1 Eylül 2020 Salı

Tarımda kimyasal ilaçları azaltmak için 5D formülü

 Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Üstüner, saha araştırmaları sonucunda geliştirdiği "5D formülü" ile kimyasalların kullanımını azaltarak sağlıklı ve kaliteli tarım yapılmasını amaçlıyor



Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Üstüner, tarımsal ilaçların insan sağlığına zararını en aza indirmek için çiftçilere, kendisinin geliştirdiği "doğru teşhis, doğru ilaç, doğru zaman, doğru doz ve doğru yöntem" maddelerinden oluşan "5D formülünü" öneriyor.


Üstüner yaptığı açıklamada, tarımda fazla verim alınması, hastalık ve yabancı otların yok edilmesi için kullanılan kimyasal ilaçların "pestisit" olarak adlandırıldığını, bunların da insan sağlığına zararları olduğunu söyledi.

Türkiye'nin yanı sıra birçok ülkede, bazı kimyasal ilaçların yasakladığını ve kullanımına ilişkin düzenlemeler yapıldığını belirten Üstüner, tarımdaki hastalık ve zarar oluşturacak unsurlara karşı mücadele etmenin de zor olduğuna dikkati çekti.


Üstüner, tarımda ilaçları kullanmanın gerekliliğine işaret ederek, "Tarımda kimyasal ilaçlar kullanmadan önemli üretim yapamayız, bu bir gerçektir. Bu gerçeği biliyoruz ama kimyasal ilaçların kullanımını en düşük seviyede tutmayı istiyoruz. Bu ilaçların kullanımında aşırıya kaçıldığında ihracat yaptığımız ürünlerimizin geri döndüğünü görüyoruz." dedi.


Çiftçilerin birtakım sorunlarla karşılaşmaması ve ülke içinde sağlıklı ürünlerin tüketilmesi için çalışmalar yaptığını dile getiren Üstüner, sahadaki araştırmalarının ardından 5D formülünü geliştirdiğini aktardı.


Üstüner, bu formülün doğru teşhis, doğru ilaç, doğru zaman, doğru doz ve doğru yöntem maddelerini içerdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

"5D formülünde birinci yapılması gereken, doğru tür teşhis. Sahadaki çiftçilerimiz hastalığı doğru tespit edemiyor ve farklı kimyasal tarım ilaçları aldığını görüyoruz. Böylelikle ilacın etkinliği düşüyor. İkincisi ise çiftçilerin ilacı doğru zamanda atması gerekiyor. Çiftçilerimiz bu konuda maalesef pek hassas davranamıyor. Çiftçilerimiz 'zehri ne zaman atarsak atalım öldürür' diyor. İlacın uygulama zamanı çok önemlidir. Farklı dönemde ilaçlar kullanıldığı için etkinliği olmaz. Üçüncüsü doğru ilaç seçimi ve alanına göre yüzlerce ilaç var. Doğru kimyasal ilacı kullanmanız gerekiyor. Dört ilacı doğru doz ve miktarda kullanmamız gerekiyor. Doz miktarı, ilaçların kullanım kılavuzunda gösterilir. İlaç bayilerinde çay kaşığı veya kapak gibi ölçekler olmaz. İlaç bayileri aslında kimyasal ilaçları satarken ölçek vermesi lazım ve doz çok önemli. Beşincisi ise kimyasal ilacı doğru yöntemle uygulamamız gerekiyor."


Üstüner, 5D formülünün, doğru uygulandığında tarım ürünlerine kimyasal ilaçlarla geçen zehrin en düşük seviyede olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:


"Sağlıklı nesil ve gelecek için 5D formülünü iyi uygulamamız gerekiyor. Bunu ilaç bayileri ve çiftçilerin iyi bilmesi gerekiyor. Tarımda en düşük kimyasal ilaçları kullanarak en yüksek verimi elde edebiliriz. 5D'yi uyguladığımızda geçmişteki gibi AB ülkelerinden, Rusya'dan ürünlerin dönme riskiyle de karşılaşmayız. Tarımsal ürünlere bağlı kimyasal ilaçlarındaki kanserojen oranını da düşürürüz. Sağlıklı bir nesil ve kaliteli ürün için de önemlidir."


