27 Şubat 2021 Cumartesi

Antep fıstığı ihracatında yüzde 27'lik artış

 Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli tarımsal ihracat ürünleri arasında yer alan Antep fıstığı ihracatı, ocak ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 27 artış göstererek 6 milyon 103 bin dolar olarak gerçekleşti.

AA muhabirinin Güneydoğu İhracatçı Birlikleri (GAİB) verilerinden derlediği bilgiye göre, bölgenin en çok ihracat yapan kenti konumunda bulunan Gaziantep, sanayi ve ticaret alanındaki performansının yanı sıra son dönemlerde tarımsal değerleriyle de ön plana çıkıyor.


Geçen ay, 2 bin 212 firmanın ihracatçı olarak faaliyet gösterdiği ve 792 milyon dolarlık dış satışın gerçekleştirildiği bölgeden, 18 milyon 713 bin dolarlık kuru meyve ihraç edildi.


Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en çok ihraç edilen kuru meyve gruplarında ilk sırayı kuru kayısı alırken, "yeşil altın" olarak bilinen Antep fıstığı ise ikinci sırada kendisine yer buldu.



Ocak ayında 3 milyon 127 bin dolarlık kısmı iç fıstık olmak üzere toplam 6 milyon 103 bin dolarlık Antep fıstığı ihracatı yapıldı. Böylece, "yeşil altın" ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27,1 artmış oldu.


Yeni yıl hedefi daha yüksek


Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Çıkmaz, AA muhabirine, zorlu bir yılın ardından elde edilen başarıların yeni yılda da artarak devam etmesini beklediklerini söyledi.


Kuru meyve ihracatının geçen yıl 2019'a göre yüzde 9,2'lik artışla 240 milyon 998 bin dolar olarak gerçekleştiğini aktaran Çıkmaz, şunları söyledi:


"2021 yılının ilk ayında bölgemizden toplam 18 milyon 713 bin dolarlık kuru meyve ihracatı gerçekleştirildi. Pandemi koşulları dünya genelinde göz önüne alındığında, gerek gümrüklerde gerekse birçok ülkede sokağa çıkma yasaklarının sürmesine rağmen bölgemizden gerçekleştirdiğimiz ihracatımız önemli bir artış göstermiştir. Bütün ihracatçılarımızı kutluyorum."


2020 yılında en fazla ihracatı gerçekleştirilen ürünün 92 milyon 573 bin dolarla kuru kayısı olduğunu, bunu da 84 milyon 739 bin dolarlık ihracatla Antep fıstığının takip ettiğini belirten Çıkmaz, "Anadolu'nun bereketli topraklarında yetişen Antep fıstığı önemli ihracat kalemlerimizden birisi oldu. Yeni yılda Antep fıstığındaki ihracatımızı artırarak yolumuza devam etmek istiyoruz. 2020'yi başarılı tamamladık, 2021'de rekor kıracağız." diye konuştu


Marketlerde ucuz gıda satışı için düğmeye basıldı

 Artan gıda fiyatlarına 'dur' diyecek önemli bir adım atılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla harekete geçen Tarım Kredi Kooperatifleri bu yıl sonuna kadar 180 olan market sayısını 500'e çıkaracak

Tarım Kredi'ye bağlı Birlik A.Ş. üzerinden yürütülecek olan marketleşmede öncelik büyük şehirlere verilecek. 30 büyük şehir başta olmak üzere tüm Türkiye'de market açılması planlanırken, dükkan kiralamaları da yapılmaya başladı. Tarım Kredi Kooperatifleri yetkilileri, hemen her gün vatandaşlardan bulundukları yerde market açılması yönünde talep geldiğini belirtiyor.


Birlik A.Ş.'nin bölge müdürlükleri üzerinden yürütülecek sistemde öncelikle depoların metrekareleri büyütülecek. Marketleşme için her noktada lojistik merkezleri açılacak.


Sabah'tan Betül Alakent'in haberine göre böylece lojistik maliyetleri de düşürülecek. Marketleşmenin daha hızlı ve pratik açılabilmesi için depolara yakın yol güzergâhındaki illere de marketler açılacak.


