rakam 2 milyon 372 bin dolara çıktı.

4 MİLYAR DOLARLIK PAZAR HIZLI BÜYÜYOR

Nüfus artışına ve birçok ülkede kullanımının serbest bırakılmasına paralel olarak kenevir pazarı hızlı bir büyüme trendi izliyor. Kenevir bitkisinden lif ile kağıt ve yakacak hammaddesi üretilirken, tohumu ise ilaç, yağ ve kuş yemi olarak kullanılıyor. Grand View Research raporuna göre, 36 ülkede üretimi yapılan endüstriyel kenevirin 2017 yılında 4 milyar dolar olan parasal büyüklüğünün 2025 yılında 11 milyar dolara çıkması bekleniyor. Dünyanın en büyük kenevir üreticileri ABD, Kanada, Çin, Hindistan, Japonya, Brezilya, Almanya, Fransa ve İngiltere olarak sıralanıyor.

(Sözcü)

10 Kasım 2018 Cumartesi

Yumurta ihracatında son 10 yılın rekoru

Yumurta ihracatı yılın 10 ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 18 artarak 354 milyon dolara çıktı.
Yumurta Üreticileri Merkez Birliğinden (YUM-BİR) yapılan açıklamada, sektörün ihracatının yıl sonunda 425 milyon dolara ulaşacağı ve son 10 yılın rekorunun kırılacağı belirtildi.

Üretim altyapısını sürekli geliştiren ve ürün kalitesini yükselterek dünya yumurta üretiminde önemli bir konumda bulunan yumurta sektörünün 22 milyar adetlik üretim rakamıyla dünyada dokuzuncu, her yıl artan ihracatıyla da üçüncü sırada yer aldığı ifade edildi.

Yumurta ihracatının yılın 10 ayında yaşanan maliyet ve enflasyon artışlarına rağmen yüzde 18 artarak 354 milyon dolara ulaştığı kaydedildi.

Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen YUM-BİR Yönetim Kurulu Üyesi Derya Pala, bu başarıyı gelecek yıllarda da artırarak sürdürmek istediklerini belirtti.

Bunun için kamu otoritelerinden haksız rekabete yol açan kayıt dışı tavukçuluğun önlenmesini, nüfus artışı, kişi başına tüketim ve ihracat potansiyelini temel alan bir üretim planlamasına gidilmesini beklediklerini bildiren Pala, "Bir diğer talebimiz ise yumurtanın birincil üretim ve temel bir gıda maddesi olduğu gerçeğinden hareketle, yumurtada KDV'nin yüzde 1'e düşürülmesi ve tüketicinin daha ucuz yumurta tüketmesinin sağlanmasıdır." ifadesini kullandı.