27 Ağustos 2020 Perşembe

Ata tohumlarından ürün yetiştiren ziraat mühendisi hayalini gerçekleştirdi

 Bolu'nun Mudurnu ilçesinde yaşayan ziraat mühendisi Muhterem Özsoy Çilata, üniversiteden mezun olduktan sonra evlenerek yerleştiği köyündeki bahçesinde, "ata tohumları"ndan ürün yetiştirerek hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor.

Bolu'nun Mudurnu ilçesinde yaşayan ziraat mühendisi Muhterem Özsoy Çilata, üniversiteden mezun olduktan sonra evlenerek yerleştiği köyündeki bahçesinde, "ata tohumları"ndan ürün yetiştirerek hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor.

Ankara Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra evlenerek köyüne yerleşen 30 yaşındaki Çilata, babadan kalma 8 dönümlük bahçede tarım yapmaya karar verdi.

Mudurnu'ya yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta bulunan Kabaca Dibi mevkisindeki bahçeye ilk olarak bölgede yetiştirilmeyen bamya eken Çilata, beklentisinin üstünde verim aldı.Bunun üzerine tarımsal faaliyetlerini geliştirmek için harekete geçen Çilata, çevresinden temin ettiği ata tohumlarını bahçesinde toprakla buluşturdu.
Bahçesinde, hiçbir şekilde kimyasal ürün kullanmayan Çilata, tüm sebze ve meyvelerini, tavuk ve sığır gübresi ile odun küllerini karıştırarak elde ettiği kompost gübreyle yetiştiriyor.Okulda öğrendikleri ile geleneksel tarım metotlarını birleştiren Çilata, domates, nohut, fasulye, su kabağının yanı sıra kudret narı, kavun, karpuz, safran, lavanta, goji berry, Meksika karpuzu ve tatlı patates üretimi yapıyor.

Burada hayallerimi gerçekleştirdim

Çilata, yaptığı açıklamada köyüne ilk yerleştiğinde bölgede bamya üretiminin az olduğunu fark ederek bahçesinde sadece bu ürünü yetiştirdiğini ancak zaman geçtikçe ürün yelpazesini genişlettiğini söyledi.Okulda öğrendiği bilgiler ile geleneksel tarım metotlarını birleştirdiğini ifade eden Çilata, "Hiçbir yerden destek almıyorum. Bu bahçeyi eşimle oluşturduk ve bahçenin bakımını da birlikte yapıyoruz. Atalık tohumları burada yaşatmaya çalışıyorum. Bahçemde ilaçsız ürünler yetiştiriyorum. Tavuk ve sığır gübresi ile odun külünü karıştırarak gübre elde edip kompost olarak damlama sulama yapıyorum. Bunlara peynir altı suyu da dahil olmak üzere benzeri besleyici takviyeler yapıyorum." diye konuştu.

Çilata, çok büyük maddi gelir beklemediğini sadece hayallerini gerçekleştirmek istediğini dile getirerek, "Çok güzel verim alıyorum. Burada hayallerimi gerçekleştirdim. Çok maddi bir beklentim yok." dedi.

Çeşitli ürünler yetiştirdiğini anlatan Çilata, şöyle devam etti:"Çok güzel bamya yetişti. Bunun yanında tatlı patates denemem oldu. Tatlı patates Bolu'da yok. Su kabakları devasa boyda yetişti. 8 dönümlük alanımızda yaklaşık 100 çeşit ürün yetiştirdik. Bahçemde Kıbrıs ıspanağı, kudret narı, Avustralya domatesi, ayçiçeği, pepino, ağaç kavunu, kök rezene, Meksika mini karpuzu, renkli pazılar, tatlı patates var. Ayrıca lavanta bitkisini de deneme amaçlı yaptık.