Örneğin İstanbul'daki depoya gelen bir TIR'ın ulaşım güzergâhında bulunan Düzce, Darıca gibi ilçelere de marketler açılacak. İstanbul'a ürün bırakmak için yola çıkan bir TIR, bu yol üstünde bulunan marketlere de bırakarak geçecek. Bu sayede üründeki lojistik maliyetinin minimum düzeye çekilmesi hedefleniyor.


Birinci kalite ürünün en uygun fiyatlarla halkla buluşturulacağı Tarım Kredi Birlik marketlerinde sözleşmeli tarım modeli uygulanıyor.


Açılacak yeni marketlerde de aynı sistem devam edecek. Yerli olmayan hiçbir ürün raflarda yer bulamazken ana hedef çiftçin ürünlerini direkt üreticiden tüketiciye uygun fiyatlarla ulaştırmak olarak belirlendi.


Temel gıda ürünlerinin yanı sıra tamamen yerli ve milli olan Boron markalı deterjan ürünleri de yine marketlerde yer alacak. Ayrıca marketlerde coğrafi işaretli ürünler, kadın girişimcilerin el emeği üretimleri de özel bir köşede sergilenecek.


Kira anlaşmalarının başlatıldığı marketlerde en çok dikkat edilen husus ise ulaşılabilirlik. Kiralamalarda vatandaşın rahat ulaşabileceği lokasyonlar dikkate alınırken, merkezi nokta ve caddeler üzerinde mağaza aranıyor.


Market sayısının artırılması kararının halk nezdinde de çok olumlu karşılandığını belirten Tarım Kredi Kooperatifleri yetkilileri, hemen her gün vatandaşlardan bulundukları yerde market açılması yönünde talep geldiğini belirtiyor. Yetkililer, "Sadece bir günde 500'e yakın 'Burada da açın' mailini aldık. Bir bu kadar da telefon geldi. Vatandaş ilgisi çok yüksek" diye konuştu.


19 Şubat 2021 Cuma

ŞOK Marketler'den Tarım Kredi Kooperatifleri ile iş birliği

 ŞOK Marketler Üst Yöneticisi (CEO) Uğur Demirel, "Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleriyle yaptığımız iş birliği sayesinde çiftçiler ürünlerini satma kaygısı taşımadan üretim yapıp emeklerinin karşılığını tam ve zamanında alıyor" dedi.

ŞOK Marketler, (#SOKM) Türkiye’nin en büyük çiftçi ailesi Tarım Kredi Kooperatifleri ile iş birliğinin kapsamını genişletti.


Firmadan yapılan açıklamaya göre, "Tarladan Sofraya Doğru Tarım" projesiyle ŞOK Marketler, kalitesini her aşamada kontrol ettiği ürünleri müşterilerine en uygun fiyatlarla sunuyor.


ŞOK Marketler, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri iş birliğiyle Türk çiftçisinin daha çok ürününü doğrudan market rafına ulaştırmaya devam ediyor. ŞOK Marketler ile Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri arasında meyve sebze üretimiyle 2019 yılında başlayan iş birliği, tarıma dayalı kuru gıda ürünlerinin eklenmesiyle toplam 120 milyon Türk lirasını aşan bir hacme ulaştı. İmzalanan bu ek protokolle, kooperatife üye çiftçilerden alınan ürün çeşit ve miktarları artırıldı.


"Çiftçileri ve yerli üretimi desteklemeye devam ediyoruz"


Açıklamada görüşlerine yer verilen ŞOK Marketler Üst Yöneticisi (CEO) Uğur Demirel, bu stratejik iş birliğiyle çiftçileri ve yerli üretimi desteklemeye devam edeceklerini belirterek şunları kaydetti:


"2019 yılında başlattığımız ‘Tarladan Sofraya Doğru Tarım’ projesiyle yerli üretimi, Bursa’dan Antalya’ya, Tokat’tan Adana’ya kadar birçok ilde yüzlerce çiftçiyi destekliyoruz. Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleriyle yaptığımız iş birliği sayesinde çiftçiler ürünlerini satma kaygısı taşımadan üretim yapıp emeklerinin karşılığını tam ve zamanında alıyor. Sağlıklı tohum seçiminden başlayarak hasada kadar tüm süreçleri denetleyerek müşterilerimizin kendilerine yakın ŞOK Marketler mağazalarında daima taze, kaliteli ve uygun fiyatlı ürünlere ulaşabilmelerini sağlıyoruz. Çiftçilere destek olurken, müşterilerimize de en kaliteli ve uygun fiyatlı ürünleri kesintisiz bir şekilde sunmaya devam ediyor, alım güçlerine katkıda bulunuyoruz.”


Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleriyle yaptıkları başarılı iş birliğinin kapsamını genişlettiklerini aktaran Demirel, "Çiftçinin emeğinin karşılığını zamanında ödeyip ürününü satma garantisi sağlarken, tüketicilerimize de kalitesinden emin olduğumuz ürünleri en uygun fiyatlarla ulaştırıyoruz." ifadelerini kullandı. 


Yağ, süt, yumurta gibi ürünlerin ŞOK Marketler’deki satış fiyatlarını örnek gösteren Demirel, "33 binden fazla çalışanımızla müşterilerimize hizmet ediyor, binlerce çiftçi ve üreticiye destek veriyoruz. Müşterilerimize en önemli vaadimiz, kaliteli ve uygun fiyatlı ürünler sunmak. ŞOK Marketler’in enflasyonu her zaman Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) altında oldu. Şu anda da taze sebze ve meyve, yumurta, süt ve ayçiçek yağı gibi ürünleri piyasadaki en uygun fiyatlarla müşterilerimize sunmaya devam ediyoruz."


"Sözleşmeli tarım modelini, iş birlikleriyle geliştirmeyi hedefliyoruz"


​Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Dr. Fahrettin Poyraz ise 17 bölge birliği, 1622 kooperatif, 17 şirket ve 850 bin ortağı ile ülkemizin en büyük çiftçi yapılanması olan Tarım Kredi Kooperatiflerinin, Türkiye’nin tarımda ihtiyacını yerli üretimden karşılaması hedefiyle çalıştığını belirtti.


Tarımsal üretimde devamlılığın sağlanmasının önemine dikkat çeken Poyraz, şunları kaydetti:


"Çiftçilerin emeğinin karşılığını alması, ülkemizin işlenebilir durumdaki topraklarının değerlendirilmesi için projeler geliştiriyoruz. Sözleşmeli üretim modeli bu projeler içinde en önem verdiklerimizden. Sözleşmeli tarım modelini, iş birlikleriyle daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Alımı yapılan ürünlerin çeşitliliğini ve miktarlarını artırmaya devam edeceğiz. Ürün değerlendirme faaliyetleri kapsamında 2020 yılı için 2,5 milyar TL bedelle 1 milyon 600 bin ton ürün alımı hedefi belirlemiştik. Bu hedefe ulaştık. Ürünlerin 1 milyar TL’lik kısmının alımını da sözleşmeli üretim modeli kapsamında gerçekleştirdik. 2021 yılı için ise toplam 3,7 milyar TL bedelle ürün alımı hedeflerken bunun 1,5 milyar TL’lik kısmını sözleşmeli üretim modeliyle almayı planlamaktayız."


17 Şubat 2021 Çarşamba

Bilinçsiz tarım ilacı kullanımı bitkide verimi düşürüyor

 Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Basım, tarım sektöründe kullanılan pestisitin, doz aşımı olduğu ve sıklıkla kullanıldığı takdirde insan ve bitki sağlığı için tehlike oluşturacağı uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Basım, tarım sektöründe yaşanan ilaç kalıntısı sorununun ortadan kalkması için kimyasal ilaç kullanımının en aza indirilmesi gerektiğini söyledi. Sektörde böcek ve haşerelere, yabani otlara, küf ve mantarlara, kemirgenlere, yumuşakçalara, yuvarlak solucanlara, akarlara karşı olmak üzere birçok türü bulunan ve çeşitli kimyasal maddeleri içeren pestisitin (tarım sektöründe zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan maddelerden oluşan karışımlar) kullanımının kontrollü şekilde olması gerektiğini vurgulayan Basım, uygun doz ve uygun zaman aralıklarına dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.