Yani her çeşit ürün Mudurnu'da yetişebiliyor. Herkesin denemesi lazım. Bu ürünlerin içinde çalışmak bana zevk veriyor. Yaptığım işten zevk alıyorum, mutlu oluyorum. İnsanlar ürünlerimi alıp da 'Ne güzel olmuş, siz mi üretiyorsunuz?' dedikleri zaman içim kıpır kıpır oluyor."

Bölgede çiftçilik yapanlara tavsiyede bulunan Çilata, "Köylerde çiftçiler, biri ne ekerse diğeri de onu ekiyor. Sonra ne oluyor? Bu sefer aynı şeyden çok ürün oluyor. Para kazanamıyor aksine zarar da ediyorlar. Çiftçiler bölgelerinde ne ekilip ne ekilmeyeceğini araştırmıyor. Araştırsınlar, değişik ürünler yetiştirirlerse daha güzel para kazanırlar." dedi.

9 Ağustos 2020 Pazar

Sağlıklı gıda için 9 tarım ilacına yasak, 7 tanesine kısıtlama getirildi

 Avrupa’nın birinci, dünyanın yedinci büyük tarım ülkesi Türkiye, bir yandan tarımsal üretimini arttırmak için projeleri hayata geçirirken, diğer yandan ürettiği tarım ürünlerinin daha sağlıklı olması için adımlar atıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı geçtiğimiz haziran ayında hastalık ve zararlı organizmaların ürüne zarar vermesini önlemek için kullanılan 16 tarım ilacını (bitki koruma ürünü) yasaklamışken, 5 Ağustos 2020 tarihinde bu listeye 9 pestisiti daha ilave etti. 7 pestisitin ise; Aralık 2021 tarihinde yeniden yapılacak değerlendirmeye kadar kullanım alanlarının kısıtlanmasına karar verdi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu kararını 81 il müdürlüğüne genelge ile duyurduğunu belirten Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, 2009 yılından beri Türkiye’de kullanımı yasaklanan ve kısıtlanan pestisitlerin sayısının 220’e ulaştığını kaydetti.

Dünya piyasalarında elimiz güçleniyor

Tüketici taleplerinin, dünya genelinde gıda üretimini şekillendirdiğinin altını çizen Celep, “Dünya genelinde sağlıklı gıda tüketmek isteyen tüketici kitlesinin sayısı hızla artıyor. Pandemiyle birlikte sağlıklı gıdaya yöneliş daha da arttı. Yaklaşık 35 yıldır organik tarım ve iyi tarım uygulamaları ile dünyaya gıda üretiyoruz. Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri ihracatı son bir yıllık dönemde 5 milyar doları aşmış durumda. Ege Bölgesi’nde Dikili’de ilk uygulaması hayata geçmek üzere olan Tarım İhtisas Organize Sanayi Bölgelerinin itici gücüyle orta vadede 10 milyar dolar tarım ürünleri ihracatı hedefliyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sağlıklı gıda üretimiyle ilgili hamleleri dünya piyasalarında elimizi güçlendiriyor. Sürdürülebilir üretim ve ihracatı destekleyici bu karardan dolayı Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli nezdinde Tarım ve Orman Bakanlığımıza da teşekkür ederiz” diye konuştu.

“Tarladan çatala kadar olan zincirde, sağlıklı gıdanın bir tercih değil yeryüzündeki bütün canlıların hakkı” diyen Celep sözlerini şöyle tamamladı; “Çevreyi, insan sağlığını ve biyoçeşitliliği koruyan, doğa dostu üretim metotlarını destekleyerek üretim yapma konusunda büyük adımlar atıyoruz. Toprağın yapısını bozan, gıdalarımızın kaynağı olan toprağımızı kaybetmemize yol açabilen pestisitlerden hızla uzaklaşıyoruz. Böylece biyoçeşitlilik kaybının da önüne geçiyoruz.”