"Bilinçsiz ilaç kullanımı bitkideki verimliliği artırmak yerine daha da kötü yapabilir. Tarım ilaçlarını kullanırken çok dikkatli davranılması gerekiyor." diyen Basım, "Bitkiyi korurken sadece kimyasal ilaçlar tercih edilmemeli. Diğer canlıların kullanımı, biyolojik ve kültürel mücadele yöntemleri ile tarım ilaçlarını da uygun dozda ve aralıklarla kullandığımız takdirde zararların önüne geçebiliriz. Aksi takdirde pestisit doz aşımı olursa, sıklıkla kullanılırsa, kullanım aralıklarına uyulmazsa hem insan hem de bitki sağlığı için son derece tehlikeli." ifadelerini kullandı.


"Bitkiyi hasta olmadan korumalıyız"


Basım, kimyasal ilaçların kısa zamanda etki vermesi nedeniyle üreticilerin ilk tercihi olduğunu ancak uzun vadede ciddi zararların ortaya çıktığını belirtti. Bitkileri zararlı mikroorganizmalardan korumak amacıyla farklı tekniklerin de bulunduğunu aktaran Basım, şu değerlendirmede bulundu:


"Bitkiler yeryüzünde en fazla hastalanma riski olan canlılar, bunları tedavi etme olasılığımız yok. Burada dikkat etmemiz gereken husus, bitki hastalanmadan önce tedbirleri almak. Meteorolojik uyarıları dikkate alarak, yetiştirdiğimiz ürünün hastalıklarının ne olduğunu bilerek, kültürel, fiziksel tedbirler ve biyoteknik yöntemlerle bitkileri hastalıklardan koruyabiliriz. Bu verime ve kaliteye de yansıyacaktır."

 Alternatif bitki koruma tekniklerine ilişkin üniversitelerde önemli çalışmalar yapıldığını vurgulayan Basım, üreticilerin bu çalışmalardan faydalanmaları gerektiğini kaydetti.


Çiftçilerin yetiştirdikleri ürüne karşı detaylı araştırma yapmaları ve ürünü, hastalıklarını iyi tanımaları gerektiğine dikkati çeken Basım, ziraat mühendisleri, tarım il ve ilçe müdürlükleriyle daima iletişim halinde olmaları gerektiğini söyledi.


Üreticilerden 'gezen tavuk yumurtası' uyarısı

 Yumurta üreticisi Necmettin Çalışkan, 'gezen tavuk yumurtası' adıyla pazarlanan ve koronavirüs pandemisi nedeniyle daha çok ilgi gören ürünlerin bugün için Türkiye'de üretiminin mümkün olmadığını söyledi.

Hatay’da bölgenin en büyük tavuk ve yumurta üretim tesisi işletmecisi Necmettin Çalışkan, Türkiye’de son yıllarda 'gezen tavuk yumurtası' diye satılan yumurtaların normal yumurtalardan farklı olmadığını söyledi. Gezen tavukların geniş alanda doğal olarak beslenmesi gerektiğini ancak Türkiye'deki tesislerde sürekli aynı yemle beslendiğini kaydeden Çalışkan, "Ülkemizde, ‘gezen tavuk yumurtası’ gibi isimlerle ürünler pazarlanmaktadır. Doğrusunu isterseniz, bu noktada ‘gezen tavuk’ tanımına yeterli derecede uyan üretim yapılmamaktadır. Şöyle ki, bu gezen tavuk yumurtasında, belki hayvan biraz daha fazla alana sahiptir ama aynı yem tüketilmekte ve aynı yem tüketildiği sürece aynı ürün ortaya çıkar. Bu noktada İngiltere’de de olduğu üzere, dünyanın pek çok ülkesinde yerel standart şudur, bir alanın beş kilometrekare yarıçapı içerisinde tarımsal hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Bugün ülkemizde, 5 kilometre alanın tamamının koruma altına alındığı, hiçbir tarımsal ilacın kullanılmadığı bir alan olduğunu iddia etmek gerçekten güçtür, mümkün değildir” dedi.