Türkiye’de zirai mücadele amacıyla kullanılan bitki koruma ürünlerinin ruhsatlandırılması, üretimi, ithalatı, piyasaya arzı ve kontrolü ile ilgili iş ve işlemler, 5996 sayılı "Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu" ile bu Kanuna bağlı olarak çıkarılan ilgili mevzuata göre Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılıyor. Söz konusu mevzuat çerçevesinde, Türkiye'de ilk kez ruhsatlandırılacak olan bitki koruma ürününün aktif maddesinin Avrupa Birliği veya G8 ülkelerinde ruhsatlı olması şartı aranıyor. Ayrıca, uluslararası kuruluşlarca insan ve çevre sağlığı ve benzeri konularda sakıncalı görülen aktif maddelerin kullanımının sonlandırılması halinde yine aynı mevzuat kapsamında bu aktif maddelerin ülkemizde de kullanımları Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sonlandırılıyor.

Tarımsal üretimde yasaklanan 9 pestisitin ithalatı, imalatı ve kullanımı sonlandırılırken, kullanım süresi sonunda piyasada bulunan söz konusu aktif maddeleri içeren bitki koruma ürünlerinin firmasınca toplanarak Bakanlığın bilgisi dahilinde imha edilmesi karara bağlandı.

Yasaklanan ve kısıtlanan aktif maddelerin farklı tarım ürünlerinde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede kullanılan bitkisel koruma ürünlerinden oluşuyor.


27 Haziran 2020 Cumartesi

Bayer’in ilacı Türkiye’de de davalık!

Bayer'in davalık olmasına ve davacılara toplamda 10 milyar 900 milyon dolar ödemeyi kabul etmesine neden olan ilacın Türkiye'de de satıldığı biliniyor. TMMOB'den Suiçmez Ankara'da bu ilacın yasaklanması talebiyle açılmış bir dava bulunduğunu söylüyor.
Alman ilaç ve kimya devi Bayer, yabani otlara karşı kullanılan Roundup adlı ilaçtaki glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle hakkında açılan davalarda anlaşma yoluna gitti ve ABD’de davacılara toplamda 10 milyar 900 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Söz konusu ilaç Türkiye’de de satılıyor.

İLACIN TELİFİ MONSANTO’DA, TÜRKİYE’DE DE DAVA AÇILDI

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, söz konusu ilacın telifini elinde bulunduran Bayer’e ait Monsanto şirketi hakkında Türkiye’de avukat Senih Özay’ın girişimiyle kullanımının yasaklanması talebiyle açılan bir dava olduğunu söyledi.

Davada mahkemenin ZMO, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve Kanser Derneği’nden görüş istediğini aktaran Suiçmez, bu ilacın çok yaygın olarak kullanıldığını belirtti.

İlacın hava alanları ve büyük beton zeminlerde yabancı otlara karşı da kullanıldığını belirten Suiçmez, “Tarım Orman Bakanlığı AB’de yasak olmayan ilaçları genellikle Türkiye’de yasaklamıyor. Glifosatın kanserojen etkisi var. Bilimsel bilgiler ve yürürlükteki mevzuatlar ışığında insan ve çevre sağlığı için büyük riskler taşıdığı, yurt dışındaki otoritelerin aldığı kararlar da göz önüne alındığında glifosat adlı maddenin Türkiye’de kullanımının zararlı olabileceği düşünülmektedir” dedi.

YÜZDE 60 DAHA PAHALI

Bursa Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Raif Döner, kentte birçok oda tarafından söz konusu ilacın satışının yasaklandığını belirterek, “Zaten o ilacın fiyatı diğer ot kurutan ilaçlardan yüzde 60 daha pahalı” ifadelerini kullandı.

Tahıl ambarı Konya'nın Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Murat Akbulut, Konya'da Bayer'e karşı açılmış bir davanın bulunmadığını belirterek, şöyle konuştu;

“Monsanto’ya ait Roundup ilacının içeriğinde bulunan glifosat etken maddesi herbisit ot ilaçlarında kullanılan tüm ticari ilaçların ortak etken maddesidir. Ülkemizde de üretilen ot ilaçlarında da aynı etken madde bulunmaktadır. Glifosatın kansere sebebiyet verdiğine veya vermediğine dair kabul edilebilir bir çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple ilimizde henüz firmaya açılmış bir dava bulunmamakta. Ülkemizde de glifosat yoğun bir şekilde kullanılmakta. Üreticilerimiz maalesef bu ilaçları kullanmak zorunda.”

“ÜLKEMİZDE BU İLAÇLA İLGİLİ KISITLAMA YOK”

İlacın kullanılmamasının verimde düşüşe neden olacağını belirten Akbulut, “Dünyada ve ülkemizde bu ilaçların kullanımına dair bir kısıtlama yok. Kullanımının yasaklanması halinde çok ciddi verim kayıpları oluşacaktır. Ancak Amerika'da açılan yüz binlerin üzerindeki dava sayısı da göz ardı edilemez. Sağlık tabii ki her şeyden önemlidir ve bu ilaçların kullanım prosedürlerinin bakanlığımızca yeniden düzenlenerek kullanıcı üreticilerimize zarar vermeyecek ölçekte kullanım şartlarına dayandırılması zorunluluktur” diye konuştu.

İZMİRLİ ÇİFTÇİLER DAVA AÇTI

İzmir Bergamalı çiftçiler Hamzar Kural ve Tahsin Sezer ile avukat Senih Özay, bakanlığa başvurarak kanserojen içerikli ürünlerin piyasadan toplatılmasını, Monsanto'nun da lisanslarının iptalini istedi.

Bakanlığın başvuruyu yanıtsız bırakması üzerine idare mahkemesine başvurdu. Bir buçuk yıl önce açılan dava, Ankara 18. İdare Mahkemesi'nde görülüyor.

Monsanto şirketi, Tarım ve Orman Bakanlığı yanında yer almak için mahkemeye müdahillik başvurusu yaptı. Şirket, mahkemeye sunduğu dilekçede, Türkiye'de ruhsat aldıkları Roundup ve Platoon adlı yabani ot zehirlerinde glifosat etken maddesini kullandığını kabul etti.

İLACIN ETKİLERİ TARTIŞMALI

Bayer, glifosat maddesi hakkındaki iddiaları reddediyor. Son olarak Amerikan Çevre Koruma Ajansı (EPA), dikkatli kullanıldığında glifosatın güvenli olduğunu açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) ise 2015 yılında glifosatı insanlar için olası kanserojen maddeler sınıfına aldı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise 2016 yılında glifosat kullanımıyla ilgili yayınladığı bir raporda “glifosat kalıntısı barındıran gıda ürünlerinin yüksek ihtimalle kanserojen olmadığı” tespitine yer verdi.

RAPORLAR ÇELİŞİYOR MU?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) uzmanlarının katkısıyla hazırlanan raporun yine DSÖ'ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından hazırlanan ve “glifosatın insanlar için kanser yapma riski taşıdığı” görüşünün dile getirildiği 2015 yılına ait raporla çelişki içermediği belirtildi. IARC'ın glifosatın aşırı dozda alımını araştırdığı, DSÖ'nün 2016 raporunda ise gıda ürünleriyle birlikte sınırlı oranda alımının gözetildiği vurgulandı.

(Sözcü)

14 Mayıs 2020 Perşembe

Tereyağ üretiminde rekor

Türkiye'de tereyağ üretiminde 20,1 bin tonla son 10 yılın en yüksek ilk çeyrek verisine ulaşıldı
Türkiye'de tereyağ üretiminde, 20 bin 146 tonla son 10 yılın en iyi ilk çeyrek rakamı elde edildi.

AA muhabirinin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgilere göre, ocakta 6 bin 770, şubatta 6 bin 251 ve martta 7 bin 125 ton tereyağ üretildi.