'YUMURTALARIN RENKLERİ, IRKLARIYLA İLGİLİDİR'

Beyaz yumurtaların kırmızı yumurtaya oranla maliyetinin az olduğunu anlatan Çalışkan, "Yumurtaların renklerinin farklı oluşu tavukların ırklarıyla ilgilidir, bir de üretim aşamalarıyla ilgilidir. Bugün beyaz kabuklu yumurtayı üreten tavuklar, üreticiler açısında daha caziptir, hayvanlar daha dayanıklıdır, daha az maliyetlerle beyaz yumurta üretilmektedir. Kırmızı ise, biraz daha maliyeti yüksek ürünlerdir. Aslında tüketici açısından özel tercih olmadığı sürece, her ikisi de yumurtadır. Ülkemizde, yumurtanın yüzde 85’i beyaz, yüzde 15 civarında kırmızı tüketilmektedir. Ülkemizde, batı illerinde kırmızı renkli yumurtlar, doğu da ise daha çok beyaz tüketilmektedir. Beyaz ile kırmızı arasındaki kalite farkı ise, beyaz yumurtaların gramajı biraz daha düşüktür, kabuk kalitesi daha incedir, kırılma riski yüksektir. Ancak tüketimdeki hassasiyet tamamen tüketicinin damak zevkine kalmaktadır” diye konuştu.


'AÇIKTA SATILAN YUMURTALAR, SORUN TEŞKİL EDEBİLİR'

Yumurta alırken tüketicilerin seçici davranmaya gayret göstermeleri gerektiğini belirten Çalışkan, şöyle konuştu:


"Bilindik markaları, bilinen yerlerden alma gayreti içerisinde olunmalıdır. Bugün, yumurtaların üzerinde üretim ve son kullanma tarihleri çoğunlukla bulunmaktadır. Bir de özellikle, satış yapılan yerlerde, birden fazla çok çeşitli ürünler, süt ürünleri, peynir, tereyağı gibi yan yana gelmemesi gereken ürünler, yan yana bulunursa bu noktada aralarındaki uyuşmazlık nedeniyle tüketici açısından sıkıntı bulunabilir. Doğrusu ürünler bizzat, mümkünse üreticisinden alınma yolunda gayret göstermelidir. Bugünlerde sorun olmasa da özellikle yaz günlerinde açıkta satılan yumurtalar sorun teşkil etmektedir, kışın da özellikle çok soğuğa maruz kalan bölgelerde donma riskiyle karşı karşıya kalan ürünlerden de uzak durmak gerekir.”


26 Ocak 2021 Salı

Jeotermalle ısıtılan seralarda üretilen 'Simav Eynal domatesi' sofraları süslüyor

 Kütahya'nın Simav ilçesindeki seralarda yılda 10 bin ton dolayında üretilen domatesler İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir ve Balıkesir başta olmak üzere çevre büyük şehirlere gönderiliyor.

Türkiye'nin önde gelen jeotermal merkezlerinden Kütahya'nın Simav ilçesinde seralarda üretilen domatesler özellikle büyük şehirlerde ilgi görüyor.

İlçede konutların ve kamu binaların ısıtma sistemlerinde yararlanılan jeotermal suyla, yaklaşık 300 dönüm alanda kurulu 130 civarında sera da ısıtılıyor.

Simav Belediye Başkanı Adil Biçer, AA muhabirine, kuyu sıcaklığı 140 dereceyi bulan termal suyla 1992 yılından beri ilçeye temiz, konforlu ve ucuz ısınma imkanının sağlandığını söyledi.

Biçer, "Simav Eynal" domatesinin, jeotermal enerjiyle ısıtılan seralarda üretildiğini belirtti.

İlçenin, doğal güzellikleri kadar jeotermal kaynaklarıyla da bilindiğini anlatan Biçer, "Bölgemizde yaklaşık 20 yıldan beri jeotermal seracılık yapılıyor. Simav'ın konumu, rakımı, güneşten yararlanma süresi hususları dikkate alındığında Simav Eynal domatesine ayrı bir lezzet vermektedir." dedi.

"Yılda 10 bin ton civarında domates hasat ediyoruz"
Simav 4 Eylül Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Hakan Öztürk de jeotermal ısıtmalı seralarda yılda 10 bin ton civarında domates hasat ettiklerini aktardı.

Ürünleri İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir ve Balıkesir başta olmak üzere çevre büyükşehirlere bayiler aracılığıyla pazarladıklarını bildiren Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"En büyük müşterilerimiz market, otel ve restoranlar. Simav'ın florası ürünlerimize lezzet katıyor. Jeotermal ısıtma sayesinde yılın 12 ayında üretim yapabiliyoruz. Simav bölgesi 800 metre rakımda bulunmasından dolayı kış sıcaklıkları sıfırın altında 20 dereceye kadar düşebiliyor. Soğuk günlerde bile üretimimizi ara vermeden sürdürebiliyoruz. Ürünlerimiz, pazarlarda ilk sıralarda aranan, Türkiye'deki en iyi domatesleri arasında yer alıyor. Lezzeti öncelikle Simav'ın kendine özgü iklim şartlarından geliyor. Ayrıca jeotermal enerjiyle ısıtma nedeniyle renk kalitesi bulunuyor. Pazara ya da markete gittiğinizde renk ve parlaklık bakımından Simav domatesini çok rahat anlayabilirsiniz. Yenildiğinde de aradaki farkı hissedebilirsiniz."

Öztürk, ürettikleri domateslerin henüz dalındayken satıldığını ifade etti.

"Marka tescili ve patentini aldık, coğrafi işaret başvurusunda bulunduk"
Simav Eynal domatesinin marka tescili ve patentini aldıklarını anlatan Öztürk, coğrafi işaret başvurusunda da bulunduklarını dile getirdi.

Seralarda topraksız tarımla üretim yapıldığını kaydeden Öztürk, "Üretimimiz iyi tarım uygulamalarına tabidir. Tozlaşma ise bombus arısıyla sağlanmaktadır. Simav'da yaz aylarında üretilen domates ile kışın üretilenler arasında hiçbir fark bulunmuyor. Yazın dalından kopardığınız domatesin dayanımı ve lezzetiyle kışın kopardığınız domatesinki arasında hiçbir fark yoktur." diye konuştu.

Hakan Öztürk, seraların ve ürünlerin Tarım ve Orman Bakanlığınca periyodik olarak denetlendiğini, üretimde kullandıkları zirai ilaçların ise organik olduğunu sözlerine ekledi.






2020'yi rekorlarla tamamlayan Gübretaş yine üreticinin yanında

 Gübretaş, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde hem üretim hem de satışlarını artırarak 2020 yılını şirket tarihinin yeni rekorlarıyla tamamladı.

Gübretaş'tan yapılan açıklamaya göre, salgın döneminde gıda arz güvenliğinin sağlanması için Türkiye'de tarımsal üretimin aksamadan yürütülmesi amacıyla operasyonel faaliyetlerini artan bir tempoyla sürdüren Gübretaş, Kovid-19 salgınının Türkiye'nin gündemine girdiği mart ayında çiftçilere gübre tedariki konusunda güven veren bir Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklaması yapmıştı.

Gübretaş, 20 Mart 2020'de yaptığı açıklamada, salgın sürecinde tarımda verimlilik artışı için en önemli girdilerinden olan kimyevi gübre tedarikiyle ilgili bir sıkıntı yaşanmaması amacıyla sektör lideri olarak tüm gerekli aksiyonları alarak çiftçilerin ihtiyaç duyduğu her türlü kimyevi gübreyi sağlamaya devam edeceklerini belirtmişti.