Böylece Türkiye'de bu yılın ilk çeyreğinde tereyağ üretimi 2011'in ilk çeyreğine göre 2,1 katına çıkarak 20 bin 146 ton ulaştı. Söz konusu rakam son 10 yılın en iyi ilk çeyrek verisi olarak kayıtlara geçti. 2011'in ilk çeyreğinde 9 bin 477 ton tereyağ üretilmişti.

İnek sütü ve peyniri üretimi de arttı

Bu dönemde toplanan inek sütü miktarında da artış görüldü. Bu yılın ilk çeyreğinde toplanan süt miktarı 2011'in ilk çeyreğine göre yüzde 42,8 artışla 2 milyon 477 bin 722 tona ulaştı. 2011'in ilk çeyreğinde 1 milyon 734 bin 817 ton inek sütü toplanmıştı.

İnek sütündeki artış, inek peyniri üretimine de yansıdı. Türkiye'de ocak ayında 58 bin 329 ton, şubatta 58 bin 87 ton ve martta 63 bin 700 ton inek peyniri üretildi. Böylece bu yılın ilk çeyreğinde 180 bin 116 ton inek peyniri üretilmiş oldu. Bu rakam 2011'in ilk çeyreğinde 119 bin 167 ton seviyesindeydi.

6 Aralık 2019 Cuma

Tarım Kredi'den üreticiyle tüketici arasında 'köprü' olacak model

Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürü Poyraz, üretici ile tüketici arasında köprü vazifesi görecek bir model kurmaya çalıştıklarını belirtti.
Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği (Tarım Kredi) Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, üretici ile tüketici arasında köprü vazifesi görecek bir model kurmaya çalıştıklarını belirterek, "Aradaki aracıların sayısını mümkün olduğu kadar azaltarak üreticiden aldığımız ürünü işleyerek veya işleterek marketler vasıtasıyla doğrudan tüketicimize ulaştıracağız." dedi.

Poyraz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin en büyük çiftçi ailesi olan Tarım Kredi'nin, çiftçilere tarımsal girdileri uygun fiyatlı sağlarken ürünleri tüketiciye ulaştırma noktasında da sorumluluk üstlendiğini söyledi.

Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman bakanlıklarıyla koordineli hareket ederek çiftçilerin maliyetlerinin düşürülmesi için uygun kredi kaynakları sağlamak adına çalışmalar yaptıklarını belirten Poyraz, üretici ortaklardan ürünlerinin alınıp işlenmiş halde pazara taşınması için de çalışmalarını hızlandırdıklarını aktardı.

Poyraz, üretici ile tüketici arasında köprü vazifesi görecek bir model kurmaya çalıştıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

"Doğrudan üreticiden aldığımız ürünleri kendi tesislerimizde işliyoruz. Bir ürünle ilgili herhangi bir altyapımız yoksa da illaki o altyapıyı yaptıralım diye bir iddiamız yok. O zaman düşük kapasitede çalışan, atıl kapasitesi olan sanayicilerimize gidip, 'Biz ortaklarımızdan şu ürünleri alıyoruz. Bunu bize şu standartlarda mamul madde haline getirir misin?' diyoruz. Mesela bu sene 30 bin ton salçalık domatesi aldık, bir sanayiciyle anlaştık. Bu şekilde 50'nin üzerinde tedarikçimizle çalışmaya başladık. Yani aradaki aracıların sayısını mümkün olduğu kadar azaltarak üreticiden aldığımız ürünü işleyerek veya işleterek marketler vasıtasıyla doğrudan tüketicimize ulaştıracağız."