Çiftçilere verdiği sözü başarıyla yerine getiren Gübretaş, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde hem üretim hem de satışlarını artırarak 2020 yılını şirket tarihinin yeni rekorlarıyla tamamladı. Geçen yıl boyunca Türkiye faaliyetlerinde toplam 687 bin ton katı, sıvı ve toz gübre üretimi gerçekleştiren Gübretaş, tüm ürün gruplarında 2 milyon ton üzerindeki satışıyla pazar payını artırırken, ülkedeki gübre tüketiminin üçte birini tek başına karşılama başarısına imza attı.

"İhracatta şirket tarihi rekorunu kırarak mili ekonomiye daha fazla döviz katkısı sağlamayı başardık"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Gübretaş Genel Müdürü İbrahim Yumaklı, 2020'nin, özellikle Kovid-19 nedeniyle tüm dünya açısından farklı ve zorlu bir yıl olduğunu belirtti.



Yumaklı, şunları kaydetti:

"Birçok alanda yeni normallerin oluştuğu bu dönemde insan sağlığının korunması kadar, gıda güvenliğinin sağlanması ve beslenme ihtiyacının kesintisiz şekilde karşılanmaya devam edilmesi daha da önem kazandı. Bu süreç, tarımsal üretimdeki sürdürülebilirliğin ülkemiz ve insanlık için ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. Biz de GÜBRETAŞ olarak ana hissedarımız Tarım Kredi Kooperatifleri'yle oluşturduğumuz güçlü iş birliği sayesinde bu zorlu dönemde üstlendiğimiz sorumluluğu başarıyla yerine getirdik ve yeni yılda da bunu sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.

Pazar liderliğinin yanı sıra şirket olarak üreticilere sundukları bilinçli tarımı yaygınlaştırma ve tarımsal danışmanlık hizmetlerini salgın döneminde de aralıksız sürdürdüklerini aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:

"Tarım sektöründeki üreticilerin hem bitki besleme ürünü hem de bilgi desteği ihtiyaçlarını artan tempoyla karşılamaya devam ettik. Bu sayede 2020 yılında kimyevi gübre satış miktarımızı bir önceki yıla oranla yüzde 21 artırarak ilk kez 2 milyon ton eşiğini aştık. Yurt içi satışların yanı sıra geçen yıla oranla yüzde 40'ın üzerinde bir artışla ihracatta da şirket tarihi rekorunu kırarak mili ekonomiye daha fazla döviz katkısı sağlamayı başardık. Diğer yandan tarımsal danışmanlık kanallarımıza üreticilerden gelen bilgi talepleri ise 3 kat artış gösterdi. Model alan çalışmalarımızı da bu dönem başarıyla sürdürdük."

"Operasyonel faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasıyla kesintisiz sürdürülmekte"
İbrahim Yumaklı, Türkiye'de yıllık ortalama 6 milyon ton kimyevi gübre tüketildiğini aktararak, "Küresel salgın döneminde tarım sektörü, üretimini aralıksız ve artan tempoyla sürdürerek 2020 yılını verimli şekilde geçirdi. Sektör olarak yeni yıla da umutla başladık. Fakat tarım sektörü için en önemli faktörlerden olan iklim konusunda zorlu bir süreçten geçiyoruz. Son yılların en kurak dönemlerinden birini yaşama ihtimali, tarımsal üretim için önemli bir risk. Bu nedenle son birkaç haftadaki yağışların devam etmesini ve yeni yılın çiftçilerimiz için bereketli bir yıl olmasını temenni ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Tarımsal üretimdeki 2021 ilkbahar sezonu için ihtiyaç duyulacak gübre tedarik hazırlıklarını aylar öncesinden yaptıklarını bildiren Yumaklı, "Geçtiğimiz yılların dönemsel gübre tüketim verileri ve Tarım Kredi Kooperatifleri'nin ilk 6 aylık siparişlerine göre oluşturulan satış bütçemiz için gerekli ürünlerin yüzde 80'ini tedarik ettik. Geriye kalan bölüm ise pazardaki gelişmeler, tüketimdeki gerçekleşmeler ve müşterilerimizin talepleri doğrultusunda pazar payımız çerçevesinde uygun zamanda tedarik edilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Bu dönemde çiftçinin ihtiyaç duyduğu gübrelerin temini için kooperatif ve bayilerden gelen siparişlerin takvimine uygun şekilde sevkiyatların yoğun şekilde sürdüğünü aktaran Yumaklı, şunları kaydetti:

"Müşterilerimizin ocak ayı taleplerinin yüzde 90'dan fazlası 24 ocak itibarıyla teslim edilmiştir. Ayrıca, coğrafi şartlardan ve kamyon hareketlerinden dolayı teslimatta öncelik tanıdığımız müşterilerimizin şubat ayı siparişlerinin de yüzde 20'ye yakını sevk edilmiştir. Operasyonel faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasıyla kesintisiz sürdürülmektedir. Çiftçiler, Türkiye genelindeki Tarım Kredi Kooperatifleri ve diğer bayilerimizden ürünlerimizi temin edip kullanmaya devam etmektedir." 

"Tarımsal üretimdeki devamlılığa büyük önem veriyoruz"
Gübretaş Genel Müdürü Yumaklı, Türkiye'de gerekli yeraltı kaynağı bulunmadığı için kimyevi gübre sektörünün ham madde yönüyle ithalata dayalı olduğunu belirterek, kimyevi gübre sektörünün global bir sektör olduğunu ve Türkiye'nin bu pazarda sadece yüzde 1,5 civarında paya sahip bulunduğunu bildirdi.

Yurt dışından ithal edilen gübre ham maddelerini dövizle satın alıp çiftçiye TL olarak ulaştırmanın sektörün finansal zorluklarından biri olduğunu vurgulayan Yumaklı, kimyevi gübre fiyatlarına, uluslararası piyasalardaki emtia ve ham madde fiyatlarının yanı sıra döviz kurlarındaki hareketlerin de doğrudan etki ettiğini kaydetti.

Gübretaş olarak bu iki unsurun maliyetler üzerindeki etkisini minimize edecek operasyonel tedbirleri alarak üreticilere en kaliteli gübreyi en uygun fiyata tedarik etme politikasını sürdürdüklerini aktaran Yumaklı,  şu değerlendirmelerde bulundu:

"Buna bağlı olarak bazen dövizde artış yaşansa bile global ham madde fiyatlarında düşüşler olduğunda ülkemizdeki fiyatlar stabil kalabiliyor. Geçmiş yıllarda da bunun örnekleri yaşandı. Fakat son aylarda döviz kurundaki durağan seyre rağmen uluslararası gübre ham madde fiyatlarında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 40'ları aşan artışlardan sektörümüz de etkilenmektedir. Kısacası, gübre fiyatlarını sadece döviz kurlarıyla açıklamak yeterli olmaz. Bir yıllık dönemde döviz kurundaki değişimle birlikte salgın faktörünü, global ham madde fiyatları ile ülkemizde kredi faizlerindeki artışı da dikkate almak gerekir

Tüm finansal ve operasyonel zorluklara rağmen şirket olarak toprağa verdikleri emekleri her zaman minnetle andığımız çiftçilerimizin işini kolaylaştırmaya çalışıyor ve tarımsal üretimdeki devamlılığa büyük önem veriyoruz. Bu amaçla çiftçilerin ihtiyaç duyduğu gübreleri en kaliteli ve en uygun fiyatla sunmaktayız. Sektördeki son bir yıllık fiyatlar karşılaştırıldığında Tarım Kredi Kooperatifleri ile Gübretaş'ın çiftçinin yanında duruşu görülecektir. Son yaptırdığımız saha araştırmasında da Gübretaş markasının yüzde 90'ın üstünde bir kalite algısına sahip olması, çiftçilerin ürünlerimize teveccühünü artırıyor. Bu nedenle 2020'de çok yoğun bir taleple karşılaştık ve salgının getirdiği zorluklara rağmen 69 yıllık şirket tarihinin satış sevkiyat rekorunu kırarak 2 milyon tondan fazla gübreyi tek başımıza karşıladık. Bu çizgiyi koruyarak tarımsal üretime katma değer sağlamaya devam edeceğiz."