"Piyasayı fiyat ve kalite noktasında standarda getirelim"
Piyasanın tamamına hakim olma hedeflerinin olmadığının altını çizen Poyraz, "Buradaki temel misyonumuz, biz piyasanın hem üretici hem tüketici tarafında belli bir büyüklüğe gelelim. Piyasayı hem fiyat noktasında hem de kalite noktasında belli standarda getirelim, regüle edelim, insanlar bizim ürünlerimizle hem kalite hem fiyat anlamında kıyaslama imkanı bulsun. Buna bağlı olarak da bizimle aynı sektörde faaliyette bulunan diğer firmalarda fiyat ve kalite anlamında biraz da kendilerine çeki düzen versinler." değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Tarım Kredi'nin ürünleri yaklaşık 26 bin markette satılıyor. Tarım Kredi market sayını 500'e çıkarmayı hedefliyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay: Yerelden kalkınmayı sağlayacağız

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay,"Muhtarlarımız derse ki 'Ben kendi köyümü de organize ederim, kendi köyümde de bunu yaparım', trüf ormanıdır veya bal ormanı, 'Bir araziyi buna tahsis ederiz' derse kamu olarak biz de katkı veririz." dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, yerel kalkınma noktasında kamu olarak her türlü desteği verdiklerini söyledi.

Tarım ve Orman Bakanlığınca, Çekerek ilçesindeki Çekerek Barajı'nın etrafında oluşturulan trüf ormanı ve trüf mantarının tanıtım programına katılan Oktay, Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey'den bilgi aldı.

Türkiye'yi yeşillendirmeye devam ettiklerini belirten Oktay, barajların bulunduğu bölgede yerel kalkınmanın da dinamiklerinin olması gerektiğini dile getirdi.

Oktay, barajların etrafının gelir getirici kaynaklara dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları ifade etti:

"Bugün yapacağımız trüf mantarı dediğimiz sadece bunun bir örneği. 100 avro ile 300 avro arasında kilogramını satıyoruz. 100 dönümlük bir araziye dikim yapıyoruz ama asıl şey şu, kendi haline gelene kadar Genel Müdürlüğümüz bunun bakımını üstleniyor, verim almaya başladığımızda da bölge halkına kura usulü ücretsiz dağıtılacak. Amacımız bunun ücretsiz dağıtılması değil, bunun olabilirliğini göstermek."

Bu işi yapmak isteyen köylülere yüzde 65'e kadar teşvik verileceğini anlatan Oktay, işletme döneminde de işçilik boyutunda da teşviklerin süreceğini söyledi.

"Yerelden kalkınmayı sağlayacağız"
Bu tür projelerle yerelden kalkınmanın amaçlandığını vurgulayan Oktay, muhtarlara şöyle seslendi:

"Burada bir ilçede konuşuyorum ama tüm Türkiye'ye sesleniyorum: Muhtarlarımız derse ki 'Ben kendi köyümü de organize ederim, kendi köyümde de bunu yaparım.', trüf ormanıdır veya bal ormanı, 'Bir araziyi buna tahsis ederiz.' derse kamu olarak biz de katkı veririz. Bu şekilde yerel kalkınma boyutunu uyguluyoruz. Artık yerelin üretmeye başlaması, yerelden kalkınmayı sağlıyor olmamız gerekir, dediğimiz şey bu.

Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla ısrarla 'Yerelden kalkınma olmazsa ulusal anlamda kalkınmayı başaramayız.' diyoruz. 2023 hedefleri dediğimiz şey, asla geri adım atmadığımız şey bu. Biz 2023 rakamlarını ya yakalayacağız ya yakalayacağız. Onun için de eğer 500 milyar doları yakalayacaksak benim Çekerek'te yereldeki vatandaşım balını üretecek, markasını yapacak ve bunu satacak. Trüf mantarı yetişiyor madem, bunu yapacağız. 100 avro, 200 avro, 300 avro az bir rakam değil. Bunu ihraç ettiğimiz zaman bu mümkün. Bu projenin bölgesel anlamda turizme katkısını da göreceğiz. Muhteşem bir proje, ilçemize hayırlı olsun."

Kuruyan her fidanın yerine yenisinin dikildiğini anlatan Oktay, Türkiye'de dikilen her 100 fidandan 85'inin tuttuğunu ama bunu artırmak istediklerini sözlerine ekledi.